sağ baştan

kimdir bu insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kimdir bu insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Kasım 07, 2012

görecek günler var daha

vıcık vıcıklık nefretliktir.
gelip geçicidir.
biter, tükenir.
iyi değildir,hiç olmayacaktır.
tecrübeyle sabittir.

Pazartesi, Ocak 30, 2012

"Loving Strangers"



titriyorum. nedenini biliyorum, nedenini bilmiyorum. başım ağrıyor, canım yanıyor. hepsi içimde, hepsi beynimde, hepsi bende kalıyor. az konuşuyor, hiç konuşmuyorum. gereksiz düşünceler, çokça da hayaller peşindeyim. bu hayaller beni nereye götürür düşünmek istemiyorum. bir sonraki günü bilmek istemiyorum. mutsuz değilim, sessizim sadece kendi kendime konuşmak istiyorum. sakinim ama sinirliyim de aslında yalnız kalışlarımda.
sırf kar yağıyor diye çocukluğuna dönmek isteyenlere uyuz oluyorum. sadece soğuk gördü diye kimsesizleri düşündüğünü paylaşanları boğmak istiyorum. iki adım mesafede kaldırımda yürümeye çalışırken sigara yakanlardan tiksiniyorum. g.tünün dibinde biri bağırırken aşkı arıyorum triplerine girenleri ben de görmezden geliyorum. hala kar yağıyor haberler oranın buranın tıkanıklığından bahsediyor. bu kar bana bir saat önce eve gelme şansı veriyor bense kazandığım bu vakti bloglarda gezinerek harcıyorum. içten içe dolabımı temizlemek, bamya pişirmek, film izlemek, son aldığım dergilere bakmak istiyorum ama yine de koltuğa çakılıp kalmaktan kendimi alamıyorum.
şu okul denilen şey yakında açılacak, o samimiyetsiz samimileri görmeyi midem artık kaldırmıyor. kusmak istiyorum. poşetsiz ama sere serpe sonra da dönüp nedeni sizsiniz çünkü şundan daha da betersiniz demek istiyorum. ama hayatta hiç kusamadımki!
giydiğim gömleğin yakası azıcık açık diye abaza abaza bakanların Allah belasını versin istiyorum, birileri çüklerini kessin ve bir daha kalkmasın o çükleri. evden çıkmadan ağzını gözünü yıkamayı bilmeyenlere de sabun diliyorum. temizlik yapmasını öğrenmelerini de. insanlardan tiksiniyorum.
bu kadar pislik bu kadar nankörlük bu kadar bokluk dolu dünyayı gördükçe yine hayallere dalıyorum. bir gün diyorum, bir gün bende, biz de... kaçmayı beceremesek de, çok uzun yıllarımızı veremesek de bir gün biz de diyorum. sen de gel benimle.

Pazartesi, Ekim 31, 2011

bir klasik

inerken sağdan çıkarken soldan ya hani merdivenlerdeki olay. yani elbette sadece merdiven değil yol akışı da aynı şekilde lakin özellikle yürüyen merdivenlerde illa solda dikilen yanına bir de valizcik iliştiren üstüne üstlük yanından geçmek için müsade istenildiğinde isyanlara giren insan evlatlarına bir alkış.

ama yağma yok bugün en büyük alkışı hak eden vatandaşım sevgili iett çağrı merkezi çalışanı kimliği belirsiz bayan. ilgili şahısı online seyahat kartı başvuru sonucumun tarafıma ulaşmaması üzerine tanıma fırsatım oldu. acaba sorun nedir diye düşünürken tarafıma verilen başvuru numarasını print screen yaptığım word dosyasının bir kenarında çağrı merkezi numarası olduğunu gördüm ve arama gafletinde bulundum.
-merhaba online kart başvurum vardı sonucu hakkında bilgilendirme alamadım referans numaramı versem
-hayır tc numaranız gerekli
-peki öyle olsun. …… tc kimlik numaram
-dekont tarihini hatalı girmişsiniz
-hımm keşke birileri bir mail ataydı
-niye atsınki o referans numarası size girin de kontrol edin diye verildi ki zaten şuan sizin adınıza bunu ben gerçekleştiriyorum
-iyi olduğu haber ettiğin, bu arada ismin ne bilmiyorum ama çok eğlenceli dakikalar yaşattın teşekkür ederim.
aklınızda bulunsun hani olur da iett online servisten seyahat kartı başvurunuz olursa mail gelmezse 3 vakte kadar kimsenin sizi aramasını beklemeyin bir zahmet sisteme giriverin ve mütemadiyen kontrol gerçekleştirin acaba yanlış bir taraf mı var bu girişte diye. iğneyi kendinize çuvaldınızı ise başkasına saklamayı huy edinmeyin. eşşek değilseniz anlarsınız elbet hatalı girişi bilinçli yapıyorsunuz sonuçta düzeltmek de size kalmış.


