sağ baştan

yılmazlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yılmazlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ekim 12, 2011

Lanet PAYTUR; muhteşem Yedigöller

Eylül 18; doğumgünü arifesi... Bu kez bir farklılık yapalım ve günü birlik tura gidelim dedik. Demez olsaydık! Günübirlik bir tur için İstanbul'dan Yedigöller'e gitmenin biraz fazla olduğunu anlamak bir yana, bu tercihi Paytur ile perçinleştirmenin de ayrı bir hata olduğunu anlamak için çok da zeki olmaya gerek yoktu aslında. Alışveriş için BİM önünde 45 dakika beklemek mi , yollarda kaybolup ona buna tarif ettirmek mi, yedigöllerde bir başına bırakılıp siz bizi dinlememişsiniz böyle demedik diye 10 kişiye birden bok atmak mı yoksa yemek diye 2 adet ince kesilmiş yüzde 30'u kıyma kalanının ne olduğu belli olmayan sucuk ve bir adet tavuk kemiğinin önünüze sunulması mı daha rezillikti bilemedim. Tek söyleyebileceğim siz siz olun te İstanbul'dan günübirlik gezi diye Yedigöller'i seçmeyin; daha da ötesinde herhangi bir organizasyon için PAYTUR'a asla kendinizi teslim etmeyin.

Bunlar kaybolduğumuz anlarda çekebildiğimiz fotoğraflardan bazıları; günün tek güzelliği doğanın ta kendisiydi.











Pazar, Ağustos 28, 2011

İyiki Doğdun!




Aralık aylardan. Yıl 2009. Soğuk bir Ankara akşamında yalnız kalmış biz,geziyoruz. Sakaryadayız.Pet shop sokağında yol alırken. Bakalım mıııı? diye boyun büküyorum ben. O zaman pet shop ların zindan olduğunu algılayamıyorum ve sahiplerinin katil. Aslan yüz görüyoruz sevimli mi sevimli, Alman kurdu,pug... Hepsi ne kadar da şirin bizim de olsa ya. Sonra bu akşamı belli sıklıklarla yineliyoruz. Ve bir gün içine girip birinin sanırım bizim köpeğimiz olsun istiyoruz diyoruz. Aslında Ümit pek hayvan sevmez. Evde hiç tahammül edemez. Kirletir der koltuklarımızı,biz o koltukları bir de beyaz almışken bir düşünsene. Bu yüzden bu 'isteme' eylemi sadece bana ait aslında o dönemde. Ama bir 'çift' olma meselesi var. O sebeple çoğul yapıyoruz bu eylemi. Olur elbette peki cinsi ne olsun? Biz cins bilmiyoruz.'Şöyle hem akıllı bir bıdık hem de minik, apartmanda yaşabilecek bir minik olsa, kedi gibi yani büyümeyen pek, sonra üzmese bizi çok zorlamasa.'Yani malum Ankara'nın çok da nezih olmayan bir semtinde oturuyoruz. İnsanlarda bunca düşmanken miniklere. Bizimki çok çaktırmasa köpekliğini diyoruz. 'Tamam' diyor göbekli kel amca.Meymenetsiz suratı birden şenleniyor. 'Bende var bir tane' Şuan burda değil. Evde benim 10 yaşında ikizlerim var onlarla. Pek buraya kafese konulası bir hayvan değil. Sıkılır istemez, rahatlığına düşkündür. Ama bir o kadar uyumlu. Bizim çocukların elinde kumanda gibi taşınır da gıkı çıkmaz.Yarın getireyim buraya tanışın isterseniz? Birbirimize bakıyoruz Ümm'le biz buna hazır mıyız diyoruz? Korkular başlıyor. Biz bu sorumluluğa hazır mıyız? Bilemiyoruz. Tamam öyleyse diyor amca siz bir karar verin. Arayın beni getireyim buraya tanışın. Peki diyoruz,çıkmaya yelteniyoruz. Cinsi de Jack Russel diyor bu arada. Bakarsanız, araştırırsanız.
Sonra geziyoruz tekrar bir hayli, bu kez bizim minikten arıyor gözlerimiz.Ama yok hiçbir yerde. Herkes 'sipariş' usülü getirdiğini söylüyor. Çok tanınmıyor,'SATMIYOR' diye de ekliyor.Derken netten fotoğraflarına bakıyoruz. Bayılıyoruz daha tanımadan. Arıyoruz bizim amcayı,bu akşam hazırız biz tanışmaya diyoruz. Akşamı zor ediyor ve Sakarya'nın yolunu tutuyoruz.

