sağ baştan

zıkkım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zıkkım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Kasım 08, 2012

basit

iç sesim sana diyecek birkaç sözüm var.
öncelikle zıkkımın kökü.
sonracıma; ne kadar da arsızsın.
dahası yeniden zıkkımın kökü.
en son olarak ise ya otur ödevine bak, ya da kalk zıbar yat.

Pazar, Ocak 15, 2012

dünya(M)

perşembeydi sanırım o makina hayatımıza girdiğinde. evet evet perşembe. o makina dediğim çok da menem birşey değil ya işte. görmeyene, bilmeyene arz ettiği ehemmiyetin boyutu da tartışılmaz.
böylece önce paralı mı olacak kesin, sonra malzemesi eksik olur yarın bozulur da bu görüşleri savruldu dört bir yana. derken yemek saati geldi çattı, yedim geldim yerime bir de ne göreyim, herkesin elinde kahveler, sıcak çikolatalar gırla gidiyor. birini beğenmeyen diğerine dalıyor. yahu yeni geldik yemekten diyorum da kimse bana mısın demiyor. az biraz vakit geçince anlıyorumki ücretsizmiş. iyi be diyorum insan yerine konulduk vaybe bizim de artık sıcak içecek şeysimiz var! kahve isteyip ardından yalvarma moduna geçmeyeceğim ki hayatta kızamam ben hizmetlilere geç geldiler gittiler diye. ilk gün 4 saatte 5 tane sıcak çikolata içenler gece geberir diye bekledim ama olmadı kötüye birşey. ikinci gün de bitti malzeme evet ama halloldu o sorun da. herşey iyi gidiyor gibiydi şimdilik.
cumartesi tuvalete gidiyordum dişlerimi fırçalayayım diye bir baktım ne göreyim bizim abla ağlıyor. ne oldu ablacım dedim, boşver dedi. bir iki ısrar ettim neyse kendi haline bırakayım azcık ağlasın rahatlasın diye düşündüm sustum. 'makina geldi ya, artık birimizi göndereceklermiş' dedi, 'var mı bildiğin bir yer?'
bir bizim dünyamızı bir de onun dünyasını düşündüm. sonra düşündüm, düşündüm bir daha düşündüm.
ne diyeceğimi bilemedim.

bu da Aslı'dan gelsin, komik saçını görmeyiverirsiniz artık.

Pazartesi, Aralık 05, 2011

hemen gelsin bu yaz

yazı özledim. aklımın bir köşesinde bir türlü unutamadığım sorumluluklarım olsa da günün genelinde rahatlıkla sadece ve sadece kendim olabildiğim o boşluk zamanları. biz denizdeyken doların şezlong altında beklemesini, beklerken tedirgin olup arada bir ayağa kalkmasını, kıyı kıyı boşluklarda arada bir serinlemesini, saatlerce süren kahvaltılarımızı, her gün başka bir yerde uyanmalarımızı, hamaklarımızı, denizi, denizin tuzunu, gökyüzünün yer yüzüyle aynı renk olduğu o düşü. sıcağın altında inadına uzanmamızı, tekne gezilerimizi, su savaşlarımızı, alıp başımızı gitmelerimizi özledim. az mı kaldı dersin, ne geçmediki bu kış ta geçmesin?




Perşembe, Eylül 15, 2011

günden başlıklar

an itibariyle anladımki en uyuz olduğum kadın tiplerinden biri de 'mıy' 'mıy' 'mıy' şeklinde kendisinin dahi duyamayacağı ses tonuyla; bir o kadar sakin de görünerekten bir konu anlatan ve hiç bitmek bilmeyen cümlelerine cevap verilmesini beklemeksizin devam ederken çözüm isteyenler.

bu arada insanları kategorileyerek misal bu polis lazım olur iyi davranmalı irtibatı koparmamalı, bu doktor lazım olur çıtkırıldım olmalı cazibe kullanılmalı şeklinde hareket eden hatunlara da ayrı bir bakış açım söz konusu. bu hatunlar 'flörtöz' yapılarının altında yatan kimliksizlikleriyle karşıma dikildiğinde ise sağlı sollu girişecek gücüm olmasını nasıl da arzu ederdim!