Cumartesi, Ekim 29, 2011

buyur gel peşimden.

komik insanlarız biz,trajikomik çoğu zaman. iki yüzlülüğü de unutmayalım elbette. polise küfrederiz ardından şehit verir ağlaşıveririz. kürdü istemeyiz ardından deprem olur yaralarını sarıveririz. evimizde tek bir bayrak bulundurmaz ama tüm bayramlarda facebook profilimize koyuveririz. her şehit için konulacak bir siyah kurdeleyi de eksik etmeyiz.

gelelim son zamanların favori repliğine;
"hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir."
evet herkesin dilinde! peki nedir insan olmak. facebook iletilerimi, retweetler mi? o kadarki yapılan 'iyi'likleri kendin yapmış kadar kabullenivermek mi? olay malumunuz burada geniş haliyle de yer almakta.

ne akutta onlarca hayat kurtarmış adam, ne sabaha kadar ücretsiz kargo hazırlamak için uğraşan adam ne de bu acıları yaşayan insanların yakınlarının derdi değil bence 'duvar yazıları'. sosyal aleme iş çıktı, işlenecek konu çıktı.
like yapın, post edin, eleştirenin üzerine çarpı koyup anti gruplar açıverin.
hepimiz koyunuz, hepimiz görüntü.

Çarşamba, Mayıs 04, 2011

Sabır sabır yaaaa...

öğlen saatleri,nöbet çizelgesinde tüm yönler şahsımı göstermekte.'nee' bu öğlen ben miyim yoksa tek dişi kalmış canavar! vuhuuuu. ne kadar da mutluyum Allah'ım!

numaratöre bir tık.
dın dııınnn...

-nerdeee nerrrdeee sıram nerde
-yan tarafta.

-siz misiniz? orası mı? nerde nerde numaram nerrdeee?
-evet benim buyrun?
-bıdıbıdıbıdıbıdı

bu sırada bir farklı muhabbet dönüyor;

-bu numare nerde yanoorrr
-yan tarafta!
-nerde nerde nerde yanooorrr?(deli danalar gibi dolaşan adam tutuştu alev alacak)
-sıranızı şimdi aldınız, daha yanmadı,bekler misiniz? (dahil olan ben)
-ee yak o zaman?
-ama farkındaysanız önümde bir başkası var ve ben kalkın gidin diyemem sizin numaranız yansın diye değil mi, hem numaranızı şimdi aldınız...
-ee bu kız napıoooo
-o stajyer lise öğrencisi
-ee o zaman sen yak!!!

ibrahiimmm beeeyyyyyy numaratörün altına
1 numaranızı alınız
2 bekleyiniz
3 numarınızı takip ediniz
4 sıra size gelince temsilci yanına geçiniz

yazabilir miyiz?

Çarşamba, Şubat 23, 2011

what can i do sometimes?

Ben bir telekomünikasyon firmasında çalışıyorum evet.
Anlatamadığım,anlaşılamadığım bir iletişimsizlik halinde geçinip gidiyoruz orta halli işte.

Bazen sıra almasını istediğin kişi
- Koyun olmam ben! diyebiliyor.
Bazense buraya ne yazayım dediğinde nakil yapmak istediğiniz numarayı cevabı sonrasında yazıyla o boşluğa
-Nakil yapmak istediğim numara! yazabiliyor.