Ortada bir şebek geziniyor. Minicik bir şebek bu. Uzun bir burun. Turuncu bir yağmurluk içinde. Herkese koşuyor. Herkesten sevgi dileniyor. Küçük bir çocukla oyun oynamaya çalışıyor. Akvaryumlara zıplayıp balıkları selamlıyor. Ele avuca sığmaz bu yaramazı bir anda herkes çok seviyor. Derken konuşmaya başlıyoruz. Ne yer ne içer öğrenmeye çalışıyoruz. Kapı açılıyor bizimki 3 saniye içinde yok oluyor. Sokakta deli gibi dans ediyor sanki. Tutsaklıktan nefret ediyor. Pet shoptan ayrılıyoruz. Miniğimiz elimizde.Kucağımda sessizce uyuyor,titriyor...
İsmi ne olsun diye soruyorlar arkadaşlar. Richie Rich'in bir köpeği vardı 'DOLAR' bizim gibi çulsuzlara pek uymasa da tam yerinde bir espri olur diyoruz. O zaman işimiz gereği de Dolar la çalışıyoruz buna da uyuyor. Bizim kızın ismi Dolar oluyor. Akşam kalabalıkta titriyor. Hepimiz üşüdüğünü sanıyor sıkı sıkı sarıyoruz her yanını. Sonra kalabalık dağılıyor. Biz bize kalıyoruz, ona yatak hazırlayıp uyuyoruz. Sabah yerinde yok! Yatakta tam ortamızda esneyerek uyanıyor.'Merhaba' diyor bize. Artık 3 etti nüfusumuz!



18/08/2008 doğumlu kızım bu ay 3 yaşını bitirdi.Hayatta yaşadığım her anımı bu kadar anlamlandıran bir arkadaşım olmamıştı hiç.Daha nice seneler bizimle olman dileğimle. Seni çok seviyoruz yavrum. Uzun bir ömür diliyoruz.

Cuma, Ağustos 05, 2011

bir teşekkür onlara

Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır. demiş Nietzsche.
Bu söz her ne kadar bazen anlamsız gelse de, son bir haftadır yaşadıklarımın kısa bir özeti.
Bir küçük ümit uğruna her geçen gün eriyen bedenleri her akşam,her sabah aynı senaryoyu yaşayacağımızı bile bile koşturduk kliniğe.
Olmadı. Hiçbir ilaç,iğne,serum yeterli olmadı.
Dün yanıbaşımızda usulca can veren sonuncusuyla birlikte,tüm bebeklerimi kaybettim.
Bu kadar şehitin verildiği, her geçen gün hastaların insanlık dışı muameleye maruz kalarak can verdiği bir ülkede çoğu insanın yanında hiçbir şey benim acım biliyorum. Ama yine de onlara 'KÖPEK' gözüyle bakmadığınız,CAN taşıdıklarını unutmadığınız, acıma ortam olduğunuz,yanımda olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.

Hakkınızı helal edin.
Allah kimseye çaresi olmayan dert vermesin.

