Hollanda waffle'ı,süt,dizimag,kızım ve ben.işte tam da şimdinin özeti. bugün cumartesi ama hafta içi akşam sekizde uyumak faslını dün gece bozmuşken bu sabah sekizde uyanma faslı başladı. ki bu sabah sekizde uyandığım cumartesinin çalışmadığım bir cumartesiye denk geldiğini de belirtmek isterim.
insan ilişkilerindeki başarısızlığım son hızla devam ederken gitgide yalnızlaşan kimliğime alışıyorum. ara sıra bunalımlar yaşasam da genel olarak iyi olduğumu söyleyebilirim.
peki denemedim mi sanıyorsun? yatılı misafirler, kızlarla sevgilerini konuşmaya çalışmalar, acılarını paylaşıyormuşçasına üzülmeler falan ama yok olmuyor işte. saçma geliyor tüm bunlar. onlar benim yanımda mıydı, yanımda mı? olmadılar evet ama olamazlar da. buna güçleri yetmez çünkü. ne sevgimi, ne aşkımı ne de beni anlamaya güçleri yetmez. sığ hayatlar, bayatlamış, kokuşmuş bencilleşmiş kimliklerinden sıyrılamazlar çünkü. savunmasız ve çırılçıplak kalamazlar. o örtüler, o pis örtüler olmalı hep tüm ilişkilerinde. ne diyorduk; profesyonellik! işte bu lanet kelime son üç senedir hayatıma girdi gireli bok oldu herşey. samimi olmamanın adı buydu, profesyonellik. böylece zayıflıklarını gösteremezdin, yanlışlarını söyleyemezdin, ağlayamazdın, üzülemezdin bunlar seni dibe çekerdi ve zerre beyni olmayan adamlar yeri gelir yüzüne gözüne atıverirdi onları da kalakalırdın sonra. ama ama ama hani 'arkadaş' idik derdin de; o başka bu başka derdi.
haaa, bi de şey var yüzüne gözüne birşeyler sür. lan gözüme dün iki mavi sürdüm diye. süper olmuşsun, mikemmel bir davranış demeyen kalmadı. biri de dediki; 'işte böyle'. he dedim tak maskeni bekle, işte böyle iki boya süreyim herşey iyileşsin değil mi? güldü geçti ve giderken 'evveett' demeyi ihmal etmedi! bu bile soyutluğun son raddede olduğunun bir göstergesi değil mi sayın seyirciler.
bugün cumartesi tüm haftayı beni heyecanlandırma olasılığı olan haberler beklemekle geçirdim ve olmadı. yani ne heyecan ne de heyecana sebebiyet verecek bir haber. şimdi ben bir kızımla çıkayım dışarı en iyisi yürüyeyim. sonra fotoğraflar çeker, kuaföre gideriz. maskelerimizi cilalatıp devam ederiz hayata. haydi rastgele.
sağ baştan
ömrümü yediniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ömrümü yediniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumartesi, Şubat 04, 2012
pro.
Perşembe, Şubat 02, 2012
yalan dünya
küfürler savuruyorum hayat sana yine ve yeniden. başka yapacak çok da birşey yok zaten. bu yıl benim uyku yılım onu da anlamış bulunmaktayım Ocak ayını da geride bırakmışken paylaşmak istedim. artık kafam neye bozulsa uykum geliyor. uyumazsam başım çatlıyor. sağa sola vuran dalgalarla boğuşmak yerine bulduğum yere kıvrılıveriyorum. ümit anlat diyor ben anlatamıyorum. anlattıklarımı da anlamıyor ya da büyüttüğümü düşünüyor zaten. tüm bu keşmekeş içinde uyku güzel geliyor. zaman da çabuk geçiyor. ömürden yemek hoş değil biliyorum ve belki de yaşlandığımda çok pişman olurum kimbilir. midem bulanıyor. zaten son zamanlarda hayatımı ancak mide bulantıları ve baş ağrıları ve de hakkı yenilmez uyku ile özetleyebilirim.
dün gece telefonum çaldı. faturası fazla gelen bir profesördü arayan. mesai saati ya da dışı tüm kırıklar beni buluyor sonra bu sabah oğlu aradı 'ürünlerimi' beğenmemiş. ben ürün geliştirmede çalışıyorum zaten aldığım bu feedbackler ar-ge ye neler neler kazandırdı. bu sabah yine anlamsız telefonlar aldım, anlamsız mailler okudum ve yine anlamsız mesajlar. hepsinin ortak yanı 'iş halletmek' üzerineydi bense beni soran, halimi hatrımı merak edenler olsun isterdim.
bugün insanlar üzerine alındıkları ithamlarla taarruza geçti bu insanlardan biri arkamdan nice dedikodu yaptıydı da geçip karşısına neden yaptın diyecek kadar cesaretim olmamıştı. ama o sadece üstüne alındıkları için bana hesap sorarken hiç naif değildi.