Bazen dialog aynen şu olabiliyor.
- Tamam mı işim.
-Evet
- Bitti mi şimdi
-Evet.
-Birşey yapmama gerek yok di mi?
-Evet.
-Peki gidebilir miyim!

Ama bugün yaptığım telefon görüşmesi akıllara ziyandı.
Olay bir kişinin kimliği belirsiz sebeplerle siteye yazdığı şikayet sonucu kendisine geri dönüşüm neticesinde vuku buldu,bulmaz olaydı.

-Merhabalar......'dan arıyorum bir şikayetiniz mevcut kayıtlarımızda.
-Merhaba evet.
-Nasıl yardımcı olabilirim size.
-Öncelikle şikayetimin son iki cümlesini bana oku.
-Peki'Beni avukatınız aramasın'(özetle)
-Avukat mısınız?
-Hayır.
-Emin misin?
-Evet.
-Haksız kazanç elde ediyorsunuz?
-Neye istinaden bu karara vardınız?
-Faturam neden fazla?
-13,92 TL sabit ücret.
-(çığlık çığlığa) Ben senin kaç senelik müşterinim ne ücreti?
-Paketiniz,içinde bulunduğunuz paketin ücreti bu şekilde.
-Bana paket deme.
-Peki bu ücretin açılımını şöyle anlatayım.
-Hani avukat değildin?
-Avukat değilim sadece sorunuzu yanıtlamaya çalışıyorum.
-Bana avukatlık yapma çabuk bana cevap ver.
-Peki paketiniz...
-Bana paket deme tahrik oluyorum.
-Peki sabit ücretiniz.
-Bak şimdi terbiyesiz cümleler kurarım.
-İsterseniz bu konuda.
-Bana edebiyat parçalama.
-Ama konuşamıyorum nasıl edebiyat yapayım?
-Konuşma bana,benimle başkası konuşsun tahrik oluyorum küfür ederim.
-Peki hattınızdan .... numaralı bilinmeyen numaralar servisine arama yapmışsınız.
-EEEEEEEEEEEE
-4,54 TL ücreti var.
-Yani?
-Fatura ücretinizde bu kalem yer alıyor. Ayrıca?
-Yok sen avukatsın!

Diye devam etti gitti.
Toplumumuzda şizofren insan sayısı her ne kadar tespit edilemese de gün geçtikçe artmakta ve bu oranın bölge nüfusuna düşen sayısının her gün tarafımı ziyaret ettiğine bende gün geçtikçe daha da inanmaktayım.
Zira özellikle gizli dönemdeki bulguların ilk maddesi aynen şöyle der

-Dağılma öncesinde birtakım takıntılar ortaya çıkmaktadır.Araştırmalar ortaya koymuşturki hastalık öncesinde kişiler bazı konularda mantıksız bir şekilde aşırı uğraşmaya başlamaktadır. Hastalar herşeyi abartılı yaşamaya başlamaktadır.



Bu durumda anladık it happens sometimes ama yine de sorarım WHAT CAN I DO SOMETIMES?

Pazar, Şubat 20, 2011

sevmiyorum işte var mı diyeceğin...

00:28 saat. bir pazar gününe daha girdik kızımla. yanımda mum ışığında horul horul uyuyor kendisi battaniyesine sarılarak. ayağa kalktığımda kazara o da kalkıyor ve sonra koltuğa oturmamla yeniden uyumaya başlıyor. bugün ayakları kirlenmiş diye yıkamıştım ıslak patileriyle kapının önünde beş altı adımlık izler bırakmış minin minik gördükçe mutlu oluyorum:)

