sağ baştan

bir öykü bir an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir öykü bir an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mart 03, 2012

hacıoğlu'na ithafen.


Bana bir söz yazan yoktur bugün, olmaz da bu saatten sonra. Unumu elemiş eleğimi asmışım ben zaten. Geçmiş zaman sinsice, fark ettirmeden.
 Bu arada biri bana bilgisayarımı silmem gerektiğini söyleyebilir mi? Tıpkı az önce montumdaki pati izlerinin artık temizlenmesi gerektiğini açıkça söyleyen vedatcan gibi.

Bu pis kokulu ve hep aynı şarkıların dırıdıt dırıdıt diye devam ettiği ve hatta o şarkıların anlamını yitirerek marş haline geldiği, etrafımda lahmacun gümleterek cilveleşen çiftlerin olduğu yeri seviyorum galiba. Kimse takmıyor beni, yazıyorum, okuyorum, çiziyorum gidiyorum. Kimse ne merhaba diyor ne hoşçakal yani kısaca ne başlangıçlar var ne de sonlar.

Funda arar sanırım bu affetmem diye bağıran. Anmam diyor senin adını, pek iddialı geliyor bu sözler bana. Zaten hep iddialı sözler değil mi bize tükürdüğümüzü gerisingeri yalatan. Sinirlenmiş bir insan, nefret dolmuş, üzülmüş, kalbi kırılmış insan ve bunun gibi bir sürü senaryolar ardından  kurduğumuz o iddialı cümleler değil mi bizi nefretlik yapan.

Bu kadar girizgah yeter. Bir sürü haller içinde halim, gözlerim yarı kapalı gün boyu. Bu zamanları iyi biliyorum. Kendimi kederlere atıyorum. Yalnız kalacağım, yalnız olacağım. Ben kocaman evde bir başıma ne yaparım Tanrım. Laralayi doy doy laradaydoy, laraday laraday, laradaydoy.

Şey göbeğeeem büyüdü çokça Mart sonunda galaya katılacağım oysaki! Ben bu işe katıla katıla gülerim işte.

Çarşamba, Şubat 22, 2012

geçiyor, geçecek

bugünün tuhaf olacağı daha sabahından belliydi de çok önyargılı olmayayım dedim. masama oturmasa da diğer masaları gezerken sonunda yanıma geleceğini bildiğim kadıncağız bana doğru yaklaşınca o gıcık ses tonuna ifrit olmama rağmen bu kez de alttan alayım dedim. hayır yani laf koysam ince ince ne olacaktı azıcık ego yapacak kendi kendime eğlenecektim en fazla ama bir insan mutsuz olacaktı. kendimce sıcak ilişki kurmayı denedim, derken o da bana yardımcı oldu ve ilerledik. oysa o da biri beni alttan alsa da sussam diye bakıyormuş, iyi oldu denk geldim. parmakları ince, elleri hafif titrekti. birşeyler yoruyordu ya da yormuştu belliydi; makul insanım demeyi ihmal etmese de olmadığını kendi de biliyordu aslında ama sanırım onun da teslim olduğu günlere denk geldi. o sordu ben söyledim, bazen memnun oldu bazen olmadı. ama onu mutsuz etmem ne soruları ne de sorunlarıyla ilgiliydi. adımı sorarken hafiften yaka kartıma baktı o farklı ben farklı soy isim söyleyince medeni halimi anlayıverdi. çok zeki olmasına gerek yoktu hoş. birkaç kere gözlerini kırptı bu daha çok kırpıştırma gibiydi. sonra ben de evliydim dedi. 9 sene sürdü; ayrıldım. 3 sene oldu, iyiyim şimdi. hiçbirini sormadım ama devam etti; saygı bittiğinde bitiyor dedi. hüzünlendi. elbetteki bana özendiği yoktu ama belli ki iş yaparkenki o toy heyecanım ona 10 yıl önceki kendini hatırlatıverdi. kimbilir belki aklında keşkeler, belki aklından amalar, belki aklından iyikiler geçti ama ben yüzünden keşkeleri gördüm o an. keşke?