dün gece telefonum çaldı. faturası fazla gelen bir profesördü arayan. mesai saati ya da dışı tüm kırıklar beni buluyor sonra bu sabah oğlu aradı 'ürünlerimi' beğenmemiş. ben ürün geliştirmede çalışıyorum zaten aldığım bu feedbackler ar-ge ye neler neler kazandırdı. bu sabah yine anlamsız telefonlar aldım, anlamsız mailler okudum ve yine anlamsız mesajlar. hepsinin ortak yanı 'iş halletmek' üzerineydi bense beni soran, halimi hatrımı merak edenler olsun isterdim.
bugün insanlar üzerine alındıkları ithamlarla taarruza geçti bu insanlardan biri arkamdan nice dedikodu yaptıydı da geçip karşısına neden yaptın diyecek kadar cesaretim olmamıştı. ama o sadece üstüne alındıkları için bana hesap sorarken hiç naif değildi.
osuruk sesli bir çocuk hakkını arar iken beynimi s.kti bugün. başım ağrıyor. iki yaşlı teyze sağlı sollu bağırıyor. gitsem ya...
Cuma, Ocak 13, 2012
zıkkımın kökü
hayal kırıklıkları diye isimlendirmek başka bir hata olur bu durumları. beklenti içinde olmak da hataydı zira. ama onca ayaklarımın altında ezmek istediğim tipleme benim bu düşsel arzularımın tee merkezinde değil miydi?
o zaman beklenti içinde olmanın hata olması durumu da nedir dersen eğer bılogcuk; hayattır elbet beni bu kabullenmeye iten derim bende en hazırcevap halim ile. bir başka başarısızlaştırma operasyonu daha geçirdim büyük dayısızlık nedeni ile.
o zaman beklenti içinde olmanın hata olması durumu da nedir dersen eğer bılogcuk; hayattır elbet beni bu kabullenmeye iten derim bende en hazırcevap halim ile. bir başka başarısızlaştırma operasyonu daha geçirdim büyük dayısızlık nedeni ile.
neyseki kalbimi pıt pıt attıracak kendimce sebeplerim de yok değil. burada yer alan şarkıyla pıt pıt sebeplerime selam eder, rutin bok çamuruna yatmak için müsaadeni isterim şimdi.
Pazar, Ocak 08, 2012
'herkes'
çokça zamandır sınav hazırlıkları, ödevler, sunumlar derken yazamadım gitti. yani şurdan başka heryere birşeyler yazdım orası ayrı tabii. 'insan' denen varlığa doğru deneyimlerime devam ederken yoruldum epeyce yine ama nefes alıyorum sonuçta işte bir yerlerde.
bu arada önceleri umut ederdim bir yerlerde iyiliğin yaşadığını şimdilerde ancak gözlerimi kapattıktan sonra yaşıyorum o umutları sabah olup gün aydınlandığında hepsi uçup gidiyor birer birer. tutmak için de yormuyorum kendimi, ne yapalım hayat böyle!
herkes haklı kendince, kendi yaşam biçiminde.
bu arada önceleri umut ederdim bir yerlerde iyiliğin yaşadığını şimdilerde ancak gözlerimi kapattıktan sonra yaşıyorum o umutları sabah olup gün aydınlandığında hepsi uçup gidiyor birer birer. tutmak için de yormuyorum kendimi, ne yapalım hayat böyle!
herkes haklı kendince, kendi yaşam biçiminde.
Cumartesi, Aralık 03, 2011
bir soğuk kış günü
Soğuk bir Aralık, sorumluluk dolu bir hafta sonu, yorgun ve yataktan kalkamayan bir beden. Kursa gidemedim, gerçekten istemediğim için değil ama kımıldamaya dahi dermanım olmadığı için. Vicdan yapıyorum şuan tıpkı elimde olmadığı halde maruz kaldığım tüm eksikliklerde yaptığım gibi. Gereksiz bir vicdan yapıyorum her zaman, bir şeylerin hatta hiçbir şeyin değişmeyeceğini bildiğim halde ; kendimi sömürmeyi sever gibi. Aklımdan gitsin istiyorum tüm olumsuzluklar , anı yaşamak vakti gelince kafa yormak o benim, senin, onun eksikliklerine ama olmuyor işte.
İstemediğimden mi olmuyor yoksa beceremediğimden mi bilmiyorum. Bir dönem makul insan rolünde iyi ilerledim ama artık kafam çok karışık. Bir bedene bunca kimlik zor geliyor. Birinden alsam azıcık herkesin ihtiyacı karşılanmıyor. Herkesten sana ne diyorum kimi zaten yine vicdan duvarım karşıma çıkıyor.
Ne zaman akıllanırım bilinmez ama yine söylüyorum çok yaşamam ben. Bunca takıntı iyi bir şey değil çünkü.