iyiki o var. insanı evine bağlayan,geri dönmesi için sebep olan.iyiki o var ne yaparsan yap ya da ne yapmazsan yapma seni herşeye rağmen tüm kalbiyle seven. oysa ne kadar nankör tipleme var çevremde. ne verirsen daha fazlasını isteyen ve kendini dünyanın merkezine koyarak at gözlüklerini giyinen. ama en tahammül edemediğim aptal rolüne bürünenler. safa yatıp seni sonuna kadar sömürenlere nasıl tahammül edebilirsinki! seni cin ilan edip kendi adam çarpan ama bi şekilde yine suçlu olduğuna inandıran.
sabırla beklemekten başka elden birşey gelmez şu süreçte tek dileğim şu ki Allah kimseyi sevgisiz ve yalnız bırakmasın. son zamanlarda toplumda ki en büyük ve çözülmez problem bu gibi geliyor.insanlar bencilleşiyor,insanlar yalnızlaşıyor ve her yalnız ayrı bir hiddetle saldırıyor etrafına. içinde bulamadığı huzurun hesabını senden sorar oluyor hoyratça. ve sen buna seyirci kalmak durumunda kalınca başlıyor asıl büyük sınav. bakalım şimdi sırada ne var?

Pazartesi, Aralık 27, 2010

vestel 0 - ayşe 1

vestel ile verdiğim 60 gün ya da daha fazla süren bir mücadelenin sonuna geldim( umarım )



daha iki yıl öncesinde beyaz eşyalarımızı beyaz umutlarla birlikte seçme evresindeyken whirpool iyidir hoştur dedik ama servisine vestelin baktığını nerden bilebilirdik! bir gece ansızın bozulan buzdolabının bir parçasının 35 gün boyunca manisadan gelmesini bekledik önce.hatta bir ara beklemekten sıkıldık orayı burayı ara ara sonunda o onu bu bunu şu da sunu bağlayınca bu bağlardan merve ablaya ulaştık aha da söz veriyorum valla billla size yeni buzdolabı gönderiyorum dedi ve aksilik olursa beni bu numaradan arayın. heyecanlanan kocam o numaranın çağrı merkezi olduğunu farkedene kadar artık çok geçti!


sonra öyle biri yok dediler ne hikmetse kaç bin çalışana sahip olan çağrı merkezinde merve diye biri olmadığını ilk hecede söyleyiverdiler. sarı çizmeli mehmet ağayı bile sorsak az biraz bakınırdı insan etrafına de mi? yok diyip kestirip attılar. rüya gördük herhalde dedik buzdolabı hayalimizi süslediğinden.ne yaptık ne ettik ses kayıtlarını falan dinletemedik. yoktu öyle bir abla biz uyduruvermiştik!


sonra geldi parça amaaaa bozuk!
35 gün bekle ve gelen parça bozuk olsun.
ama sağolsun servis amcalar ekstra da istemişler bunu da öyle güzel dile getirdilerki. ne yani bozuksa bi 35 gün daha mı beklicezz? yok abla biz bundan 4 tane söyledik bozulursa yine diye.ileri görüşlü insanlar sayesinde bu kez işimiz hallolmuştu. artık buzdolabı kullanıma hazırdı buna emin olabilirdik.
2 hafta idare etti ve yine içindeki herşey de çöpe gitti. bu kez tanı koymaları çok zor olmadı.
-'hımmm sanırım elektirik gitmiş gelmiş ondan olmuş bu
evet evet ondan
siz kapısını açın iki gün kalsın öyle sonra düzelir!



biz de öyle yaptık mecbur. derken az biraz soğutur gibi oldu tamamdır dediler.
2 gün idare etti ve yine herşey çöpe gitti.

çağrı merkezini her aradığımda da herkes beni anladığını ifade etti.
ben güzin ablayı aradım sanki.
sağolsun pek anlayışlılar.

bu kez artık servis amcayla kanka olduk ya direk onu aradım gelsene amca bizimki yine gitti diye.
tamam eve biri gitsin geliyorum ben.
eve gittik gelmedi.




yarın arayın gelicem abla.aradık ulaşamadık.
yarın dörde kadar ablaa...
ne gelen var ne giden.
bu kez çağrı merkezine ağladım artık yalvardım.

bu işkence bitsin yalvarırım noolur alın bunu bi tane daha alayım geri vereyim noolur diye.
yok yok yok.
sonra bir gün çıkageldiler.
meğersem arkadan kablo mu ne kopmuş.
aslında tüm sorun buymuş!
ben bu aralıkta bir de şikayet yazmıştım web ten

derken herşey bitti.
cepten aradı beni çağrı merkezi.
işteyim açamıyorum ama anlamıyor 3 kere aradı peşpeşe.
ev numaram
annemin numarası
masa numaram hiçbiri denenmedi bile
sonra mailime düşen bir yazı

