sağ baştan
Cumartesi, Aralık 01, 2012
aldanmaca
belki yeri değil ama şurada bahsi geçen şahsın sonralarda manyak bir alkolik lezbiyen olduğunu görmüşlüğüm var. ben hayata neremle bakıyorum bilmiyorum herşey yeşil, herşey mavi, herşey pembe; oysa en gerçek hali ya siyah ya gri beyaz sadece siyahın tonunu açıyor o kadar. insanlar nefretlik, insanlık beter. beni benden ettiler.
what's next?
gözlerim kırmızı ve şişik, yarım yamalak uyku ve uzunca ağlama krizleri sonrası tipik haller. bu hallere neden olan vakalara bünye alışık olsa da can sıkıcı durumlar işte.canın sıkılmaması gerektiği bilinse de , her bilinen hal o hali yaşamaya değil engel.
az önce üzerimdeki sarı battaniyeyi ayaklarıma doğru uzatırken annemi hatırladım. ben 8 yaşındaydım annem benim yaşımdayken oysa ben daha tüm bu sorumluluklara girmeden dahi 8-10 yaşlarında bir ordu büyütüyormuşum gibi yorgunum ve sabrım bir o kadar sınanmış sanki. o da şimdilerde hırkasız gezmez sırtı üşümesin diye, battaniye eksik etmez ayaklarından, ben de. yani boşuna doğmadan kocamışsın demiyor ya kadın bana zaten.
zaman çılgınlar gibi ilerlerken aklımdan geçen tek şey var : 'ben buraya ait değilim!'
Değilim çünkü benim aklım hala saf işliyor, değilim çünkü ben hala başkalarını üzmektense kendim üzülür, ağlar zırlar unuturum kafasındayım, değilim çünkü ben planla değil duygularımla yön veririm kalbime HALA(!)
az kaldı biliyorum. birşeyler neticelenecek. hangi sonuçların nasıl yorumlanacağını şimdiden kestirmek mümkün değil elbette. ama bu neticeler bu kez ezber bozacak, bu kez rutin dışına çıkabilecek, bu kez bana beni hatırlatabilecek. bana daha benden, daha bana yakın, daha bana benzerler barındıracak içinde. bu çözüm 'başkası' için değil 'benim' için olacak. ve daha fazla zaman almayacak. şimdi sadece sustum ve bekliyorum. sessiz çığlıklarımı da bir müddet daha kendime saklıyorum. kızıyorum evet böyle ucuz bir hayatın içinde olmuş olmama, küfür edebilmeyi en çok şuan arzu ederdim evet ama yine sihirli kelimeyi kendime hatırlatıyor ve 'SABIR' diyorum.
iyi geceler.
P.S: uyumadan önce iyi gider buyrun bakalım
az önce üzerimdeki sarı battaniyeyi ayaklarıma doğru uzatırken annemi hatırladım. ben 8 yaşındaydım annem benim yaşımdayken oysa ben daha tüm bu sorumluluklara girmeden dahi 8-10 yaşlarında bir ordu büyütüyormuşum gibi yorgunum ve sabrım bir o kadar sınanmış sanki. o da şimdilerde hırkasız gezmez sırtı üşümesin diye, battaniye eksik etmez ayaklarından, ben de. yani boşuna doğmadan kocamışsın demiyor ya kadın bana zaten.
zaman çılgınlar gibi ilerlerken aklımdan geçen tek şey var : 'ben buraya ait değilim!'
Değilim çünkü benim aklım hala saf işliyor, değilim çünkü ben hala başkalarını üzmektense kendim üzülür, ağlar zırlar unuturum kafasındayım, değilim çünkü ben planla değil duygularımla yön veririm kalbime HALA(!)
az kaldı biliyorum. birşeyler neticelenecek. hangi sonuçların nasıl yorumlanacağını şimdiden kestirmek mümkün değil elbette. ama bu neticeler bu kez ezber bozacak, bu kez rutin dışına çıkabilecek, bu kez bana beni hatırlatabilecek. bana daha benden, daha bana yakın, daha bana benzerler barındıracak içinde. bu çözüm 'başkası' için değil 'benim' için olacak. ve daha fazla zaman almayacak. şimdi sadece sustum ve bekliyorum. sessiz çığlıklarımı da bir müddet daha kendime saklıyorum. kızıyorum evet böyle ucuz bir hayatın içinde olmuş olmama, küfür edebilmeyi en çok şuan arzu ederdim evet ama yine sihirli kelimeyi kendime hatırlatıyor ve 'SABIR' diyorum.
iyi geceler.
P.S: uyumadan önce iyi gider buyrun bakalım
Pazar, Kasım 18, 2012
Bu sabah...
Beni dinlemek zorunda değilsin elbette.
Ama ne güzel olurdu dinleyebilseydin.
Mutluyum senin adına, umarım herşey yolunda gidiyordur.
'Göründüğü gibi olmadığını' söyleyip kızmaya kalkarsın şimdi;azarlamakla karışık.
İlginçtir hiç utanmam. İlginçtirden de ziyade alışkanlıktır belki de.
Yaslanacak omuz aramak zordur elbette.
Bulmuş olmanın verdiği mayışıklığı bile izlemek güzel.
Bir pazar şarkısı seçme şansım olsaydı sana o da bu olurdu.
Kutlu ve mutlu olsun.
Herşey hep gönlünce olsun.