Salı, Aralık 14, 2010

aniden


sıkıldım dedim artık burdan.deniz kokmaz,insan barındırmaz,buz kesmiş bu memleketten.
gelmedi mi tüm kötülükler burda başımıza. kalk gidelim...

olur mu dedin öyle aniden,iş yok,ev yok,olur mu?

oldu.
mis gibi de oldu.


ev de oldu, işte bulundu, yuva da kuruldu.
aktı su yolunu da buldu.



yağmurlu bir İstanbul sabahı.
tek istediğimiz kahvaltı yapmak sahil kıyısında.
dalgaları dinlemek kalabalıktan uzak.
insanlar gergin,günlerden pazartesi bayram dönüşü ilk iş günü.
biz seninle özlemini duyduğumuz birşey yapıyoruz; ilk kez bir hafta başına istanbul'da ve 'iş'leri durdurarak başlıyoruz. gideceksin ya kalan hiçbir şeyi umursamıyoruz.
saatlerce gazete okuyup denizi izliyoruz,planlar yapıyoruz aslında plan da değil düş çoğu ama çaktırmıyoruz.
istanbul güzel yer,iyiki gelmişiz diyoruz.
iyiki hiç düşünmemişiz
hep olduğu gibi...

Pazartesi, Eylül 20, 2010

doğum dönümüm


ben dün akşam hayatıma hiç dahil olmamış ve olmayacak olan,hiçbir karesinde yer almamış ve almayacak olan
hayatın herhangi bir yerinde yer alan herhangi birinden ,herhangi
bir msg aldım.

öyle gereksiz bir kıvamdaydıki!hem ümitsizdi gereksiz olduğu kadar,bitikti.
düşündüm; birini, özellikle bu kadar uzağımda tuttuğum birini bu kadar nefret duygularıyla
doldurup taşıracak ne yaptımki diye.

nasıl bir uğraş verdimki yüreğinin ortasına tarafımca
kurşun atılmışcasına böyle çırpınıyordu,bana aklına gelen asılsız sözlerle saldırıyordu
son bir can havliyle?



hayat denilen bu karmaşanın kendimi az çok tanıdığım evrelerinden başlayarak, hep ya 50
ya da 75  yıl veririm bu bedene. ne bir az ;ne bir çok ne de üçüncü bir ihtimal. ve uzun
olanı tercih ederim mutlu günlerimde. yine böyle günlerimden biri olan bugün doğum dönümüm
benim. hayatımı 3 eşit parçaya bölecek kadar iyimser olduğum bir günde bile gitti biri kaldı
ikisi diyecek kadar da kötümser olmayı becerebiliyorum yine de.bu arada gördüklerim göreceklerimin üçte
biri ise de kalanında hakkımı sadece iyi olanlarla devam ettirmekten yana kullanmak istiyorum.

farkındayımki çoğunun bir ömür istediği,dilediği tüm güzellikler avucumun orta yerinde yer almakta zaten.
bu sabah uyandığımda sağımda herkesin 'köpek' benim gözümdeyse bambaşka bir varlık olan kızım
,solumda bu yastığa kalan 2 ayrı bölümde de başımı koyacağım 'eş'im yanaklarımı doyamayarak
öperken ve koridorda ilerlerken benim için her gün yenilenen notumu okurken,gün boyu gelen kutlama
msg larını alırken bu duyguyu pekiştire pekiştire düşündüm ve anladımki
yukarıda bahsi geçen 'ŞEY' hayatında 'yuva' diye isimlendirdiği haneye hiçbir zaman gerçek anne olamamış,o haneyi daha
başında 'yuva'laştıramamıştı. ne istediğini bilememişti hiç; bilerekten hemde. gözleri bir gün
olsun bir güzelliğe takılamamıştı ve hiçbir güzelliğe de karışamamıştı sonra. Bir hayali dahi olamamıştı.
ve işte bunlar yüzünde olsa gerek benden nefret etmek için çok sebebi vardı kendince.


fener sahilinde tutulan koca koca balıkları izleyerek yemeğimi yediğim,ardından İstanbul'a kuşbakışı izlerken
semaverde kaynayan çayımı içime çeke çeke içtiğim ve Süleymaniye'nin önünde biri siyah biri sarı iki
kedinin başını okşarken kızımı evde bıraktım diye hasretle koştuğum bugünde ömrümüm üçte birini harcamış olmama üzülmedim.
çünkü koca ömründe bir hayal edinememiş olan tüm 'ŞEY'lere inat ben bu ömür için nice nice hayalleri gerçek etmiştim.
emeği geçenlere sonsuz teşekkürlerimle.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...