sağ baştan

Pazartesi, Aralık 27, 2010

vestel 0 - ayşe 1

vestel ile verdiğim 60 gün ya da daha fazla süren bir mücadelenin sonuna geldim( umarım )



daha iki yıl öncesinde beyaz eşyalarımızı beyaz umutlarla birlikte seçme evresindeyken whirpool iyidir hoştur dedik ama servisine vestelin baktığını nerden bilebilirdik! bir gece ansızın bozulan buzdolabının bir parçasının 35 gün boyunca manisadan gelmesini bekledik önce.hatta bir ara beklemekten sıkıldık orayı burayı ara ara sonunda o onu bu bunu şu da sunu bağlayınca bu bağlardan merve ablaya ulaştık aha da söz veriyorum valla billla size yeni buzdolabı gönderiyorum dedi ve aksilik olursa beni bu numaradan arayın. heyecanlanan kocam o numaranın çağrı merkezi olduğunu farkedene kadar artık çok geçti!


sonra öyle biri yok dediler ne hikmetse kaç bin çalışana sahip olan çağrı merkezinde merve diye biri olmadığını ilk hecede söyleyiverdiler. sarı çizmeli mehmet ağayı bile sorsak az biraz bakınırdı insan etrafına de mi? yok diyip kestirip attılar. rüya gördük herhalde dedik buzdolabı hayalimizi süslediğinden.ne yaptık ne ettik ses kayıtlarını falan dinletemedik. yoktu öyle bir abla biz uyduruvermiştik!


sonra geldi parça amaaaa bozuk!
35 gün bekle ve gelen parça bozuk olsun.
ama sağolsun servis amcalar ekstra da istemişler bunu da öyle güzel dile getirdilerki. ne yani bozuksa bi 35 gün daha mı beklicezz? yok abla biz bundan 4 tane söyledik bozulursa yine diye.ileri görüşlü insanlar sayesinde bu kez işimiz hallolmuştu. artık buzdolabı kullanıma hazırdı buna emin olabilirdik.
2 hafta idare etti ve yine içindeki herşey de çöpe gitti. bu kez tanı koymaları çok zor olmadı.
-'hımmm sanırım elektirik gitmiş gelmiş ondan olmuş bu
evet evet ondan
siz kapısını açın iki gün kalsın öyle sonra düzelir!



biz de öyle yaptık mecbur. derken az biraz soğutur gibi oldu tamamdır dediler.
2 gün idare etti ve yine herşey çöpe gitti.

çağrı merkezini her aradığımda da herkes beni anladığını ifade etti.
ben güzin ablayı aradım sanki.
sağolsun pek anlayışlılar.

bu kez artık servis amcayla kanka olduk ya direk onu aradım gelsene amca bizimki yine gitti diye.
tamam eve biri gitsin geliyorum ben.
eve gittik gelmedi.




yarın arayın gelicem abla.aradık ulaşamadık.
yarın dörde kadar ablaa...
ne gelen var ne giden.
bu kez çağrı merkezine ağladım artık yalvardım.

bu işkence bitsin yalvarırım noolur alın bunu bi tane daha alayım geri vereyim noolur diye.
yok yok yok.
sonra bir gün çıkageldiler.
meğersem arkadan kablo mu ne kopmuş.
aslında tüm sorun buymuş!
ben bu aralıkta bir de şikayet yazmıştım web ten

derken herşey bitti.
cepten aradı beni çağrı merkezi.
işteyim açamıyorum ama anlamıyor 3 kere aradı peşpeşe.
ev numaram
annemin numarası
masa numaram hiçbiri denenmedi bile
sonra mailime düşen bir yazı

Sayın Ayşe GÜLEÇ ,
Başvurunuzla ilgili olarak verdiğiniz iletişim numaralarından size ulaşılamamıştır. Size ulaşabileceğimiz başka bir telefon numarası iletebilirseniz  en   kısa süre içerisinde sizinle iletişim kurulacaktır. Ayrıca isterseniz aşağıdaki müşteri hizmetleri numaramızı arayarakda bize ulaşabilirsiniz.
Not: Daha hızlı iletişim sağlanabilmesi için cevabınızı, size gönderilen bu mail üzerinden REPLY seçeneğini kullanarak göndermenizi rica ediyoruz.

Saygılarımızla,
Vestel Pazarlama AŞ.
tuketicihizmetleri@vestel.com.tr

(212) 444 4 123
 
 ve Sayın Ayşe Güleç'in yanıtı,




Sayın ilgisiz,

Zira sizi ilgili diye tanımlamak son derece esprili bir yaklaşım olur.