Cuma, Kasım 09, 2012
ne yani?
Perşembe, Kasım 08, 2012
basit
iç sesim sana diyecek birkaç sözüm var.
öncelikle zıkkımın kökü.
sonracıma; ne kadar da arsızsın.
dahası yeniden zıkkımın kökü.
en son olarak ise ya otur ödevine bak, ya da kalk zıbar yat.
öncelikle zıkkımın kökü.
sonracıma; ne kadar da arsızsın.
dahası yeniden zıkkımın kökü.
en son olarak ise ya otur ödevine bak, ya da kalk zıbar yat.
ready to go ama işte...
gebersem de söylemeyeceğim artık kimseye seni.
senden bahsetmek çoğaltmakmış çarpanlarınla çarparak yine seni sanki.
yok yok sankilikten öte; öyle. öylenin ta kendisi.
'hayat kısa, kuşlar uçuyor.'
ikimizin gökyüzü de şuan ağlıyor.
öyleyse bu hüzün gereksiz.
bu kadar ortak nokta varken;
güzelliğine içelim, mutluluk daha erken.
Çarşamba, Kasım 07, 2012
görecek günler var daha
vıcık vıcıklık nefretliktir.
gelip geçicidir.
biter, tükenir.
iyi değildir,hiç olmayacaktır.
tecrübeyle sabittir.
gelip geçicidir.
biter, tükenir.
iyi değildir,hiç olmayacaktır.
tecrübeyle sabittir.
Salı, Kasım 06, 2012
hep aynı nakarat
Hayat ne çok süprize gebe.
Ve zaman ne kadar da çabuk geçiyor aslında dilde değil sadece özde de.
Ergenlik dönemlerim diye isimlendirdiğim dönemin bir tık ötesine gelebilmek için o yaşımın 1/3'ünü yeniden yaşamak durumunda kaldım;oldum 27.
Daha dün 15 idim oysa boyum az daha uzasa ya diyordum.
17 idim,mutluydum bir Teoman şarkısı benden bahsediyor diye.
Reşit oldum sonunda, büyüdüm 18 idim.
2 ile başlayan ilk yaşımdın 20.
Aşık oldum seninle 21.
Kalbim yandı eridim bittim 22.
Küllerimden doğdum,çokça sevildim 23.
Son 4 yıla gelince. Size ne bir başlık koyabiliyorum ne de böyle bir cümleyle özetleyebiliyorum.
Büyüdüm, büyüdüm,büyüdüm.
Kabullendim. Öğrendim. Sabrettim.
Ediyorum, bekliyorum.
Hayat senden çok şey beklemiyorum.
Kaldı ki bu saatten sonra olsa da olur olmasa da inan.
Kalbim atıyor ya hızlı hızlı olsun sen boşver beni.
Beni bilirsin hep böyleydim.
Olur olmadık doluyor ya gözlerim.
Sen kulak asma.
Beni bilirsin hep duygusaldım.
Öyle olmasaydım, hiç bu kadar yanar mıydım.
Ben en çok sevmeyi, sevilmeyi sevdim hayat.
Gerisi boş, gerisi bayat...
Ve zaman ne kadar da çabuk geçiyor aslında dilde değil sadece özde de.
Ergenlik dönemlerim diye isimlendirdiğim dönemin bir tık ötesine gelebilmek için o yaşımın 1/3'ünü yeniden yaşamak durumunda kaldım;oldum 27.
Daha dün 15 idim oysa boyum az daha uzasa ya diyordum.
17 idim,mutluydum bir Teoman şarkısı benden bahsediyor diye.
Reşit oldum sonunda, büyüdüm 18 idim.
2 ile başlayan ilk yaşımdın 20.
Aşık oldum seninle 21.
Kalbim yandı eridim bittim 22.
Küllerimden doğdum,çokça sevildim 23.
Son 4 yıla gelince. Size ne bir başlık koyabiliyorum ne de böyle bir cümleyle özetleyebiliyorum.
Büyüdüm, büyüdüm,büyüdüm.
Kabullendim. Öğrendim. Sabrettim.
Ediyorum, bekliyorum.
Hayat senden çok şey beklemiyorum.
Kaldı ki bu saatten sonra olsa da olur olmasa da inan.
Kalbim atıyor ya hızlı hızlı olsun sen boşver beni.
Beni bilirsin hep böyleydim.
Olur olmadık doluyor ya gözlerim.
Sen kulak asma.
Beni bilirsin hep duygusaldım.
Öyle olmasaydım, hiç bu kadar yanar mıydım.
Ben en çok sevmeyi, sevilmeyi sevdim hayat.
Gerisi boş, gerisi bayat...