Cumartesi, Eylül 10, 2011

yalnız değil de tek başına olmak

Eylül ayı... okulun başladığı, ayşe'nin doğduğu,yeni umudun olduğu baharın sonu olmasına rağmen bu sonun hep süpriz oyunlara gebe olduğu ay. Ömrümün hiçbir evresinde hiç bu kadar yavan olmamıştın şimdi olduğu kadar. artık ne o süprizlerin,ne sonların, ne de başlangıçların var bana armağan. varsa yoksa rutin, varsa yoksa sorumluluklar. evet sen de haklısın bu yıl son 3 yıldan farklı olarak bir okul başlangıcı hediye etmedin değil bana. ama işin aslı ben ne okuldan ne de bu başlangıçtan haz ediyor değilim. mahalle baskası mı desek, tabiatın son yıllarda aldığı kural mı bilmem şimdi adam olmak için bir de lisansın yüksek olanı makbul.
sanki lisansta bir halta yaradık şimdi bir de yüksek mertebeye erişeceğiz. aynı lagalugalar aynı vesveseler. hem bunun parası da çok haaa, öyle böyle değil!
neden mi, malum iş var artık. başıboş saatlere yer yok. bu nedenle efendim geceleri okuyacağımdır. bu da bir buçuk yıl da tamı tamına on buçuk milyar demektir.yani bir buçuk yılımda hafta içi ev-iş-okul-ev-iş-okul-ev üçgeninin içinde, hafta sonu ise hafta içi uyuklarken öğrenemediklerimi temize çekmek, anlamaya çalışmak,hafta içi kendime ayıramadığım zamanı ararken tekrar pazartesiye bağlanmak demektir. yani sosyal hayat yok demektir, yorgunluk, acı, iş stresine katılan final kaygısı demektir. yani zulümdür. başka da bir tanımı yoktur.
oturup onca sene çalışmışsındır ama pazarlama denilen bölümcükte yer alan suratsız karı koca para tuzağına onbin beşyüz bayacaksındır. haydi kızlar okula madem. hakkımızda hayırlısı.
peki ya 2003... hani ilk lisans mutluluğunun yaşandığı yıl. böyle kaygılardan bir haber uçarak mı, kara yoluyla mı gittiğini kestiremediğin ankara yolu.
karanlıktı o şehir evet. hem de hayallerime inat öyle griydiki gökyüzü hep umutsuzluk hep mutsuzluk çökerdi yağmurlu akşam üstleri. yine de zıtlıkların kıyasıya yarıştığı bu şehir bir o kadar çekici gelirdi. oraya gitmek evden kaçmak demekti çünkü. evden kaçmak özgürlüktü.
bugün tavada kızarmaya bıraktığım soğanları 3 dakika unutmaya çalışıp pc başında ders kayıtlarına bakmaya çalıştığımda annemin 'yandı bunlar' diyerekten aciliyetle yanında olmamı istemesinde birşey yoktu evet ama ben yine de sesteki o tınıya takaraktan sevmezdim bunları, sevmem de hiçbir zaman. ben öylesine ve dahi ölesiye boğulurumki kendi yarattığım sorumluluk projelerimde ve en kıçı kırık ayrıntıyı öyle büyütürümki gözlerimde işte hal böyleyken birinin kalkıp ta bana bir halt buyurması bardağı taşırır da taşırır. beni bilmesini isterim çünkü, uyarmasa da yapacağımı zaten onun düşüncesi olmadan benim o işi baştan sona tasarladığımı görmesini isterim. bu yanımı benimle geceli gündüzlü çokça vakit geçirenler kavrar ancak. gözlemlerler uzun uzun ve anlarlarki lafa,söze tahammülsüzlüğüm işte tam da bu yüzden. kendimi gereksiz yere en ince detayına kadar bilmem yüzünden. her haltı mutlaka görmem yüzünden.hem sorumluluğu bileklerime kelepçelemek zorundaymışım gibi hissetmem yüzünden. ve bilirlerki ben bunca savaşı kendimle vermeye çabalarken onlar için bana buyurdukları o küçük detay öldürür beni, boğar ve yıkar. sonumu hazırlar.
bugün yine her gece olduğu gibi bunları yazmak için oturmamıştım buraya ama yine de klavyem tümceleri bu yönde sürüklemek istemişse ben onun suçlusuyum bilmekte yarar var.
kal sağlıcakla blog...

Çarşamba, Ocak 05, 2011

I'm not a racist, I hate everyone equally!

ne zor şeymiş birine muhtaç kalmak!
muhtaçlıkta değil aslında bir rica idi sadece çoğundan istediğim, yine de adı ne olursa olsun ne zor şeymiş valla.






Rabbim sana şükürler olsun başımı sokacak bir evim var.
Ve yine kötü günümde sarılacağım bir eşim var.
Ağzı var dili yok bir bebeğim var.
Rabbim sana şükürler olsun elim ayağım var.
Karnımı doyuracak yemeğim var.
Ve yine sana şükürler olsun kocaman bir kalbim var!







Ümit'in askere gitmesiyle ben bir kez daha anladımki bu hayatta insanoğlu yalnız,yapayalnız.
Aile,anne,baba,eş bilmem ne bunlar bir dönem seninle. Peki ya onlar da olmadı?
İşte o zamana çok iyi hazırlanmalı. 'Dost' kelimesi anca bir taraflarımla güleceğim bir kelime şu sıralar.
Bundan sonra hayatıma hiç sokmayacağım aynı zamanda.
İnsan biraz,yaa az biraz yardımcı olmaz mı başka bir varlığa.
Bu nasıl bir iştir kardeşim.
Lan ben ne mal mışım!

Bundan böyle facebook dostu takılanlarında ben teee...
Hepsini engelledim.
Kimseyi istemiyorum.
Tez zamanda buradan da kaçıp gidicem.
Ne de haklıymışım meğer sızlanmalarım da.

Ne ekersen onu mu biçersin?
Hani ektiklerim.
Kimseye mi iyiliğim dokunmadı lan benim.
Zıkkım olsun ne diyeyim!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...