Oysa kafamı kaldırıp baktığımda herkesin bir rolü var sadece, iyi, kötü, bencil, cömert, rahat, sakin, olumlu, olumsuz... Böyle bir sıfat bazen, bazen aynı kategori de iki sıfat derken hayat ilerliyor. Ben öyle buhranlara sokuyorum ki kendimi bazen 3 ileri giden zaman çoğu zaman 5 geri gidiyor. Neredeyim, ne haldeyim kestiremiyorum bile. Hayatımın ‘temel’ sorunlarını gidermeli bir an evvel ‘iş’ ismi altında günümün yüzde seksenini işgal eden olguya artık bir defol diyebilmeliyim. Ama onsuz olamayacak kadar şanslı da değilim henüz. O zaman hepsine boyun mu eğmeliyim? Mesela ‘kurumsal’ bir kimlikte ilerlerken her ‘kağıt bitti alabilir miyim’ diye kapısına dayandığım tedarikçi yanında yer alan ‘Müdür’ün ‘istediğin kadar al ama boşa harcama’ demesini sineye mi çekmeliyim. Ya da canı sıkıldığı için kavga etmek niyetiyle yola çıkmış bir adamı daha ne kadar alttan alabilirim. Her yanlışın farkında olup da elden bir şey gelmez diyenlere sonuna kadar haksız olduklarını bile bile ‘HAKLISINIZ’ mı demeliyim!
Bilmiyorum ne olacak bu derbeder hallerim?
Pazartesi, Ekim 31, 2011
bir klasik
inerken sağdan çıkarken soldan ya hani merdivenlerdeki olay. yani elbette sadece merdiven değil yol akışı da aynı şekilde lakin özellikle yürüyen merdivenlerde illa solda dikilen yanına bir de valizcik iliştiren üstüne üstlük yanından geçmek için müsade istenildiğinde isyanlara giren insan evlatlarına bir alkış.
ama yağma yok bugün en büyük alkışı hak eden vatandaşım sevgili iett çağrı merkezi çalışanı kimliği belirsiz bayan. ilgili şahısı online seyahat kartı başvuru sonucumun tarafıma ulaşmaması üzerine tanıma fırsatım oldu. acaba sorun nedir diye düşünürken tarafıma verilen başvuru numarasını print screen yaptığım word dosyasının bir kenarında çağrı merkezi numarası olduğunu gördüm ve arama gafletinde bulundum.
-merhaba online kart başvurum vardı sonucu hakkında bilgilendirme alamadım referans numaramı versem
-hayır tc numaranız gerekli
-peki öyle olsun. …… tc kimlik numaram
-dekont tarihini hatalı girmişsiniz
-hımm keşke birileri bir mail ataydı
-niye atsınki o referans numarası size girin de kontrol edin diye verildi ki zaten şuan sizin adınıza bunu ben gerçekleştiriyorum
-iyi olduğu haber ettiğin, bu arada ismin ne bilmiyorum ama çok eğlenceli dakikalar yaşattın teşekkür ederim.
aklınızda bulunsun hani olur da iett online servisten seyahat kartı başvurunuz olursa mail gelmezse 3 vakte kadar kimsenin sizi aramasını beklemeyin bir zahmet sisteme giriverin ve mütemadiyen kontrol gerçekleştirin acaba yanlış bir taraf mı var bu girişte diye. iğneyi kendinize çuvaldınızı ise başkasına saklamayı huy edinmeyin. eşşek değilseniz anlarsınız elbet hatalı girişi bilinçli yapıyorsunuz sonuçta düzeltmek de size kalmış.
Perşembe, Eylül 15, 2011
günden başlıklar
an itibariyle anladımki en uyuz olduğum kadın tiplerinden biri de 'mıy' 'mıy' 'mıy' şeklinde kendisinin dahi duyamayacağı ses tonuyla; bir o kadar sakin de görünerekten bir konu anlatan ve hiç bitmek bilmeyen cümlelerine cevap verilmesini beklemeksizin devam ederken çözüm isteyenler.
bu arada insanları kategorileyerek misal bu polis lazım olur iyi davranmalı irtibatı koparmamalı, bu doktor lazım olur çıtkırıldım olmalı cazibe kullanılmalı şeklinde hareket eden hatunlara da ayrı bir bakış açım söz konusu. bu hatunlar 'flörtöz' yapılarının altında yatan kimliksizlikleriyle karşıma dikildiğinde ise sağlı sollu girişecek gücüm olmasını nasıl da arzu ederdim!
bu arada insanları kategorileyerek misal bu polis lazım olur iyi davranmalı irtibatı koparmamalı, bu doktor lazım olur çıtkırıldım olmalı cazibe kullanılmalı şeklinde hareket eden hatunlara da ayrı bir bakış açım söz konusu. bu hatunlar 'flörtöz' yapılarının altında yatan kimliksizlikleriyle karşıma dikildiğinde ise sağlı sollu girişecek gücüm olmasını nasıl da arzu ederdim!
betimleme
hayat beni neden yorarsın,
ömrümü yediniz,
zıkkım
Çarşamba, Şubat 23, 2011
what can i do sometimes?
Ben bir telekomünikasyon firmasında çalışıyorum evet.
Anlatamadığım,anlaşılamadığım bir iletişimsizlik halinde geçinip gidiyoruz orta halli işte.
Bazen sıra almasını istediğin kişi
- Koyun olmam ben! diyebiliyor.