Pazartesi, Kasım 05, 2012
hepimiz
zamanın birinde aynı evi paylaştığım, tez zamanda kaynaştığım bir zat-ı muhterem vardı. kötü zamanlarımdı, bazen beni anlıyor, bazense anlıyor gibi yapıyordu. beni gereksiz fazla seviyordu anlamıyordum sebebini. hayatımda ilk kez bir arkadaşım üşüyorum diye ayacıklarımı ovuyordu üşüdüğüm akşamlarda, başım ağrıdığında viksle masaj yapıyordu falan. gecenin bir yarısı elinde tostla odamın kapısı çalıp o zamanlar hoyratça ve yalnız takılmalarıma sevecen tavırlarıyla son vermeye çalışıyordu. hayatta hiçbir hamlemiz, yaşam tarzımız, görüşümüz, zevklerimiz zerre uyuşmasa da kardeş belledim böyle hemencik kendisini bende. çok ağlaktım o dönem. üzülüyordu belli ki, hem seviyordu da beni. neyse bir sevgilim oldu, sevgilimi ortak kullanalım istiyor gibiydi. gidilecek yerlere, takılacak ortamlara o karar veriyordu;sinirleniyordum. bir de kıskanıyordum elbette,anlamaya çalışıyordum. ne yapmaya çalışıyordu falan. derken tez zamanda bittiilişki; zaten biraz onun biraz benim biraz da hepimizin mallıklardından.
gün geldi, devran döndü,uzaklara gittim. ömürlük yarimi buldum. döndüm, daha tanışma aşamasında yine bir yakınlık falan dedim bu kez olmaz.mesafe koydum. uzaklaştık, tavır aldık ve evleri ayırdık sonunda. küsmedik elbet ama eskisi gibi iyi de değildik. zaman geçti, sevgilisi oldu. bir gün baktım panter emel oluvermiş. bir o var, bir de yari. yaa dedim nasılmış? demedim tabii ama umarım beni anlıyordur dedim. çok sevdi onu.uzunca bi dönemdi.sene itibariyle 5 yıl olmuş olabilir zaar belki daha da fazla. yıllar sonra siktiriboktan sebeplerle benimle görüşmek istemediğini yazdı. sms yoluylan.tam ergenlikti yaşananlar anlayacağınız. iyi dedim sen bilirsin. az önce yüz kitabında gördüm aldatılmış, ayrılmış. koca koca da yazmış ben büyüdüm gibi o hala ergen. neyse pek garip geldi. onu tanıdığım ilk günlerde ağzımdan onun duvarına yazdığına benzer cümleler çıkardı hep. insanın aylardır gözünün içine baka baka.sevdiğini söyleye söyleye aldatııldığını öğrenmesi çok ama çok kötü bir duygu..emeğime,geçen senelerime,hayallerime,sevgime yazık ettin .sevmediğim yalanlar,gözümün önünde bitti...yazık oldu çok yazık...tek duam allahından bullursun inşallah!!!!tek tesellim de bunu görmek ve öğrenmek oldu..sana bundan sonra edeceğim tek dua önümdeki seneleri bana yalansız ,dolansız bahşetmiş olman...!!!! neyse öyle işte. yani sanki herkesin farklı yerlerde benzer hikayeleri var gibi. sanki herkes ben gibi, sen gibi.
gün geldi, devran döndü,uzaklara gittim. ömürlük yarimi buldum. döndüm, daha tanışma aşamasında yine bir yakınlık falan dedim bu kez olmaz.mesafe koydum. uzaklaştık, tavır aldık ve evleri ayırdık sonunda. küsmedik elbet ama eskisi gibi iyi de değildik. zaman geçti, sevgilisi oldu. bir gün baktım panter emel oluvermiş. bir o var, bir de yari. yaa dedim nasılmış? demedim tabii ama umarım beni anlıyordur dedim. çok sevdi onu.uzunca bi dönemdi.sene itibariyle 5 yıl olmuş olabilir zaar belki daha da fazla. yıllar sonra siktiriboktan sebeplerle benimle görüşmek istemediğini yazdı. sms yoluylan.tam ergenlikti yaşananlar anlayacağınız. iyi dedim sen bilirsin. az önce yüz kitabında gördüm aldatılmış, ayrılmış. koca koca da yazmış ben büyüdüm gibi o hala ergen. neyse pek garip geldi. onu tanıdığım ilk günlerde ağzımdan onun duvarına yazdığına benzer cümleler çıkardı hep. insanın aylardır gözünün içine baka baka.sevdiğini söyleye söyleye aldatııldığını öğrenmesi çok ama çok kötü bir duygu..emeğime,geçen senelerime,hayallerime,sevgime
Pazartesi, Ekim 29, 2012
Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene
Tadından yenmez bir bayram yaşadığım için yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürlerimi bir borç bilirim. Hiç unutulmayacak anıları içinde barındıran bu özel ve güzel günlerden bir sonraki yazımda bahsedeceğimdir.
Baba omzundan sabahın erken saatlerinde milli bayram kutlamalarına katılmışlığım yok benim. Böyle hikayeleri de gıpta ile dinlerim. Ama elbette bende öğrenci oldum, bende öğretmenlerimin eşliğinde gösteriler hazırladım, stadlarda şiirler okudum, elimden bayrağımı eksik etmedim. Hem milli, hem dini bayramlarımızı hem çocukluğumda hem gençliğimde iliklerime kadar hissederek yaşadım.
Oysa artık herşey sanal! Hiç evden çıkmayan insanlar, birbirinin yüzüne bile bakmayan nesil sabah kahvaltılarının ardından facebook sayfalarının kapaklarını bayraklarla donatıp, yaşasın cumhuriyet nidaları atmaya başladılar. Tıpkı bundan 1 gün önce sona eren dini bayramımızda kimseyi arayıp sormaksızın sadece duvarlarına nerede eski bayramlar temalı göndermeler yaptıkları gibi.
Devletim, milletim, arkadaşlarım,eşim, dostum ve hatta bizatihi kendim. Ne kadar ruhsuzlaşıyoruz, ne kadar da bencilleşiyoruz, nasıl da asosyalleşiyoruz, kimliksiz ve sanal birer varlık oluveriyoruz.