şu sıralar hayat beni oradan oraya atma hakkını kullanmak istedi yine ve yeniden. sesim çıkmıyor pek. usulca eğdim başımı azıcık daha öne geldim, işini kolaylaştırabileyim diye. inat etmedim bu kez; sen bilirsin dedim. bana uymayan bir hamle bu, iyi bilirim ama hep uyanı yapmaya çalıştığımdan belki bu yorgunluğum diyiverdim. şimdi o tuttu elimden ben ilerliyorum; gözlerim hafif aralı otomatik pilotun durduğu yerde devam etmeyi bekliyorum.

kimse hatırlamaz söylesem. bir bahar akşamı; sazlı sözlü bir muhabette dinlemiştim. oysa ben o an bunca sene sonra aklıma gelebileceğini bilerek belki de hiç unutmadım ne o akşamı ne de o akşama kadar bu hiç bilmediğim türküyü

Pazar, Ocak 15, 2012

dünya(M)

perşembeydi sanırım o makina hayatımıza girdiğinde. evet evet perşembe. o makina dediğim çok da menem birşey değil ya işte. görmeyene, bilmeyene arz ettiği ehemmiyetin boyutu da tartışılmaz.
böylece önce paralı mı olacak kesin, sonra malzemesi eksik olur yarın bozulur da bu görüşleri savruldu dört bir yana. derken yemek saati geldi çattı, yedim geldim yerime bir de ne göreyim, herkesin elinde kahveler, sıcak çikolatalar gırla gidiyor. birini beğenmeyen diğerine dalıyor. yahu yeni geldik yemekten diyorum da kimse bana mısın demiyor. az biraz vakit geçince anlıyorumki ücretsizmiş. iyi be diyorum insan yerine konulduk vaybe bizim de artık sıcak içecek şeysimiz var! kahve isteyip ardından yalvarma moduna geçmeyeceğim ki hayatta kızamam ben hizmetlilere geç geldiler gittiler diye. ilk gün 4 saatte 5 tane sıcak çikolata içenler gece geberir diye bekledim ama olmadı kötüye birşey. ikinci gün de bitti malzeme evet ama halloldu o sorun da. herşey iyi gidiyor gibiydi şimdilik.
cumartesi tuvalete gidiyordum dişlerimi fırçalayayım diye bir baktım ne göreyim bizim abla ağlıyor. ne oldu ablacım dedim, boşver dedi. bir iki ısrar ettim neyse kendi haline bırakayım azcık ağlasın rahatlasın diye düşündüm sustum. 'makina geldi ya, artık birimizi göndereceklermiş' dedi, 'var mı bildiğin bir yer?'
bir bizim dünyamızı bir de onun dünyasını düşündüm. sonra düşündüm, düşündüm bir daha düşündüm.
ne diyeceğimi bilemedim.

bu da Aslı'dan gelsin, komik saçını görmeyiverirsiniz artık.

Perşembe, Aralık 29, 2011

bazen...



en çok seninle konuşamamaktan sanırım bu sevgi. yani içimde kalmasından mıdır nedir ki hiç sevmem ben içime atmayı. ama bu kez öyle değil sanki. içime ata ata öyle biriktirmişimki. koca bir sen olmuş da kimsenin haberi olmamış bu durumdan gibi.


peki ya sonrası? işte bu soru en çok beni endişelendiren. hep bir yerlerde kendine önemli yer edinen. yani ya sonrası ne olacak bu işin. ben seni içimde böyle biriktirerek sonra şişirip patlatacak mıyım yoksa kendim de şişip daha da kocamanlaştıracak mıyım? anlarsan haber ver hem sesini duyayım...

Cuma, Ekim 21, 2011

my essay about daily life

Life seems so strange to me most of the time. People, problems, difficulties,misunderstandings past away but what about our goals, wishes, feelings? This is the most complicated part I think.
After university, I got married so sudden. Life was waiting for me with its realities. Everthing was so stable most of the time, even people. Going to work, coming back home, cleaning, paying bills, cooking, going out with friends are the most common routine of all our lives. But how often, how far? How often do we tell ourselves ‘I need some changes’?
It is so common in my life to face the same situation of feeling prosaic. I am on my mettle all of this time. If I feel a little depressed I placed something new on my table at work. Such as knickknack, a little fish on a bell jar or cactus. When I have a break, I go to eat with different people out of work. I love talking with street cats and feding street dogs if I really get bored. At the end of the day I go to my hairdresser to look after me to feel special.  But I know all these are not enough to get an extremely enjoyable life.
If I got i silver bullet it would be totaly different from now. First of all, I would clear all sensible thoughts in my mind. Cause I believe when something is quite logical it means it is totaly colourless. I would prefer to roam around with my backpack and stop wherever I like. I would raise all street dogs and cats but choose just one of all to come with me. I would sleep on the sea shore at least four nights of a week with the open sky. I could work for peanuts. Of course I would like to feel in love with someone not within his knowledge. Cause platonic love is the best way to feel happily ever.  
All this is by the way, we all know that it happens just in fairy tales to have a deffinetely wander idly. That is way I can change my daily life just looking at the mirror and telling myself ‘Awake’.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...