Bazense buraya ne yazayım dediğinde nakil yapmak istediğiniz numarayı cevabı sonrasında yazıyla o boşluğa
-Nakil yapmak istediğim numara! yazabiliyor.
Bazen dialog aynen şu olabiliyor.
- Tamam mı işim.
-Evet
- Bitti mi şimdi
-Evet.
-Birşey yapmama gerek yok di mi?
-Evet.
-Peki gidebilir miyim!
Ama bugün yaptığım telefon görüşmesi akıllara ziyandı.
Olay bir kişinin kimliği belirsiz sebeplerle siteye yazdığı şikayet sonucu kendisine geri dönüşüm neticesinde vuku buldu,bulmaz olaydı.
-Merhabalar......'dan arıyorum bir şikayetiniz mevcut kayıtlarımızda.
-Merhaba evet.
-Nasıl yardımcı olabilirim size.
-Öncelikle şikayetimin son iki cümlesini bana oku.
-Peki'Beni avukatınız aramasın'(özetle)
-Avukat mısınız?
-Hayır.
-Emin misin?
-Evet.
-Haksız kazanç elde ediyorsunuz?
-Neye istinaden bu karara vardınız?
-Faturam neden fazla?
-13,92 TL sabit ücret.
-(çığlık çığlığa) Ben senin kaç senelik müşterinim ne ücreti?
-Paketiniz,içinde bulunduğunuz paketin ücreti bu şekilde.
-Bana paket deme.
-Peki bu ücretin açılımını şöyle anlatayım.
-Hani avukat değildin?
-Avukat değilim sadece sorunuzu yanıtlamaya çalışıyorum.
-Bana avukatlık yapma çabuk bana cevap ver.
-Peki paketiniz...
-Bana paket deme tahrik oluyorum.
-Peki sabit ücretiniz.
-Bak şimdi terbiyesiz cümleler kurarım.
-İsterseniz bu konuda.
-Bana edebiyat parçalama.
-Ama konuşamıyorum nasıl edebiyat yapayım?
-Konuşma bana,benimle başkası konuşsun tahrik oluyorum küfür ederim.
-Peki hattınızdan .... numaralı bilinmeyen numaralar servisine arama yapmışsınız.
-EEEEEEEEEEEE
-4,54 TL ücreti var.
-Yani?
-Fatura ücretinizde bu kalem yer alıyor. Ayrıca?
-Yok sen avukatsın!
Diye devam etti gitti.
Toplumumuzda şizofren insan sayısı her ne kadar tespit edilemese de gün geçtikçe artmakta ve bu oranın bölge nüfusuna düşen sayısının her gün tarafımı ziyaret ettiğine bende gün geçtikçe daha da inanmaktayım.
Zira özellikle gizli dönemdeki bulguların ilk maddesi aynen şöyle der
-Dağılma öncesinde birtakım takıntılar ortaya çıkmaktadır.Araştırmalar ortaya koymuşturki hastalık öncesinde kişiler bazı konularda mantıksız bir şekilde aşırı uğraşmaya başlamaktadır. Hastalar herşeyi abartılı yaşamaya başlamaktadır.
Bu durumda anladık it happens sometimes ama yine de sorarım WHAT CAN I DO SOMETIMES?
Anlatamadığım,anlaşılamadığım bir iletişimsizlik halinde geçinip gidiyoruz orta halli işte.
Bazen sıra almasını istediğin kişi
- Koyun olmam ben! diyebiliyor.
Bazense buraya ne yazayım dediğinde nakil yapmak istediğiniz numarayı cevabı sonrasında yazıyla o boşluğa
-Nakil yapmak istediğim numara! yazabiliyor.
Bazen dialog aynen şu olabiliyor.
- Tamam mı işim.
-Evet
- Bitti mi şimdi
-Evet.
-Birşey yapmama gerek yok di mi?
-Evet.
-Peki gidebilir miyim!
Ama bugün yaptığım telefon görüşmesi akıllara ziyandı.
Olay bir kişinin kimliği belirsiz sebeplerle siteye yazdığı şikayet sonucu kendisine geri dönüşüm neticesinde vuku buldu,bulmaz olaydı.
-Merhabalar......'dan arıyorum bir şikayetiniz mevcut kayıtlarımızda.
-Merhaba evet.
-Nasıl yardımcı olabilirim size.
-Öncelikle şikayetimin son iki cümlesini bana oku.
-Peki'Beni avukatınız aramasın'(özetle)
-Avukat mısınız?
-Hayır.
-Emin misin?
-Evet.
-Haksız kazanç elde ediyorsunuz?
-Neye istinaden bu karara vardınız?
-Faturam neden fazla?
-13,92 TL sabit ücret.
-(çığlık çığlığa) Ben senin kaç senelik müşterinim ne ücreti?
-Paketiniz,içinde bulunduğunuz paketin ücreti bu şekilde.
-Bana paket deme.
-Peki bu ücretin açılımını şöyle anlatayım.
-Hani avukat değildin?
-Avukat değilim sadece sorunuzu yanıtlamaya çalışıyorum.
-Bana avukatlık yapma çabuk bana cevap ver.