Sayın Ayşe GÜLEÇ ,
Başvurunuzla ilgili olarak verdiğiniz iletişim numaralarından size ulaşılamamıştır. Size ulaşabileceğimiz başka bir telefon numarası iletebilirseniz  en   kısa süre içerisinde sizinle iletişim kurulacaktır. Ayrıca isterseniz aşağıdaki müşteri hizmetleri numaramızı arayarakda bize ulaşabilirsiniz.
Not: Daha hızlı iletişim sağlanabilmesi için cevabınızı, size gönderilen bu mail üzerinden REPLY seçeneğini kullanarak göndermenizi rica ediyoruz.

Saygılarımızla,
Vestel Pazarlama AŞ.
tuketicihizmetleri@vestel.com.tr

(212) 444 4 123
 
 ve Sayın Ayşe Güleç'in yanıtı,




Sayın ilgisiz,

Zira sizi ilgili diye tanımlamak son derece esprili bir yaklaşım olur.

Şikayetimin üzerinden 23 gün geçtikten sonra işyerimde müşteri ile birebir konuşuyor olmam sebebiyle açamadığım telefonumu ısrarla ve peşpeşe arayıp ardından da bu hızlı dönüşünüzü
bir maille perçinleştirmek çok zor olsa gerek.
Bahsi geçen sorunun bir buzdolabı ile ilgili olduğunu ve bir evde buzdolabı olmadan yaşamanın ne demek olduğunu anladığınızı hiç düşünmesem de belki anlamanızı kolaylaştırmak için şunu belirtmem gerekir ki
son iki ayda en az 500 tl zaten bozulan gıda maddeleri için çöpe attım. Çünkü servis her geldiğinde tamamdır dese de birkaç gün sonra aynı sorunu yaşadım.
Nihayet tüm uğraşlarım sonucu 5. kez gelen arkadaşınız aslında kabloların koptuğunu çözebildi.
Aynı insan aynı buzdolabı! Ama problemi sadece teşhisi için aylar geçmesini bekledi.
Bu size ayrı bir haz mı veriyor bilmiyorum.
Servisinizden,beni sürekli anladığını ifade eden Çağrı Merkezinizden ve çalışma şeklinizden hiç memnun kalmadım.
Dilerim bir daha size muhtaç kalmam.

Ve yine size sorarım bilmem kaç milyon nüfuslu sevgili ülkemizde REPLY seçeneğini anlayacak insan sayısı bir elin on parmağını geçmezken böyle kaliteli insan arayışı içine giriyorsunuz da
çalışanlarınızı seçerken niye aynı titizliği göstermiyorsunuz?

Not: arayarakda değil arayarak ta şeklinde yazmanız gerekir bilginize.

Saygılarımla,

Pazartesi, Aralık 06, 2010

aslı vardı bir zamanlar,şimdi ise sureti...

bazı hayatların akışına birebir tanık olmak yıpratır bazen beni,üzer de üzer.
hem o hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa ne üzer,nasıl üzer bilemezsiniz...

 birinin aşkına tanık olmak;yüreğini dağlayan insana tutkuyla bağlılığını görmek ve hatta daha da başa gidince ilk kurlar,bakışlar,o daha ilk kalp atışlarını dinlemek,yaşamak onunla... sonra gezmeceler,birbirini tanımalar,kavgalar,oyunlar,'o olmadığını anladım'lar, aldatmalar,ayrılışlar;bazen aldatmadan ayrılışlar,kırık iki kalp ve küsmeceler hayata. sonra?