Artık gözlerim doluyor aşkla, sevgiyle, inançla,bir kati hedefle,özgüvenle yumruklarını sıkarak kendine dayatılanı değil, kendi istediğini yaşayanları görünce. Neden hepimiz sadece 'insan' olmuyoruz, neden 'paylaşmayı' bilmiyoruz, neden 'bayramlarımızı' dahi işkence haline getiriyoruz. Biz böyle mi millet olacağız, biz böyle de zorluklarla başa çıkacağız, böyle mi tek yürek olacağız!
Aşağıdaki kareler bugün Aydın merkezde tarafımca çekilmiştir. Ben bugün orada herhangi bir siyasi kaygı, prim meselesi taşımaksızın pusetinde bebeği, sırtında bayrağı, üzerinde milli değerlerimizi barındıran kıyafetiyle kutlamalara katılanları, saygıyla ve sessizce dağılan ve bunu kimse için değil kendi için yapanları takdir ediyorum. Kıyısından köşesinden bir katkım olabildiyse ne ala. Bizi biz yapan Atatürk'ümüz, bayrağımız,inançlarımız, dini milli tüm bayramlarımız, yaşlılarımız, marşlarımız,değerlerimiz, adetlerimiz, törelerimiz. Tüm bunları doyasıya yaşayalım, unutmayalım, unutturmayalım.
Çarşamba, Ekim 24, 2012
yalnızlık güzeldir
şuan evde dua yoluyla iskinin binamıza su iletmesini bekliyorum. tatil öncesi yıkanmamış çamaşırları yıkayacak, evi bir güzel silecek üzerine de kahve yapıp içecek idim. malum bahse konu işlemlerin hiç biri susuz sabunsuz olmuyor. bekliyorum. beklerken sinirden şişiyorum. camları ev hava alsın diye açtım.aldı alacağını ama nedense ısrarla kapatmıyorum. çok acıktım sabahtan bu yana bir bardak meyve suyu içmişliği, 10 tane çubuk kraker yemişliğim var. ben ise uzaktan bağlantım sayesinde işe gitmesem de işim için çalışıyorum. hasta mıyım neyim? peki ya diplomamı evraklar arasında göndermeyi unuttuğum kurum beni başarım dolayısıyla mülakatına davet etme konusunda devamlılığı sağlayacak mı yoksa bana ne az daha dikkatli olsaydın bu da sana kapak olsun mu diyecek? tüm bunların yanıtı bayramdan sonra anacığımmm. hadi bakalım beklemeye devam.
bitmez
şimdi bugün yalnızım ve iş yapmak durumundayım ya , sürekli yazmak geliyor içimden. ya yazmak ya hiç susmadan konuşmak. ikinci seçeneği değerlendirmek adına bir telefon görüşmesi yaptım bir saat önce 45 dakikacık. konuşmanın sonunda çok yoruldum dedim ve kapattım. karşımdaki benden daha stresli olması gereken kardeş kişisi gıkını çıkaramadı ara ara hışkırıklarla ara ara da kahkahalarla bölünen bu tek taraflı sohbete.
şimdi bana ne iyi gelirdi biliyor musun? koca sinema salonu, bir ben, akşama kadar hiç kalkmaksızın ardı ardına üçlemeler dörtlemeler allah ne verdiyse. sonra kendimi kaybetmek ve sonra kendimden vazgeçmek hayali kahramanlar uğruna.
başka da birşey istemem. zira yarın tatil denilen evrene kanat çırpacağım ama henüz valiz hazırlanmamış ve zerre ütü yapılmamıştır.
yarın bayrammış gibi değil hiç. keşke dedem, anneannem yaşıyor olsaydı.
yarın bayrammış gibi değil hiç. keşke 'baba' olmadan çocuk yapma şansım olaydı meryem misali.
yarın bayrammış gibi değil hiç. keşke...
şimdi bana ne iyi gelirdi biliyor musun? koca sinema salonu, bir ben, akşama kadar hiç kalkmaksızın ardı ardına üçlemeler dörtlemeler allah ne verdiyse. sonra kendimi kaybetmek ve sonra kendimden vazgeçmek hayali kahramanlar uğruna.
başka da birşey istemem. zira yarın tatil denilen evrene kanat çırpacağım ama henüz valiz hazırlanmamış ve zerre ütü yapılmamıştır.
yarın bayrammış gibi değil hiç. keşke dedem, anneannem yaşıyor olsaydı.
yarın bayrammış gibi değil hiç. keşke 'baba' olmadan çocuk yapma şansım olaydı meryem misali.
yarın bayrammış gibi değil hiç. keşke...