-Peki paketiniz...
-Bana paket deme tahrik oluyorum.
-Peki sabit ücretiniz.
-Bak şimdi terbiyesiz cümleler kurarım.
-İsterseniz bu konuda.
-Bana edebiyat parçalama.
-Ama konuşamıyorum nasıl edebiyat yapayım?
-Konuşma bana,benimle başkası konuşsun tahrik oluyorum küfür ederim.
-Peki hattınızdan .... numaralı bilinmeyen numaralar servisine arama yapmışsınız.
-EEEEEEEEEEEE
-4,54 TL ücreti var.
-Yani?
-Fatura ücretinizde bu kalem yer alıyor. Ayrıca?
-Yok sen avukatsın!
Diye devam etti gitti.
Toplumumuzda şizofren insan sayısı her ne kadar tespit edilemese de gün geçtikçe artmakta ve bu oranın bölge nüfusuna düşen sayısının her gün tarafımı ziyaret ettiğine bende gün geçtikçe daha da inanmaktayım.
Zira özellikle gizli dönemdeki bulguların ilk maddesi aynen şöyle der
-Dağılma öncesinde birtakım takıntılar ortaya çıkmaktadır.Araştırmalar ortaya koymuşturki hastalık öncesinde kişiler bazı konularda mantıksız bir şekilde aşırı uğraşmaya başlamaktadır. Hastalar herşeyi abartılı yaşamaya başlamaktadır.
Bu durumda anladık it happens sometimes ama yine de sorarım WHAT CAN I DO SOMETIMES?
Pazartesi, Aralık 27, 2010
vestel 0 - ayşe 1
vestel ile verdiğim 60 gün ya da daha fazla süren bir mücadelenin sonuna geldim( umarım )
daha iki yıl öncesinde beyaz eşyalarımızı beyaz umutlarla birlikte seçme evresindeyken whirpool iyidir hoştur dedik ama servisine vestelin baktığını nerden bilebilirdik! bir gece ansızın bozulan buzdolabının bir parçasının 35 gün boyunca manisadan gelmesini bekledik önce.hatta bir ara beklemekten sıkıldık orayı burayı ara ara sonunda o onu bu bunu şu da sunu bağlayınca bu bağlardan merve ablaya ulaştık aha da söz veriyorum valla billla size yeni buzdolabı gönderiyorum dedi ve aksilik olursa beni bu numaradan arayın. heyecanlanan kocam o numaranın çağrı merkezi olduğunu farkedene kadar artık çok geçti!
sonra öyle biri yok dediler ne hikmetse kaç bin çalışana sahip olan çağrı merkezinde merve diye biri olmadığını ilk hecede söyleyiverdiler. sarı çizmeli mehmet ağayı bile sorsak az biraz bakınırdı insan etrafına de mi? yok diyip kestirip attılar. rüya gördük herhalde dedik buzdolabı hayalimizi süslediğinden.ne yaptık ne ettik ses kayıtlarını falan dinletemedik. yoktu öyle bir abla biz uyduruvermiştik!
sonra geldi parça amaaaa bozuk!
35 gün bekle ve gelen parça bozuk olsun.
ama sağolsun servis amcalar ekstra da istemişler bunu da öyle güzel dile getirdilerki. ne yani bozuksa bi 35 gün daha mı beklicezz? yok abla biz bundan 4 tane söyledik bozulursa yine diye.ileri görüşlü insanlar sayesinde bu kez işimiz hallolmuştu. artık buzdolabı kullanıma hazırdı buna emin olabilirdik.
2 hafta idare etti ve yine içindeki herşey de çöpe gitti. bu kez tanı koymaları çok zor olmadı.
-'hımmm sanırım elektirik gitmiş gelmiş ondan olmuş bu
evet evet ondan
siz kapısını açın iki gün kalsın öyle sonra düzelir!
biz de öyle yaptık mecbur. derken az biraz soğutur gibi oldu tamamdır dediler.
2 gün idare etti ve yine herşey çöpe gitti.
çağrı merkezini her aradığımda da herkes beni anladığını ifade etti.
ben güzin ablayı aradım sanki.
sağolsun pek anlayışlılar.
bu kez artık servis amcayla kanka olduk ya direk onu aradım gelsene amca bizimki yine gitti diye.
tamam eve biri gitsin geliyorum ben.
eve gittik gelmedi.
yarın arayın gelicem abla.aradık ulaşamadık.
yarın dörde kadar ablaa...
ne gelen var ne giden.
bu kez çağrı merkezine ağladım artık yalvardım.
bu işkence bitsin yalvarırım noolur alın bunu bi tane daha alayım geri vereyim noolur diye.
yok yok yok.
sonra bir gün çıkageldiler.
meğersem arkadan kablo mu ne kopmuş.
aslında tüm sorun buymuş!
ben bu aralıkta bir de şikayet yazmıştım web ten
derken herşey bitti.
cepten aradı beni çağrı merkezi.
işteyim açamıyorum ama anlamıyor 3 kere aradı peşpeşe.
ev numaram
annemin numarası
masa numaram hiçbiri denenmedi bile
sonra mailime düşen bir yazı
Sayın Ayşe GÜLEÇ ,
Saygılarımızla,
Vestel Pazarlama AŞ.
tuketicihizmetleri@vestel.com.tr
(212) 444 4 123
ve Sayın Ayşe Güleç'in yanıtı,
Sayın ilgisiz,
Zira sizi ilgili diye tanımlamak son derece esprili bir yaklaşım olur.
