Tuhaf olan günün 'pazar' olması, pazarın da 'tatil' anlamı taşıması değil elbette; benim bu anlamlı günde saat 6.30'da kalkmış olmam. Aradan geçen 2 saat boyunca da New Girl, ardından The O.C izleme çabalarım. Uykumun olmaması. Yarına hazır hissetmemem de cabası.
Sanırım bir takım ev işi yapmam gerek. Dağınık ya da pis görünen çok fazla şey yok aslında. Ama elbette bu ilk bakışta. Derine indiğimizde yapılası pek çok uğraş çıkar güne. Hem bu uğraşlarla uğraşmak hem şuan çıkıp göl kıyısında kimse yokken sadece koşmak(beceremediğim noktada yürümek eylemi daha cazip gelebilir) hem de kankalarla takılmak istiyorum. Üstelik 'kankalar' kısmı da muallak bir konu diğer pek çok şeyin muallaklığı gibi.
Bir yandan hazırlamam gereken bir skeç ve video var, diğer yandan Beren Saat'ten hazzetmesem de çıkıp yanıbaşımdaki AVM'de bir başıma Cesur izlemek istiyorum.
Çoktandır yazmak istediklerim var, ama tıpkı diğer yapmak istediklerim gibi yazı yazmayı da öteliyor, erteliyorum.
İzmir zamanları geride kaldı. Yeniden bıraktığım yerden devam ediyorum. Kürkçü dükkanını özlemedim diyemem, yine de özlemim bir haftada sona erebiliyor. Yakında okul başlayacak.Buna hazır değilim. Hiç olamayacağım da.
Yeni bir üniversitem var artık. Plato Meslek Yüksekokulu'nun 2012-2013 sezonunda bilmem kaç olan öğrenci numaralı formamla.
Tam da şuanda karar verdim. Tek bir şarkıyla gidiyorum göl kenarına.
işte budur Şarkımız da...
Şimdilik hoşçakal dünya.
sağ baştan
bir umut var içimde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir umut var içimde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar, Eylül 09, 2012
yalnız geçen bir pazar daha
Çarşamba, Aralık 21, 2011
kızıyorum bazen kendime, bazen benim dışımdaki herkese. üzülüyorum yine aynı niyetten hareketle. kafamı duvarlara vuracağım pek çok anlar oluyor evet,büyük oranda anlaşılamamak sebebiyle. bunca empatinin gerekliliği çok yük bindiriyor sanki üzerime. uğraşlar bulmalı, kendimi yormalı, uzaklara kaçmalı diyorum ama eskisi kadar cesur da olamıyorum. bu tutsaklığı kabul edemem diye haykırışlarım çok da uzaklarda kalmadı oysaki! ama zamanın neye göre uzak, neye göre yakın olduğunu kestirebilmek de çok mümkün olmuyor yine.haliyle insan duruyor, aynaya bakıyor, kimim, neredeyim, nereye gidiyorum diyor. diyor mu?
demeli! bunu görebilmeki kendini tartabilsin, neler hissettiğini anlayabilsin, kendini anlamlandırabilsin. ötesi parmaklarını açtığında arasından kayıp giden kum tanesi gibi. ötesi öyle geçiciki! onun için ben dalgalara da, sakinliklere de, iyilere de kötülere de kocaman buketler sunmak istiyorumki parmaklarını birbirinden ayırdıklarında kayıp gidenlere inat içen içen gözlerimi görebilsin. güzel bakmayı öğrenebilsin. herşey güzel gördükçe güzel, herşey umut ettikçe güzel.
demeli! bunu görebilmeki kendini tartabilsin, neler hissettiğini anlayabilsin, kendini anlamlandırabilsin. ötesi parmaklarını açtığında arasından kayıp giden kum tanesi gibi. ötesi öyle geçiciki! onun için ben dalgalara da, sakinliklere de, iyilere de kötülere de kocaman buketler sunmak istiyorumki parmaklarını birbirinden ayırdıklarında kayıp gidenlere inat içen içen gözlerimi görebilsin. güzel bakmayı öğrenebilsin. herşey güzel gördükçe güzel, herşey umut ettikçe güzel.
betimleme
aile olmak güzeldir,
bir umut var içimde,
hayat denen şey
Cuma, Kasım 25, 2011
deneme
az önce buzdolabını açtığımda geçen gün acaba nereye koydum diye 20 dakika boyunca düşündüğüm kırmızı biberi gördüm. böyle resmedilebilecek şekilde karmaşık son günlerde ruh halim. son derece duygusal olup koyverip ağladığımda oluyor, lanet edip gaddarca hislere kapıldığımda, sonra rüyalarıma giriyor bir bir bunlar. kah çıkıyorum gökyüzüne kah derin kuyuların en derinine saklanıyorum.Gereksiz bir telaş var yine de bünyemde, bir o kadar amaçsız, kendine güvensiz.