bayram arefesinde
Zeki Müren şarkıları eşliğinde kurban bayramı arefesi yaşıyorum. Üzüntüm zavallı hayvanların kesilecek olmasından değil elbette, üzülsem de bu bir ibadet yapacak birşey yok çünkü en nihayetinde. Son zamanlarda hiçbir tabiat olayına tek başıma ve kimsenin tesiri altında kalmaksızın müdahalem söz konusu olmadı, olamadı. Şu çok ta uzun olmayan ama yine de azımsanamayacak yıllara tanıklık eden 27 yıllık ömrümde madden tek beden soluk almama rağmen ruhen bir yerlere zincirlendiğim zaman dilimlerinin yoğunluğu hiç bu kadar boğmadıydı ya beni. Ondan sanıyorum ara ara nefes alırken tıkanmışlıklarım. Neyse yine de alınmış derslerim var, kaba taslak sıralayalım;
* Sokakta bulduğun her kedi köpek ve türevi canlıyı sahiplenme,sonra elinden gidince acıdan geberirsin. Zira son 2.5 aydır tutup kolundan her veterinere götürdüğüm yavruya bakmak niyetiyle yola çıkıp hem onu hem de kendi fikirlerimi yarı yolda bırakmak zorunda kaldım. Burada mevzunun son aşamasında yukarıda bahsi geçen zincirlerin etkisi büyüktür. Bu bir bahane değil inanın. Bir evde bir kişiden fazla insan yaşıyor ise ve sadece bir kişinin aldığı bir karar varsa ortalıkta, kalan kişi ve kişilerin konuşma yoğunluğu, soktuğu lafların küçüklü büyüklü bir taraflarınızı yarması vs. gibi durumlar birleşip ağzınıza topyekün sıçabiliyor. Bu durumda elinizde kalan kalp kırıklığı ve kalp kırıklığı ve de en büyüğünden yürek sancısı oluyor.
*Birden fazla sıfatı tek bir çatı altında toplama. Daha da açmak gerekirse, işte sorumluluk sahibi çalışan, okulda yığınla ödevi olan öğrenci, evde temizlik yapmak zorunda olan bir eş, yolda annelik yapmak durumunda kaldığın sokak gönüllüsü, en zorlusundan ise evlenmesine az zaman kalmış bir kardeşin ablası olma. Hepsi kendi elinde olmasa da ya zorunluluklardan kurtul, ya gönüllülük gerektirenlerden feragat et bir süre. Yoksa hapı yuttun demektir.
*Eğer çokça zaman sonra kaderini değiştirebilecek bir sınavın ilk aşamasını geçmiş isen ikincisinden senden sadece teyit amaçlı gereksiz belge isteniyorsa bu belgenin gönderimini son zamana bırakma. Aksi halde forumları okurken bunlar benden istenmedi özel miyim neyim diye rüyalara dalmanın ardından gelen maili bir kez daha açık zihinle okuyup gerçekle karşılaşmak beyin uyuşukluğuna yol açabilir.
*Ömrünün kalanını etkileyecek bir karar varsa ortalıkta, kimsenin tesiri altında kalma. Aciliyeti yok diye düşün, uzun düşün, ince düşün ama unutma ki her insanın yiğit olma durumlarından bağımsız yoğurt yiyişinin farklılığı gibi hayatı yorumlama ve yaşama şekli de farklı olabilir elbette ki. Kabullen!
*Hepsinden önemlisi, herkes şanslı doğmuyor unutma. Kaderini sev, onunla barış. Seni çukura ittikçe sırıt ki ona, çıkmak için yardım isterken yüzün olsun. Hep sövdüğün bir adamdan yardım isteyemezsin.
Gitmeden armağanım olsun buyurun buradan alalım dostlar
Cumartesi, Eylül 29, 2012
Eylül sonu, Ekim başı
Yarın sona eriyor Eylül. Oysaki öylece geçip gitmeyeceğini, beni daha fazla sevindireceğini düşünmüştüm. Sonbaharın turuncuya çalan yaprak renginden midir nedir sevilir Eylül çokça bilirim. Lakin benim için aynı önemli oluşunu doğduğum ay olmasına bağlıyorum. Annem ne der bu işe bilinmez.(Bu sene kutlamadığı için belki dedim başka bir ayda doğmuşumdur:p)
Bu sene ne güzel bir Eylül 19 geçirdim ben yea! Hatta o hafta büsbütün ne güzeldi. Yine yeniden doğasım geldi. Ağzım açıktı en kocamanından. Meğersem değer görmek cidden hoş birşeymiş, güzel birşeymiş. İyi ki böyle ünlü bir isim olmamışım ben. Şımarıklık hastalığına yakalanırdım o vakit ya da mutluluk hastalığı olsun o en yumuşatılmışından.
Böyle sabahın ilk ışıklarında gelen aramalar, gün içinde masamdaki çiçekler sonra çikolatalar, ardı arkası kesilmeyen hediye paketleri. Sonra yine sayısız pastalarda mum üflemeler. Akşam tam bitti güzellikler derken telefonda bir dost sesinin geliyorum oraya demesi ve leziz bir pastaya ortak olmak. Eve varmak ve kardeş pastası yemek bu kez. Ay yaa gerçekten çok mutlu oldum ben. Nice doğum dönümlerim böyle güzel geçsin inşallah! Dostlarla, sevenlerle, sevdiceklerle...