Şikayetimin üzerinden 23 gün geçtikten sonra işyerimde müşteri ile birebir konuşuyor olmam sebebiyle açamadığım telefonumu ısrarla ve peşpeşe arayıp ardından da bu hızlı dönüşünüzü
bir maille perçinleştirmek çok zor olsa gerek.
Bahsi geçen sorunun bir buzdolabı ile ilgili olduğunu ve bir evde buzdolabı olmadan yaşamanın ne demek olduğunu anladığınızı hiç düşünmesem de belki anlamanızı kolaylaştırmak için şunu belirtmem gerekir ki
son iki ayda en az 500 tl zaten bozulan gıda maddeleri için çöpe attım. Çünkü servis her geldiğinde tamamdır dese de birkaç gün sonra aynı sorunu yaşadım.
Nihayet tüm uğraşlarım sonucu 5. kez gelen arkadaşınız aslında kabloların koptuğunu çözebildi.
Aynı insan aynı buzdolabı! Ama problemi sadece teşhisi için aylar geçmesini bekledi.
Bu size ayrı bir haz mı veriyor bilmiyorum.
Servisinizden,beni sürekli anladığını ifade eden Çağrı Merkezinizden ve çalışma şeklinizden hiç memnun kalmadım.
Dilerim bir daha size muhtaç kalmam.
Ve yine size sorarım bilmem kaç milyon nüfuslu sevgili ülkemizde REPLY seçeneğini anlayacak insan sayısı bir elin on parmağını geçmezken böyle kaliteli insan arayışı içine giriyorsunuz da
çalışanlarınızı seçerken niye aynı titizliği göstermiyorsunuz?
Not: arayarakda değil arayarak ta şeklinde yazmanız gerekir bilginize.
Saygılarımla,
daha iki yıl öncesinde beyaz eşyalarımızı beyaz umutlarla birlikte seçme evresindeyken whirpool iyidir hoştur dedik ama servisine vestelin baktığını nerden bilebilirdik! bir gece ansızın bozulan buzdolabının bir parçasının 35 gün boyunca manisadan gelmesini bekledik önce.hatta bir ara beklemekten sıkıldık orayı burayı ara ara sonunda o onu bu bunu şu da sunu bağlayınca bu bağlardan merve ablaya ulaştık aha da söz veriyorum valla billla size yeni buzdolabı gönderiyorum dedi ve aksilik olursa beni bu numaradan arayın. heyecanlanan kocam o numaranın çağrı merkezi olduğunu farkedene kadar artık çok geçti!
sonra öyle biri yok dediler ne hikmetse kaç bin çalışana sahip olan çağrı merkezinde merve diye biri olmadığını ilk hecede söyleyiverdiler. sarı çizmeli mehmet ağayı bile sorsak az biraz bakınırdı insan etrafına de mi? yok diyip kestirip attılar. rüya gördük herhalde dedik buzdolabı hayalimizi süslediğinden.ne yaptık ne ettik ses kayıtlarını falan dinletemedik. yoktu öyle bir abla biz uyduruvermiştik!
sonra geldi parça amaaaa bozuk!
35 gün bekle ve gelen parça bozuk olsun.
ama sağolsun servis amcalar ekstra da istemişler bunu da öyle güzel dile getirdilerki. ne yani bozuksa bi 35 gün daha mı beklicezz? yok abla biz bundan 4 tane söyledik bozulursa yine diye.ileri görüşlü insanlar sayesinde bu kez işimiz hallolmuştu. artık buzdolabı kullanıma hazırdı buna emin olabilirdik.
2 hafta idare etti ve yine içindeki herşey de çöpe gitti. bu kez tanı koymaları çok zor olmadı.
-'hımmm sanırım elektirik gitmiş gelmiş ondan olmuş bu
evet evet ondan
siz kapısını açın iki gün kalsın öyle sonra düzelir!
biz de öyle yaptık mecbur. derken az biraz soğutur gibi oldu tamamdır dediler.
2 gün idare etti ve yine herşey çöpe gitti.