Şikayetimin üzerinden 23 gün geçtikten sonra işyerimde müşteri ile birebir konuşuyor olmam sebebiyle açamadığım telefonumu ısrarla ve peşpeşe arayıp ardından da bu hızlı dönüşünüzü
bir maille perçinleştirmek çok zor olsa gerek.
Bahsi geçen sorunun bir buzdolabı ile ilgili olduğunu ve bir evde buzdolabı olmadan yaşamanın ne demek olduğunu anladığınızı hiç düşünmesem de belki anlamanızı kolaylaştırmak için şunu belirtmem gerekir ki
son iki ayda en az 500 tl zaten bozulan gıda maddeleri için çöpe attım. Çünkü servis her geldiğinde tamamdır dese de birkaç gün sonra aynı sorunu yaşadım.
Nihayet tüm uğraşlarım sonucu 5. kez gelen arkadaşınız aslında kabloların koptuğunu çözebildi.
Aynı insan aynı buzdolabı! Ama problemi sadece teşhisi için aylar geçmesini bekledi.
Bu size ayrı bir haz mı veriyor bilmiyorum.
Servisinizden,beni sürekli anladığını ifade eden Çağrı Merkezinizden ve çalışma şeklinizden hiç memnun kalmadım.
Dilerim bir daha size muhtaç kalmam.

Ve yine size sorarım bilmem kaç milyon nüfuslu sevgili ülkemizde REPLY seçeneğini anlayacak insan sayısı bir elin on parmağını geçmezken böyle kaliteli insan arayışı içine giriyorsunuz da
çalışanlarınızı seçerken niye aynı titizliği göstermiyorsunuz?

Not: arayarakda değil arayarak ta şeklinde yazmanız gerekir bilginize.

Saygılarımla,

Pazar, Aralık 19, 2010

trajikomik

nicedir yazmaya çalışıyorum ama bir türlü olmuyor
en büyük engelse bizim kızın burnu.
ümm gitti gideli iyice melankolik takılır oldu hatun kişi.illa gece gündüz kucağımda
yanağı yanağımda , kolu kolumda olacak! burnunu da kucağımdaki netbook'u yere atmak için sinsice kullanmıyor değil. sürekli ilgi isteyen bebeğimi öpüp koklarken de klavyeden uzaklaşıveriyorum.














ilginç olduğunu söyleyemem günün,
ama ilginç replikler kaldı kulağımda.
bugün en çok satıcılar çekti dikkatimi özellikle selpak al'cılar.
mecidiyeköy  metrosunun oracıkta
'biiiirr mendil al
biirrrr mendil al

biiiirrr mendil al bir ıslaaakk mendil al'
şeklinde vurgusunu ' bir 'den ' ıslak mendile 'çeken teyze








metrobüs yolunda ise
'mendil alınııızzz
mendil alınıızzzz'
diye bağıran kibar amca.












yine de en çok ellerinde koca koca gazetelerle beyoğlu'nu yaya trafiğine kapatan solcu gençliğe uyuz oldum.

ve yine en anlam veremediğim bir grubun broşür dağıtırken 'ingilizce' diyip kurs şeysilerini eline tıkıştırmaya çalışan ' vurdumduymaz' propagandacı halleri. bari azcık inanmış gibi yap o şirkete di mi?
hem 'ingilizce' ne ya!
kurs de eğitim de bişey de.'ingilizce' çat broşür elinde!

bir de güldüren detaylar varki bunlardan ilki taksim metro da yabancı bir amcanın birilerine soru sorarken
soru sorduğu kızın yanıtlayamaması ve arkasına bakıp 'ingilizce bilen var mııı?' diye çığırmasıyla
herkesin amanın kaç kaç kaç edasıyla ordan oraya dağılması ve niyeyse bu genç bayanın' ne biçim ülke ne biçim insanlar nasıl bir Türkiye yabancı dil bilen nasıl olmaz' diye höykürmesi. sanki kendi Türk değil sanki o yabancı dilden muaf geldi bu hayata!

hayat garip evet ama sanki bizim ülke daha bir enteresan?
bilmiyorum belki de ben yanlış pencereden bakıyorum.


 gelelim ümm'eeee
'herşey vatan için' diye bağırırken sesi gitmiş kocamın.
bu sabah olmayan sesi ile konuşmaya çalıştım.
bir grup insanı 5,5 ay işinden gücünden edip ve kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yaptırmadan
çok şey yapıyormuşcasına 'herşey vatan için' diye bağırtma eylemine askerlik görevini yerine
getirtmek gibi bir anlam yükleniyor ya pes doğrusu.
bugün yani tam bir hafta sonra ilk kez banyo yapmışlar.
ve dahası bütün gün bahçede gezip temizlik yapmışlar.
bu ne çelişki vatan sadece bir kara parçası değilki!
onu vatan kılan üzerinde yaşayanlar aynı zamanda.
onlar pis dururken tabanı temizlemek neyin nesi?

sanırım hayat herşeye rağmen güzel.

nefes aldığım için mutluyum,kendimi ifade edebilecek yetiye sahip olduğum için de.
ve daha pek çokları için.
hem bunlar da olmasa ne yazardım ben bugün di mi diyerek bu garibanı avutuyor,
iyi geceler diliyorum.