Çarşamba, Eylül 12, 2012
işler güçler
ben daha ikinci postumu yazamadım ama günler pervasızca ilerlemekte. ne bariyer var önünde ne de ona benzer başka bir engel. eylül denilen bu güzelim ayı da başıboş geçireyazdık. üzülüyorum ağalar beyler ne diyeyim.
pazar günü yürüdüm cidden. çok da güzel yol fotoğrafları çektim ammaaa şimdik evde olmadığımdan paylaşamıyorum :( göl mis gibiydi, hamaklar vardı ağaçlarda, aileler erkenden konuşlanmıştı masalara bu mis gibi havada bir başıma ne yapıyorum dedim kendi kendime bir ara. sonra geçti.
haftanın üç günü geride kaldı ve hiçbirşey anlamadım. anlamıyorum hem de bu gidişat hiçbir zaman anlamayazaaksın diyor sanki. her günüm aynı zırvalıkların kurbanı oluyor. sanırım ömür boyu müebbet yeseydim daha verimli dakikalarım olabilirdi hem kendi adıma hem de insanlık adına. şimdi yaptığım işler ise ne benim için yarım adım ne de insanlık için çeyrek. yuvarlanıp gitmece işte.
cuma yolcudur abbas bağlasan durmaz, check inimi yaparım puanımı da kaparım üstelik.
erzincan'dan kardeşim gelmiş, üçledik yalnızlar grubunu birbirimize şarkı armağan edip duruyoruz şu saat diliminde.
saygılar sevgiler.
pazar günü yürüdüm cidden. çok da güzel yol fotoğrafları çektim ammaaa şimdik evde olmadığımdan paylaşamıyorum :( göl mis gibiydi, hamaklar vardı ağaçlarda, aileler erkenden konuşlanmıştı masalara bu mis gibi havada bir başıma ne yapıyorum dedim kendi kendime bir ara. sonra geçti.
haftanın üç günü geride kaldı ve hiçbirşey anlamadım. anlamıyorum hem de bu gidişat hiçbir zaman anlamayazaaksın diyor sanki. her günüm aynı zırvalıkların kurbanı oluyor. sanırım ömür boyu müebbet yeseydim daha verimli dakikalarım olabilirdi hem kendi adıma hem de insanlık adına. şimdi yaptığım işler ise ne benim için yarım adım ne de insanlık için çeyrek. yuvarlanıp gitmece işte.
cuma yolcudur abbas bağlasan durmaz, check inimi yaparım puanımı da kaparım üstelik.
erzincan'dan kardeşim gelmiş, üçledik yalnızlar grubunu birbirimize şarkı armağan edip duruyoruz şu saat diliminde.
saygılar sevgiler.
Pazar, Eylül 09, 2012
yalnız geçen bir pazar daha
Tuhaf olan günün 'pazar' olması, pazarın da 'tatil' anlamı taşıması değil elbette; benim bu anlamlı günde saat 6.30'da kalkmış olmam. Aradan geçen 2 saat boyunca da New Girl, ardından The O.C izleme çabalarım. Uykumun olmaması. Yarına hazır hissetmemem de cabası.
Sanırım bir takım ev işi yapmam gerek. Dağınık ya da pis görünen çok fazla şey yok aslında. Ama elbette bu ilk bakışta. Derine indiğimizde yapılası pek çok uğraş çıkar güne. Hem bu uğraşlarla uğraşmak hem şuan çıkıp göl kıyısında kimse yokken sadece koşmak(beceremediğim noktada yürümek eylemi daha cazip gelebilir) hem de kankalarla takılmak istiyorum. Üstelik 'kankalar' kısmı da muallak bir konu diğer pek çok şeyin muallaklığı gibi.
Bir yandan hazırlamam gereken bir skeç ve video var, diğer yandan Beren Saat'ten hazzetmesem de çıkıp yanıbaşımdaki AVM'de bir başıma Cesur izlemek istiyorum.
Çoktandır yazmak istediklerim var, ama tıpkı diğer yapmak istediklerim gibi yazı yazmayı da öteliyor, erteliyorum.
İzmir zamanları geride kaldı. Yeniden bıraktığım yerden devam ediyorum. Kürkçü dükkanını özlemedim diyemem, yine de özlemim bir haftada sona erebiliyor. Yakında okul başlayacak.Buna hazır değilim. Hiç olamayacağım da.
Yeni bir üniversitem var artık. Plato Meslek Yüksekokulu'nun 2012-2013 sezonunda bilmem kaç olan öğrenci numaralı formamla.
Tam da şuanda karar verdim. Tek bir şarkıyla gidiyorum göl kenarına.
işte budur Şarkımız da...
Şimdilik hoşçakal dünya.
Sanırım bir takım ev işi yapmam gerek. Dağınık ya da pis görünen çok fazla şey yok aslında. Ama elbette bu ilk bakışta. Derine indiğimizde yapılası pek çok uğraş çıkar güne. Hem bu uğraşlarla uğraşmak hem şuan çıkıp göl kıyısında kimse yokken sadece koşmak(beceremediğim noktada yürümek eylemi daha cazip gelebilir) hem de kankalarla takılmak istiyorum. Üstelik 'kankalar' kısmı da muallak bir konu diğer pek çok şeyin muallaklığı gibi.
Bir yandan hazırlamam gereken bir skeç ve video var, diğer yandan Beren Saat'ten hazzetmesem de çıkıp yanıbaşımdaki AVM'de bir başıma Cesur izlemek istiyorum.
Çoktandır yazmak istediklerim var, ama tıpkı diğer yapmak istediklerim gibi yazı yazmayı da öteliyor, erteliyorum.
İzmir zamanları geride kaldı. Yeniden bıraktığım yerden devam ediyorum. Kürkçü dükkanını özlemedim diyemem, yine de özlemim bir haftada sona erebiliyor. Yakında okul başlayacak.Buna hazır değilim. Hiç olamayacağım da.