çağrı merkezini her aradığımda da herkes beni anladığını ifade etti.
ben güzin ablayı aradım sanki.
sağolsun pek anlayışlılar.
bu kez artık servis amcayla kanka olduk ya direk onu aradım gelsene amca bizimki yine gitti diye.
tamam eve biri gitsin geliyorum ben.
eve gittik gelmedi.
yarın arayın gelicem abla.aradık ulaşamadık.
yarın dörde kadar ablaa...
ne gelen var ne giden.
bu kez çağrı merkezine ağladım artık yalvardım.
bu işkence bitsin yalvarırım noolur alın bunu bi tane daha alayım geri vereyim noolur diye.
yok yok yok.
sonra bir gün çıkageldiler.
meğersem arkadan kablo mu ne kopmuş.
aslında tüm sorun buymuş!
ben bu aralıkta bir de şikayet yazmıştım web ten
derken herşey bitti.
cepten aradı beni çağrı merkezi.
işteyim açamıyorum ama anlamıyor 3 kere aradı peşpeşe.
ev numaram
annemin numarası
masa numaram hiçbiri denenmedi bile
sonra mailime düşen bir yazı
Sayın Ayşe GÜLEÇ ,
Başvurunuzla ilgili olarak verdiğiniz iletişim numaralarından size ulaşılamamıştır. Size ulaşabileceğimiz başka bir telefon numarası iletebilirseniz en kısa süre içerisinde sizinle iletişim kurulacaktır. Ayrıca isterseniz aşağıdaki müşteri hizmetleri numaramızı arayarakda bize ulaşabilirsiniz.
Not: Daha hızlı iletişim sağlanabilmesi için cevabınızı, size gönderilen bu mail üzerinden REPLY seçeneğini kullanarak göndermenizi rica ediyoruz.
Saygılarımızla,
Vestel Pazarlama AŞ.
tuketicihizmetleri@vestel.com.tr
(212) 444 4 123
Sayın ilgisiz,
Zira sizi ilgili diye tanımlamak son derece esprili bir yaklaşım olur.
Şikayetimin üzerinden 23 gün geçtikten sonra işyerimde müşteri ile birebir konuşuyor olmam sebebiyle açamadığım telefonumu ısrarla ve peşpeşe arayıp ardından da bu hızlı dönüşünüzü
bir maille perçinleştirmek çok zor olsa gerek.
Bahsi geçen sorunun bir buzdolabı ile ilgili olduğunu ve bir evde buzdolabı olmadan yaşamanın ne demek olduğunu anladığınızı hiç düşünmesem de belki anlamanızı kolaylaştırmak için şunu belirtmem gerekir ki
son iki ayda en az 500 tl zaten bozulan gıda maddeleri için çöpe attım. Çünkü servis her geldiğinde tamamdır dese de birkaç gün sonra aynı sorunu yaşadım.
Nihayet tüm uğraşlarım sonucu 5. kez gelen arkadaşınız aslında kabloların koptuğunu çözebildi.
Aynı insan aynı buzdolabı! Ama problemi sadece teşhisi için aylar geçmesini bekledi.
Bu size ayrı bir haz mı veriyor bilmiyorum.
Servisinizden,beni sürekli anladığını ifade eden Çağrı Merkezinizden ve çalışma şeklinizden hiç memnun kalmadım.
Dilerim bir daha size muhtaç kalmam.
Ve yine size sorarım bilmem kaç milyon nüfuslu sevgili ülkemizde REPLY seçeneğini anlayacak insan sayısı bir elin on parmağını geçmezken böyle kaliteli insan arayışı içine giriyorsunuz da
çalışanlarınızı seçerken niye aynı titizliği göstermiyorsunuz?
Not: arayarakda değil arayarak ta şeklinde yazmanız gerekir bilginize.
Saygılarımla,
Pazar, Aralık 19, 2010
trajikomik
nicedir yazmaya çalışıyorum ama bir türlü olmuyor
en büyük engelse bizim kızın burnu.
ümm gitti gideli iyice melankolik takılır oldu hatun kişi.illa gece gündüz kucağımda
yanağı yanağımda , kolu kolumda olacak! burnunu da kucağımdaki netbook'u yere atmak için sinsice kullanmıyor değil. sürekli ilgi isteyen bebeğimi öpüp koklarken de klavyeden uzaklaşıveriyorum.
ilginç olduğunu söyleyemem günün,
ama ilginç replikler kaldı kulağımda.
bugün en çok satıcılar çekti dikkatimi özellikle selpak al'cılar.
mecidiyeköy metrosunun oracıkta
'biiiirr mendil al
biirrrr mendil al
biiiirrr mendil al bir ıslaaakk mendil al'
şeklinde vurgusunu ' bir 'den ' ıslak mendile 'çeken teyze

metrobüs yolunda ise
'mendil alınııızzz
mendil alınıızzzz'
diye bağıran kibar amca.
yine de en çok ellerinde koca koca gazetelerle beyoğlu'nu yaya trafiğine kapatan solcu gençliğe uyuz oldum.
ve yine en anlam veremediğim bir grubun broşür dağıtırken 'ingilizce' diyip kurs şeysilerini eline tıkıştırmaya çalışan ' vurdumduymaz' propagandacı halleri. bari azcık inanmış gibi yap o şirkete di mi?
hem 'ingilizce' ne ya!
kurs de eğitim de bişey de.'ingilizce' çat broşür elinde!