sorgulama faslını geçiyordum nice zamandır ama şu koşturmaca zaman diliminde yine geldi çattı aynı demler. ne, kim, niye , ne zaman, neyim, nerelerdeyim? tam da toplumun kendi yaratttığı bir kimliğe bürünmek üzereydim oysaki yakın zamanda. içimde bir yere yerleşmiş olan o anarşist duygular yine baş gösterdi ama onlar bile 'olgun' artık. bu arada olgunluk kaşarlanmak kelimesiyle aynı anlama geliyor bunu da yakın zamanda öğrendim. oldum mu artık bilemiyorum da biliyorumki kaşarlanmak da yüzüne höyküren adamlara gık demeyip alttan almaya yatkınlığa adım atmakla başlıyor.
öyle zamanlardayımki bir dişçi ziyareti sonrası metrobüsde yer alan üniversite gençliğine 'ne güzel lan istedikleri ayakkabıyı giyebiliyorlar' düşüncesinden hareketle yaklaşıyorum. ee hani mezuniyet sonrası özgürlük, kendini bulma laga lugaları. insan sadece isim etiketinden ayrılabildiği diğerleriyle aynı gömleği, kazağı, pantolonu giymek durumunda olduğu bir yerde ya da zamanda nasıl özgür olabilirki!
çok 'iş' odaklı olmuşum kanımca. oysaki kendime verdiğim nice sözlerden biri değil miydi s.ktir etmek mesai sonrası tüm herşeyi?
kendisine çay uzatıldı diye önce şaşkınlıkla bakan sonra tüm iyi niyetiyle yanlışlık olduysa geri alabilirsin diye açık kapı bırakan o amcanın oğluydu tüm bunlara sebep. önce evlenmiş sonra boşanmış sonra amcaya sadece torununu emanet etmiş, kendileri ise nerede belli değil. yengem üzüntüden kanser ama hala kocasından çekinen edalarla alttan alıyordu tüm herşeyi.
başını okşamak için yanına yaklaştığım kedi ise en son araba üzerinde uyurken sessiz sedasız ,bir gencin saldırısına uğradığından mıdır nedir kaçtı.
bir çocuğa şeker uzattım annesinin öğütlerinden yola çıkarak almadı.
bana gelince artık 50 yaşındaki iki çocuk annesi bir kadının arkamdan konuşarak kuyumu kazmaya çalışmasına bunu da sırf egoları için yapıyor olmasına şaşırmıyorum. dedim ya 'olgunlaştım'. biliyorum 'olmak' zorundaydım. hatta bir kızın yine hırsları uğruna bel altı çalışarak kendine 'statü' belirlemeye çabalarını bile anlayabiliyorum. çünkü sabah erken saatlerde merdivenleri çıkarken beremi kafama geçirerek önümü kapattığında arkadaşım bir idam mahkumunun idam sehpasına kafası poşetli olarak yürüdüğü anı hissetmeye çalışabiliyorum. çünkü ben hala o amca, o kedi, o çocuk, o kadın, o anne olabiliyorum. 'kaşarlanmak' insanlığımı kaybetmemi gerektirmiyor. hala hayaller kurabiliyorum. hala 'ya onun yerinde olsaydım' diyerek atıyorum adımlarımı. kimse benim yerimde olmak istemiyor mu yoksa? buna da pekala.
sorgulama faslını geçiyordum nice zamandır ama şu koşturmaca zaman diliminde yine geldi çattı aynı demler. ne, kim, niye , ne zaman, neyim, nerelerdeyim? tam da toplumun kendi yaratttığı bir kimliğe bürünmek üzereydim oysaki yakın zamanda. içimde bir yere yerleşmiş olan o anarşist duygular yine baş gösterdi ama onlar bile 'olgun' artık. bu arada olgunluk kaşarlanmak kelimesiyle aynı anlama geliyor bunu da yakın zamanda öğrendim. oldum mu artık bilemiyorum da biliyorumki kaşarlanmak da yüzüne höyküren adamlara gık demeyip alttan almaya yatkınlığa adım atmakla başlıyor.
öyle zamanlardayımki bir dişçi ziyareti sonrası metrobüsde yer alan üniversite gençliğine 'ne güzel lan istedikleri ayakkabıyı giyebiliyorlar' düşüncesinden hareketle yaklaşıyorum. ee hani mezuniyet sonrası özgürlük, kendini bulma laga lugaları. insan sadece isim etiketinden ayrılabildiği diğerleriyle aynı gömleği, kazağı, pantolonu giymek durumunda olduğu bir yerde ya da zamanda nasıl özgür olabilirki!