Yeni bir üniversitem var artık. Plato Meslek Yüksekokulu'nun 2012-2013 sezonunda bilmem kaç olan öğrenci numaralı formamla.
Tam da şuanda karar verdim. Tek bir şarkıyla gidiyorum göl kenarına.
işte budur Şarkımız da...
Şimdilik hoşçakal dünya.
Cuma, Ağustos 31, 2012
bu sabah
Bu sabah dün akşam yaptıklarım için kızdım kendime.
Söz verdiğim, ant içtiğim halde beceremediğim vaadlerimi düşündüm.
Tüm bunların hepsi kendi hesaplaşmalarımdı, kimsenin ne haberi vardı, ne de umrundaydı.
Bu sabah ağladım ağır ağır ve aynaya baktım uzun uzun. Yine söz verdim ve yine yutkundum sözlerimi yerine getiremeyecek oluşumun verdiği acıyla.
Altınkum güzeldi oysaki.
Ufuk çizgisine gönderdiğimiz şişme deniz yatağımızın kalbimize yüklediği derin kedere ve hüzne inat, akşam olunca gün içinde yaptığımız aktivitelerin yorgunluğuyla gözlerimizi umutla kapatabilmiştik neyseki.
Yine rüyalar gördüm olur olmadık. Zihnimin oyunlarına yenik düştüm ve ezildim benliğimin kendi gözlerim önünde yenik düşmesine. Ben ki ahkamlar keserdim olur olmadık müptelalık yaratan her halta ben ki sinirle küfürler savururdum en çok kendine yenik düşene.
Düştüm işte, bir kez daha.
Ama bu sabah söz verdim kendime.
Günlerdir konuşulan bir Nil Karaibrahimgil yazısı okudum (ki buradadır kendisi merak edene)
Sonra dedim ne haklısın be Nil, keşke olmasaydın ama öylesin işte.
Ben bir daha bu tarihte, yazın son günlerinde bu biçimde, burada olabilecek miyim?
Belki de bir yedi yıl sonra da bugünü özleyeceğim?
Bokum gibisin aşk. Geldiğinde hem karın ağrıtıyor, hem de acı çektiriyorsun.
Ama dedim ya sözlerim var benim kendime.
Tutacağım bu kez öncekilerin aksine.
Çarşamba, Ağustos 29, 2012
Sevmek Zamanı -Time to Love
burada öyle güzel bir anlatımla ortaya konulmuş ki film; üzerine çok fazla laf düşmez bana.
Diyeceğim sadece şudur ki; Halil'in cümleleri keskinliği ve netliği kadar öyle gerçek ki aslında, o zaman da bu zaman da. aşkın zamanı var mıdır bilemem elbette ama zihindeki yani suretteki aşkın yerini gerçek aldığında gelsin tantanalar gitsin yalanlar dolanlar. Adam haklı yani beyler.
Vakti zamanında çokça sevdiğimi yıllar sonra anlayacağım bir arkadaşım birine şöyle demişti
-'Kusura bakma ama inanmıyorum bu söylediklerine, insan iki cümle bir fotoğrafa nasıl aşık olur ki?'
Cevap hazırdı:
-'Eminim ben kendimden, izin verirse kanıtlayacağım bunu ona da. Hem bir hikaye okumuştum bir adam fotoğrafa aşık olup idam edilmişti' ...(hikayeyi hatırlamıyorum şimdi).
Arkadaşım inanmadı yine de; ne hikayeden önce, ne de sonra. Haklıydı üstelik, aşk ete kemiğe büründüğünde can yakardı. İnananın canı sağolsun.
Geçenlerde bir cümle okudum da pek hoşuma gitti. 'Yanmaz kumaşı bulan insanoğlu, keşfedemeyecek hiçbir zaman yanmayacak kalbi.'
Alev alev yanan kalpler mi, sonsuz sevgiyle kilitlenmiş huzurlu gönüller mi?
Bilemedim hangisi doğru, hangisi tercih sebebi.
Sevgiler.
Pazartesi, Ağustos 27, 2012
Mat Kearney - Dancing In The Dark
ve evet midem yanıyor. canımın yandığı kadar değil elbette. asıl garip olan tüm bunların hiçbir sebebinin olmaması. bekliyorum hala. canım da yansa, içim de acısa. sadece bekliyorum, bir tek benle başbaşa.
Pazartesi, Ağustos 06, 2012
bir haftasonunu daha geride bırakırken
sahur saatini haber eden davulun sesine komşunun bilmem hangi oyununun sesi eşlik ederken uykusuzluğun son demlerini yaşamayı umuyorum. zira sabah kalkamayacağımın şimdiden ayırdındayım.
gün ne uzun geldi bana. sanırım ramazan sebebiyle öğün sayısının azalmasının büyük payı var bu durumda. hafta sonu saatler süren kahvaltı keyfi ve yine saatler süren ikindi saati atıştırmalarının eksikliği zamandan tasarrufa neden olmuşken bu büyük boşlukları temizlik faaliyetiyle dolduruverdik.
bir araba temizlemişim camdan sarkan üçlü priz sayesinde elektrik süpürgesi ve yine hortum ile uzanan sınırsız su eşliğinde sormayın. Elbette Ümit'in katkısı büyük ama yine de kendimle gurur duymaktayım.