'başka biri' arayışları...işte tam burda aklıma ilk gelen, aşık olanın bir daha bu duyguları yaşarken ezber yaptığı; sadece ve sadece nesne bulmanın arifesinde olduğudur. işte tam burda benim canım yanar gereksiz.
 oysa bu kız şu önceki adama ne aşıktı derim. masada yemek yerken elleri titrer,kaybetmekten korktuğu an nöbetler yaşar,beyaz gelinlik hayallerini onunla kurardı. oysa bu kızın annesi ne çok severdi o adamı derim. el ele tutuşurken onlar ben bakıp bakıp 'ulan ne güzel' diye iç çekerdim derim. peki ya şimdiki kötü adam mı: kesinlikle hayır!sevmiyor mu bu kızı;diğerinden bin fazla! o zaman sorun ne? ben niye hep birinin gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' kabullenemem düşünür dururum.


aşk denilen acı bir kere yaşanır çünkü. canın yandıkça yansın istersin. dünya nasıl dönmüş,kiminle dönmüş değil başını yasladığın omuzla daha kaç saat ayrılmadan kalırsın bunu hesap edersin. karnın ağrır,yanındayken sabah olmasın,uzaktayken geceler daha fazla uzamasın diye hayal edersin. şarkılar dinlerken nerde hüzün duysan,acı bulsan içine kendini yerleştirir; bu acının tatlı gelen yanını keşfe çıkarken aklını da portmantoya asılı bırakıverirsin. duymak istemezsin mantık geçen cümleleri. kaybetmekten korkmazsın,en kazanılası varlığın avuçlarında olduğunu gördükçe. paylaşmak istemezsin onu! gözlerinin başka göze değdiğini bilsen kat kat alev alır ateşin öfkeler basar her bir yanını , ölsün o paylaşılan istersin. hayallerin güzel bir iş,mutlu bir yuva olmaz, tek bir hayalin vardır 'o'nunla olmak; nerde nasıl pek aldırış etmezsin.

işte tam bunlardan sonra neden olur ayrılıklar bilinmez. ama ben bir adamın gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' suret sayarım. ezber olur yaşananlar,içinde daha az bağımlılık daha çok mantık gizlenir. daha az yanlış yaparsın daha çok 'seversin' ama canın yanmadıkça,kavrulmadıkça,hayallerin güzel bir ev,huzurlu bir yuva oldukça yorgunluğunu atmak için bir limana yanaşırsın ancak.


ve sen farkedilmez sanırsın ama gözlerinde o acıyı yaşamak istiyorum diye yalvaran bakış vardır.
içinde yanmaya hazır bir yürek.olmaz bilirsin,inatla devam edersin;vazgeçmek olmaz bilirim ama dedim ya ne olursa olsun bir hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa üzülürüm işte ben keşke bir surete ihtiyaç olmasaydı der dururum gereksiz...






Pazartesi, Eylül 20, 2010

doğum dönümüm


ben dün akşam hayatıma hiç dahil olmamış ve olmayacak olan,hiçbir karesinde yer almamış ve almayacak olan
hayatın herhangi bir yerinde yer alan herhangi birinden ,herhangi
bir msg aldım.

öyle gereksiz bir kıvamdaydıki!hem ümitsizdi gereksiz olduğu kadar,bitikti.
düşündüm; birini, özellikle bu kadar uzağımda tuttuğum birini bu kadar nefret duygularıyla
doldurup taşıracak ne yaptımki diye.

nasıl bir uğraş verdimki yüreğinin ortasına tarafımca
kurşun atılmışcasına böyle çırpınıyordu,bana aklına gelen asılsız sözlerle saldırıyordu
son bir can havliyle?



hayat denilen bu karmaşanın kendimi az çok tanıdığım evrelerinden başlayarak, hep ya 50
ya da 75  yıl veririm bu bedene. ne bir az ;ne bir çok ne de üçüncü bir ihtimal. ve uzun
olanı tercih ederim mutlu günlerimde. yine böyle günlerimden biri olan bugün doğum dönümüm
benim. hayatımı 3 eşit parçaya bölecek kadar iyimser olduğum bir günde bile gitti biri kaldı
ikisi diyecek kadar da kötümser olmayı becerebiliyorum yine de.bu arada gördüklerim göreceklerimin üçte
biri ise de kalanında hakkımı sadece iyi olanlarla devam ettirmekten yana kullanmak istiyorum.