bir de güldüren detaylar varki bunlardan ilki taksim metro da yabancı bir amcanın birilerine soru sorarken
soru sorduğu kızın yanıtlayamaması ve arkasına bakıp 'ingilizce bilen var mııı?' diye çığırmasıyla
herkesin amanın kaç kaç kaç edasıyla ordan oraya dağılması ve niyeyse bu genç bayanın' ne biçim ülke ne biçim insanlar nasıl bir Türkiye yabancı dil bilen nasıl olmaz' diye höykürmesi. sanki kendi Türk değil sanki o yabancı dilden muaf geldi bu hayata!
hayat garip evet ama sanki bizim ülke daha bir enteresan?
bilmiyorum belki de ben yanlış pencereden bakıyorum.
gelelim ümm'eeee
'herşey vatan için' diye bağırırken sesi gitmiş kocamın.
bu sabah olmayan sesi ile konuşmaya çalıştım.
bir grup insanı 5,5 ay işinden gücünden edip ve kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yaptırmadan
çok şey yapıyormuşcasına 'herşey vatan için' diye bağırtma eylemine askerlik görevini yerine
getirtmek gibi bir anlam yükleniyor ya pes doğrusu.
bugün yani tam bir hafta sonra ilk kez banyo yapmışlar.
ve dahası bütün gün bahçede gezip temizlik yapmışlar.
bu ne çelişki vatan sadece bir kara parçası değilki!
onu vatan kılan üzerinde yaşayanlar aynı zamanda.
onlar pis dururken tabanı temizlemek neyin nesi?
sanırım hayat herşeye rağmen güzel.
nefes aldığım için mutluyum,kendimi ifade edebilecek yetiye sahip olduğum için de.
ve daha pek çokları için.
hem bunlar da olmasa ne yazardım ben bugün di mi diyerek bu garibanı avutuyor,
iyi geceler diliyorum.
en büyük engelse bizim kızın burnu.
ümm gitti gideli iyice melankolik takılır oldu hatun kişi.illa gece gündüz kucağımda
yanağı yanağımda , kolu kolumda olacak! burnunu da kucağımdaki netbook'u yere atmak için sinsice kullanmıyor değil. sürekli ilgi isteyen bebeğimi öpüp koklarken de klavyeden uzaklaşıveriyorum.
ilginç olduğunu söyleyemem günün,
ama ilginç replikler kaldı kulağımda.
bugün en çok satıcılar çekti dikkatimi özellikle selpak al'cılar.
mecidiyeköy metrosunun oracıkta
'biiiirr mendil al
biirrrr mendil al
biiiirrr mendil al bir ıslaaakk mendil al'
şeklinde vurgusunu ' bir 'den ' ıslak mendile 'çeken teyze

metrobüs yolunda ise
'mendil alınııızzz
mendil alınıızzzz'
diye bağıran kibar amca.
yine de en çok ellerinde koca koca gazetelerle beyoğlu'nu yaya trafiğine kapatan solcu gençliğe uyuz oldum.
ve yine en anlam veremediğim bir grubun broşür dağıtırken 'ingilizce' diyip kurs şeysilerini eline tıkıştırmaya çalışan ' vurdumduymaz' propagandacı halleri. bari azcık inanmış gibi yap o şirkete di mi?
hem 'ingilizce' ne ya!
kurs de eğitim de bişey de.'ingilizce' çat broşür elinde!
bir de güldüren detaylar varki bunlardan ilki taksim metro da yabancı bir amcanın birilerine soru sorarkensoru sorduğu kızın yanıtlayamaması ve arkasına bakıp 'ingilizce bilen var mııı?' diye çığırmasıyla
herkesin amanın kaç kaç kaç edasıyla ordan oraya dağılması ve niyeyse bu genç bayanın' ne biçim ülke ne biçim insanlar nasıl bir Türkiye yabancı dil bilen nasıl olmaz' diye höykürmesi. sanki kendi Türk değil sanki o yabancı dilden muaf geldi bu hayata!
hayat garip evet ama sanki bizim ülke daha bir enteresan?
bilmiyorum belki de ben yanlış pencereden bakıyorum.
gelelim ümm'eeee
'herşey vatan için' diye bağırırken sesi gitmiş kocamın.
bu sabah olmayan sesi ile konuşmaya çalıştım.
bir grup insanı 5,5 ay işinden gücünden edip ve kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yaptırmadan
çok şey yapıyormuşcasına 'herşey vatan için' diye bağırtma eylemine askerlik görevini yerine
getirtmek gibi bir anlam yükleniyor ya pes doğrusu.
bugün yani tam bir hafta sonra ilk kez banyo yapmışlar.
ve dahası bütün gün bahçede gezip temizlik yapmışlar.
bu ne çelişki vatan sadece bir kara parçası değilki!
onu vatan kılan üzerinde yaşayanlar aynı zamanda.
onlar pis dururken tabanı temizlemek neyin nesi?
sanırım hayat herşeye rağmen güzel.
nefes aldığım için mutluyum,kendimi ifade edebilecek yetiye sahip olduğum için de.
ve daha pek çokları için.
hem bunlar da olmasa ne yazardım ben bugün di mi diyerek bu garibanı avutuyor,
iyi geceler diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