çok 'iş' odaklı olmuşum kanımca. oysaki kendime verdiğim nice sözlerden biri değil miydi s.ktir etmek mesai sonrası tüm herşeyi?
kendisine çay uzatıldı diye önce şaşkınlıkla bakan sonra tüm iyi niyetiyle yanlışlık olduysa geri alabilirsin diye açık kapı bırakan o amcanın oğluydu tüm bunlara sebep. önce evlenmiş sonra boşanmış sonra amcaya sadece torununu emanet etmiş, kendileri ise nerede belli değil. yengem üzüntüden kanser ama hala kocasından çekinen edalarla alttan alıyordu tüm herşeyi.
başını okşamak için yanına yaklaştığım kedi ise en son araba üzerinde uyurken sessiz sedasız ,bir gencin saldırısına uğradığından mıdır nedir kaçtı.
bir çocuğa şeker uzattım annesinin öğütlerinden yola çıkarak almadı.
bana gelince artık 50 yaşındaki iki çocuk annesi bir kadının arkamdan konuşarak kuyumu kazmaya çalışmasına bunu da sırf egoları için yapıyor olmasına şaşırmıyorum. dedim ya 'olgunlaştım'. biliyorum 'olmak' zorundaydım. hatta bir kızın yine hırsları uğruna bel altı çalışarak kendine 'statü' belirlemeye çabalarını bile anlayabiliyorum. çünkü sabah erken saatlerde merdivenleri çıkarken beremi kafama geçirerek önümü kapattığında arkadaşım bir idam mahkumunun idam sehpasına kafası poşetli olarak yürüdüğü anı hissetmeye çalışabiliyorum. çünkü ben hala o amca, o kedi, o çocuk, o kadın, o anne olabiliyorum. 'kaşarlanmak' insanlığımı kaybetmemi gerektirmiyor. hala hayaller kurabiliyorum. hala 'ya onun yerinde olsaydım' diyerek atıyorum adımlarımı. kimse benim yerimde olmak istemiyor mu yoksa? buna da pekala.
Çarşamba, Mayıs 04, 2011
Sabır sabır yaaaa...
öğlen saatleri,nöbet çizelgesinde tüm yönler şahsımı göstermekte.'nee' bu öğlen ben miyim yoksa tek dişi kalmış canavar! vuhuuuu. ne kadar da mutluyum Allah'ım!
numaratöre bir tık.
dın dııınnn...
-nerdeee nerrrdeee sıram nerde
-yan tarafta.
-siz misiniz? orası mı? nerde nerde numaram nerrdeee?
-evet benim buyrun?
-bıdıbıdıbıdıbıdı
bu sırada bir farklı muhabbet dönüyor;
-bu numare nerde yanoorrr
-yan tarafta!
-nerde nerde nerde yanooorrr?(deli danalar gibi dolaşan adam tutuştu alev alacak)
-sıranızı şimdi aldınız, daha yanmadı,bekler misiniz? (dahil olan ben)
-ee yak o zaman?
-ama farkındaysanız önümde bir başkası var ve ben kalkın gidin diyemem sizin numaranız yansın diye değil mi, hem numaranızı şimdi aldınız...
-ee bu kız napıoooo
-o stajyer lise öğrencisi
-ee o zaman sen yak!!!
ibrahiimmm beeeyyyyyy numaratörün altına
1 numaranızı alınız
2 bekleyiniz
3 numarınızı takip ediniz
4 sıra size gelince temsilci yanına geçiniz
yazabilir miyiz?
numaratöre bir tık.
dın dııınnn...
-nerdeee nerrrdeee sıram nerde
-yan tarafta.
-siz misiniz? orası mı? nerde nerde numaram nerrdeee?
-evet benim buyrun?
-bıdıbıdıbıdıbıdı
bu sırada bir farklı muhabbet dönüyor;
-bu numare nerde yanoorrr
-yan tarafta!
-nerde nerde nerde yanooorrr?(deli danalar gibi dolaşan adam tutuştu alev alacak)
-sıranızı şimdi aldınız, daha yanmadı,bekler misiniz? (dahil olan ben)
-ee yak o zaman?
-ama farkındaysanız önümde bir başkası var ve ben kalkın gidin diyemem sizin numaranız yansın diye değil mi, hem numaranızı şimdi aldınız...
-ee bu kız napıoooo
-o stajyer lise öğrencisi
-ee o zaman sen yak!!!
ibrahiimmm beeeyyyyyy numaratörün altına
1 numaranızı alınız
2 bekleyiniz
3 numarınızı takip ediniz
4 sıra size gelince temsilci yanına geçiniz
yazabilir miyiz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