sanıyorum şuan 'apaçii müziği' eşliğinde sahura hazırlanan komşularım da mevcut. neyse bu konumuz dışında küçük bir detay elbette. bu bitmeyen gün ve geceye geçen yıl aldığım ve bir türlü kullanma fırsatı bulamadığım boyayı kendimce kullanma kararım da eşlik etti. yıllar var ki kendi kendime boya yapmışlığım yok lakin ikidir 'yapabilirsin' teşviğimle gerçekleşen nostaljik ataklarım sonucu başarmaktayım. bir önceki denemeye nazaran başarısız sonuçlanan bu geceki deneyimde benim kafamın arkasına ulaşamama problemim yanımda cimri boyacıların maliyeti kısmak amaçlı uygulama için güzelim fırçalı kutu koymamasının da büyük payı var. her zaman kullandığım boyanın içinden çıkan eşantiyon saydığım onca alet edevat ne gerekli şeylermiş meğersem.
neyseki K.K.K'nın tarafımıza naçizane hediyesi olan Difaş marka diş fırçası yardımıma yetişti. Ümit kendisini askerlik hatırası olarak saklamayı tercih eder miydi bilemedim ama artık öyle bir ihtimal kalmış değil.
boya aşağıdaki rengin kısmi olarak sunumunu bile saç görselime katmadığı gibi, başarısız bu girişimim sayesinde saçımın arka kısımları ön kısmından bağımsız bir kimlik kazandı. hayırlısı olsun bakalım.
tatil öncesi hiç hoş olmadı bu durum:(

madem bir marka fotoğrafı yer aldı bu yazımızda dışarıdan gelen ses ile irkildiğim şu son saniyelerimde dünyanın bilmem kaçıncı harikasını da tanıştırmak isterim sizinle. kendisi başarısız aseton markalarına olan mecburiyetimi ortadan kaldırdığı için bir teşekkür borçluyum sevgili üreticilerine.
neyse ayacıklarıma sürdüğüm ojelerim kurudu sanıyorum. ben mutfağın yolunu tutayım saatlerimiz 3.14'ü gösterirken.
mis gibi bir pazartesi diliyorum kendime ve yeryüzünde güzellikleri hak eden tüm canlılara.
son cümlelerimi kurarken fizy nostalji moodunda beni uğurlayan şarkıyı da paylaşmadan edemeyeceğim. buyrun bakalım
e hadi ben kaçtım madem.
gün ne uzun geldi bana. sanırım ramazan sebebiyle öğün sayısının azalmasının büyük payı var bu durumda. hafta sonu saatler süren kahvaltı keyfi ve yine saatler süren ikindi saati atıştırmalarının eksikliği zamandan tasarrufa neden olmuşken bu büyük boşlukları temizlik faaliyetiyle dolduruverdik.
bir araba temizlemişim camdan sarkan üçlü priz sayesinde elektrik süpürgesi ve yine hortum ile uzanan sınırsız su eşliğinde sormayın. Elbette Ümit'in katkısı büyük ama yine de kendimle gurur duymaktayım.
sanıyorum şuan 'apaçii müziği' eşliğinde sahura hazırlanan komşularım da mevcut. neyse bu konumuz dışında küçük bir detay elbette. bu bitmeyen gün ve geceye geçen yıl aldığım ve bir türlü kullanma fırsatı bulamadığım boyayı kendimce kullanma kararım da eşlik etti. yıllar var ki kendi kendime boya yapmışlığım yok lakin ikidir 'yapabilirsin' teşviğimle gerçekleşen nostaljik ataklarım sonucu başarmaktayım. bir önceki denemeye nazaran başarısız sonuçlanan bu geceki deneyimde benim kafamın arkasına ulaşamama problemim yanımda cimri boyacıların maliyeti kısmak amaçlı uygulama için güzelim fırçalı kutu koymamasının da büyük payı var. her zaman kullandığım boyanın içinden çıkan eşantiyon saydığım onca alet edevat ne gerekli şeylermiş meğersem.
neyseki K.K.K'nın tarafımıza naçizane hediyesi olan Difaş marka diş fırçası yardımıma yetişti. Ümit kendisini askerlik hatırası olarak saklamayı tercih eder miydi bilemedim ama artık öyle bir ihtimal kalmış değil.boya aşağıdaki rengin kısmi olarak sunumunu bile saç görselime katmadığı gibi, başarısız bu girişimim sayesinde saçımın arka kısımları ön kısmından bağımsız bir kimlik kazandı. hayırlısı olsun bakalım.
tatil öncesi hiç hoş olmadı bu durum:(

madem bir marka fotoğrafı yer aldı bu yazımızda dışarıdan gelen ses ile irkildiğim şu son saniyelerimde dünyanın bilmem kaçıncı harikasını da tanıştırmak isterim sizinle. kendisi başarısız aseton markalarına olan mecburiyetimi ortadan kaldırdığı için bir teşekkür borçluyum sevgili üreticilerine.
neyse ayacıklarıma sürdüğüm ojelerim kurudu sanıyorum. ben mutfağın yolunu tutayım saatlerimiz 3.14'ü gösterirken.mis gibi bir pazartesi diliyorum kendime ve yeryüzünde güzellikleri hak eden tüm canlılara.
son cümlelerimi kurarken fizy nostalji moodunda beni uğurlayan şarkıyı da paylaşmadan edemeyeceğim. buyrun bakalım
e hadi ben kaçtım madem.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