farkındayımki çoğunun bir ömür istediği,dilediği tüm güzellikler avucumun orta yerinde yer almakta zaten.
bu sabah uyandığımda sağımda herkesin 'köpek' benim gözümdeyse bambaşka bir varlık olan kızım
,solumda bu yastığa kalan 2 ayrı bölümde de başımı koyacağım 'eş'im yanaklarımı doyamayarak
öperken ve koridorda ilerlerken benim için her gün yenilenen notumu okurken,gün boyu gelen kutlama
msg larını alırken bu duyguyu pekiştire pekiştire düşündüm ve anladımki
yukarıda bahsi geçen 'ŞEY' hayatında 'yuva' diye isimlendirdiği haneye hiçbir zaman gerçek anne olamamış,o haneyi daha
başında 'yuva'laştıramamıştı. ne istediğini bilememişti hiç; bilerekten hemde. gözleri bir gün
olsun bir güzelliğe takılamamıştı ve hiçbir güzelliğe de karışamamıştı sonra. Bir hayali dahi olamamıştı.
ve işte bunlar yüzünde olsa gerek benden nefret etmek için çok sebebi vardı kendince.


fener sahilinde tutulan koca koca balıkları izleyerek yemeğimi yediğim,ardından İstanbul'a kuşbakışı izlerken
semaverde kaynayan çayımı içime çeke çeke içtiğim ve Süleymaniye'nin önünde biri siyah biri sarı iki
kedinin başını okşarken kızımı evde bıraktım diye hasretle koştuğum bugünde ömrümüm üçte birini harcamış olmama üzülmedim.
çünkü koca ömründe bir hayal edinememiş olan tüm 'ŞEY'lere inat ben bu ömür için nice nice hayalleri gerçek etmiştim.
emeği geçenlere sonsuz teşekkürlerimle.

Çarşamba, Eylül 08, 2010

son günlerin ortak konusu...

az önce akşama kadar 100 kişinin elini ayağını ve dahi bilimum yerlerini sürtüverdiği bir kalemi gayri ihtiyari
ağzıma soktuğumu düşündükçe midem kalkıyor.
ama asıl yazmak istediğim konu bu değil elbette.
şimdi bir de gün içinde gelen müşterileri analiz ederken aniden gişeye gelen müşterinin
'faturam neden az geliyor' dediğini hatırlayıp içten içe 'allahım insanların ne çok vakti var' diye düşünmeden edemiyorum.
tabii bir de kol kola gelerek 'biz bir gün zabıtayı aramıştık ne zaman aradığımızı bilemiyoruz 2007'den bu yana
aradığımız numaraları verir misiniz' diyen çiftimiz var.
ama bunlar da değil elbette yazmak istediğim.
son günlerde sürekli 'aşk' konuşur olduk. bu sonbahar herkesin böyle bir sorunu var sanırım. yeni denizlere açmak yelkenleri...
bunun neresi sorun diyebilirsiniz elbet. ama aşk başlı başına bir sorun değil mi zaten!
ne garip bir histir; karnına ağrılar girerekten düşüncenin tek, duygularının tek, hayatının tek bir amaçta birleşmesi.
gözünün başka hiçbir şey görmemesi ondan başka. tek bir kelimesiyle uçmak gökyüzünde,bir üzüntüsüyle kahrolmak.
umutsuzlukları bir yana bırakarak düşlerine almak 'o'nu bir daha bırakmamacasına sımsıkı sarılmak.
gitme ihtimalinde dahi canının acıması ve onsuz günlerin aslında 'gün' olamayacağı kaygısı.
aşk bir oyun aslında kendimize oynadığımız. tüm herşeyi atarak etrafımızdan,şuursuzca kucakladığımız. sorgusuz teslim olup, acıya alıştığımız.

kendimizle oynadığımız bir oyun aslında. canımızın yandığını bile bile gözlerimizi kapatarak yalın ayak üzerinde koştuğumuz ateş . yanmak aslında aşk,kömürleştiğinin bile farkına varmadan.tek yalan ama aynı zamanda tek gerçek kıldığımız.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...