Salı, Aralık 14, 2010

aniden


sıkıldım dedim artık burdan.deniz kokmaz,insan barındırmaz,buz kesmiş bu memleketten.
gelmedi mi tüm kötülükler burda başımıza. kalk gidelim...

olur mu dedin öyle aniden,iş yok,ev yok,olur mu?

oldu.
mis gibi de oldu.


ev de oldu, işte bulundu, yuva da kuruldu.
aktı su yolunu da buldu.



yağmurlu bir İstanbul sabahı.
tek istediğimiz kahvaltı yapmak sahil kıyısında.
dalgaları dinlemek kalabalıktan uzak.
insanlar gergin,günlerden pazartesi bayram dönüşü ilk iş günü.
biz seninle özlemini duyduğumuz birşey yapıyoruz; ilk kez bir hafta başına istanbul'da ve 'iş'leri durdurarak başlıyoruz. gideceksin ya kalan hiçbir şeyi umursamıyoruz.
saatlerce gazete okuyup denizi izliyoruz,planlar yapıyoruz aslında plan da değil düş çoğu ama çaktırmıyoruz.
istanbul güzel yer,iyiki gelmişiz diyoruz.
iyiki hiç düşünmemişiz
hep olduğu gibi...

Pazar, Aralık 12, 2010

canın sağolsun

bir pazar sabahı saat 12.00
telefondaki ses 'bir daha ne zaman ararım bilmiyorum' diyor
bir de 'seni çok özledim'...
2008 yazı temmuz ayı tuttu ellerim ellerini 11.12.2010'da ilk kez bırakıyor
mayıs 17 ye kadar... seninle ne kısaydı günler geceler; sensiz ne kadar uzun.
çabuk git gel.
yolun açık olsun; kızın ve karıcın seni bekler...

Pazartesi, Aralık 06, 2010

aslı vardı bir zamanlar,şimdi ise sureti...

bazı hayatların akışına birebir tanık olmak yıpratır bazen beni,üzer de üzer.
hem o hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa ne üzer,nasıl üzer bilemezsiniz...

 birinin aşkına tanık olmak;yüreğini dağlayan insana tutkuyla bağlılığını görmek ve hatta daha da başa gidince ilk kurlar,bakışlar,o daha ilk kalp atışlarını dinlemek,yaşamak onunla... sonra gezmeceler,birbirini tanımalar,kavgalar,oyunlar,'o olmadığını anladım'lar, aldatmalar,ayrılışlar;bazen aldatmadan ayrılışlar,kırık iki kalp ve küsmeceler hayata. sonra?

'başka biri' arayışları...işte tam burda aklıma ilk gelen, aşık olanın bir daha bu duyguları yaşarken ezber yaptığı; sadece ve sadece nesne bulmanın arifesinde olduğudur. işte tam burda benim canım yanar gereksiz.
 oysa bu kız şu önceki adama ne aşıktı derim. masada yemek yerken elleri titrer,kaybetmekten korktuğu an nöbetler yaşar,beyaz gelinlik hayallerini onunla kurardı. oysa bu kızın annesi ne çok severdi o adamı derim. el ele tutuşurken onlar ben bakıp bakıp 'ulan ne güzel' diye iç çekerdim derim. peki ya şimdiki kötü adam mı: kesinlikle hayır!sevmiyor mu bu kızı;diğerinden bin fazla! o zaman sorun ne? ben niye hep birinin gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' kabullenemem düşünür dururum.


aşk denilen acı bir kere yaşanır çünkü. canın yandıkça yansın istersin. dünya nasıl dönmüş,kiminle dönmüş değil başını yasladığın omuzla daha kaç saat ayrılmadan kalırsın bunu hesap edersin. karnın ağrır,yanındayken sabah olmasın,uzaktayken geceler daha fazla uzamasın diye hayal edersin. şarkılar dinlerken nerde hüzün duysan,acı bulsan içine kendini yerleştirir; bu acının tatlı gelen yanını keşfe çıkarken aklını da portmantoya asılı bırakıverirsin. duymak istemezsin mantık geçen cümleleri. kaybetmekten korkmazsın,en kazanılası varlığın avuçlarında olduğunu gördükçe. paylaşmak istemezsin onu! gözlerinin başka göze değdiğini bilsen kat kat alev alır ateşin öfkeler basar her bir yanını , ölsün o paylaşılan istersin. hayallerin güzel bir iş,mutlu bir yuva olmaz, tek bir hayalin vardır 'o'nunla olmak; nerde nasıl pek aldırış etmezsin.

işte tam bunlardan sonra neden olur ayrılıklar bilinmez. ama ben bir adamın gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' suret sayarım. ezber olur yaşananlar,içinde daha az bağımlılık daha çok mantık gizlenir. daha az yanlış yaparsın daha çok 'seversin' ama canın yanmadıkça,kavrulmadıkça,hayallerin güzel bir ev,huzurlu bir yuva oldukça yorgunluğunu atmak için bir limana yanaşırsın ancak.


ve sen farkedilmez sanırsın ama gözlerinde o acıyı yaşamak istiyorum diye yalvaran bakış vardır.
içinde yanmaya hazır bir yürek.olmaz bilirsin,inatla devam edersin;vazgeçmek olmaz bilirim ama dedim ya ne olursa olsun bir hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa üzülürüm işte ben keşke bir surete ihtiyaç olmasaydı der dururum gereksiz...






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...