sağ baştan

Cuma, Eylül 02, 2011

bir İstanbul güncesi


dün  gece yorgunluktan çabalasam da yazamadım. ne kadar istediysem de olmadı işte.güzel bir İstanbul günü geçirmeye karar verdik Ümm'le bayramın ikinci günü. Bu sebeple Anadolu yakasını pek bilmediğimizden buradan Maltepe dolaylarından bir kahvaltı aldık. İstanbul Avrupa yakasının Avcılar sahili gibi bir yerdi. Bu sebeple çok memnun kaldığımız söylenemez. Ama zaten kahvaltı yapar yapmaz ayrıldık buradan. Belki çok bilmediğimizden,belki de kızımızla gezemediğimizden çok yapamadık sahilde.


Mekan hakkında konuşacak olursak; oldukça zevksiz döşenmiş koltuklar, masa ve sandalyeler sevimsiz bir bütünlük sağlıyordu. Tüm bu sevimsizliklere önümüze oturan 'kaygısızlar' ailesi eklenince iyice çekilmez oldu. Ama biz sadece kızımızla iletişim kurmaya çalışan sevimli mutfak çalışanı teyze ile servis için elinden geleni yapmaya çalışan garsona benzeyen çocukla mutlu olup karnımızı doyurmaya çalıştık.Özellikle önümüzde çılgınlar gibi yemeye son vermenin ardından içecekleri Türk kahvesini de 'beleşe' getirmeye çalışan aileyi yine ve yeniden kınıyorum. Türkiye'de açık büfe yemeğin bu kadar pahalı olmasının sebebini de bu insanlara bağlıyorum. Neyse ne yine de mekan 'ucuz' hem de çok. Bu sebeple yine de gidecek olursanız bilgi için Bistro Layla Maltepe 0216 589 35 69. Bu kadar kötü betimlemenin ardından kim giderki derseniz haklısınız. Ama açıkçası bu ücrete de ancak bu kadar hizmet olabilir..Zira çayın sınırsız olduğu açık büfe kahvaltı( her ne kadar çoğunu beğenmesek ve yemesek de) 9.90. Son olarak tuvaletlerinin temizliği, pedler için atık kutusu, klozet kapak örtüsünün olmasını takdir ettim.

Sonrasında Bağdat Caddesi'nde bir tur attık. Pek çok insanın 'caddedeydim', 'cadde de','cadde' diye ağzını ayırarak bahsettiği bu mekanı yine o pek çok insan yüzünden sevmiyorum. Ülkemi anlattığına ve yine bizden bir yer olduğuna da inanmıyorum. Ama yine de çoğu mekanı ben de sevmiyor muyum, elbette seviyorum. Yine de kızım sanırım benden çok daha fazla sevdi.
Daha sonra Kalamış'a ilerledik. Yeşillik,sahilde oturduk,temiz hava aldık,kitap okuduk,sodalarımızı içtik. Kızımız Alman kurdu 'viski' tanıştı.Benim çığlıklarım içinde Viski'nin topuyla oynadılar. Evet 'çığlıklarım'çünkü Viski son derece uysal ve akıllık bir köpek olsa da kızımın bedeninin 20x katı büyüklüğe sahip olduğu için beni oldukça korkuttu.




Bu arada babamız fotoğraflarımızı çekti.
Çekti de elbette kızım benden çok daha iyi pozlar verdi.O suratta da  dilden de görüldüğü üzere ben yaramazın tekiyim ifadesi var. Bunu her şımardığında yapar kendisi.


aslında burada kendisine yer vermeyi çok düşünmüyorduk ama görüldüğü üzere yine beni pek beğenmeyerekten atladı babasının önüne. ama iyiki de öyle yapmış. gerçekten böyle çok daha güzel oldu. bu arada bir başka huyumuz fotoğrafımızın çekildiğini anlayınca şımararak makinaya doğru hızla yol almak. bu durumda ya aniden basmak gerek deklanşöre ya da hiç yeltenmeyerek salyalarıyla yanaklarınızı başbaşa bırakmak ki biz genelde ikinci seçeneği tercih ediyoruz.hızından ilk seçenekte çok şansımız da yok orası da ayrı.

Fenerbahçeden sonra Yoğurtçu Parkı'nda aldık soluğu. Neden parklar bahçeler diye sormazsınız umarım. Malum bizim her yere kabul görmeyen bir dostumuz var. Yoğurtçu Parkı'nı sırrımız önerdi. Bu 'sırrımızı' az sonra paylaşacağımdır:p Küçük çapta film çeken bir ekip vardı.' Çek Bakalım'dan birilerinin olabileceğini düşündük ama yönetmen hatunun iticiliği sebebiyle pek yaklaşamadık. Belki de bir grup öğrencinin bitirme ödevi falandı bilemedik. Bu arada enteresan bir teyze de filmden ayrı ama kendi filminin başrol oyuncusu olarak yavaş yavaş yaklaştı. Kendi kendine replikler sundu. Çok yalnız olduğu her halinden belliydi. Önce güneşle bozdu kafayı, sonra bankla. Derken ayrıldık.Kız kulesine de el sallayarak bir kare de ondan aldık.



Buradan Çengelköy'e merhaba diyip, Beylerbeyi sahilde balık yedik. Bembeyaz örtüye patileriyle desen yapmayı ihmal etmeyen hatun kişi balıklarını kedilerle paylaşmamak için çıldırdı. İyiki anlayışlı bir balıkçımız vardı. Menüsünden ve sunumundan çokça memnun kaldığımız Derya Balık ikram ettiği helvasıyla bizi mest etmeyi ihmal etmedi. Olur da yolunuz düşerse diye;Burhaniye Mah. Çamlıca Cad. No:6 Beylerbeyi, Üsküdar  216 321 46 76. Kimseden reklam için para almadım. Aslında kızımızı içerilere kadar kabul gördüğü ve tulum peynirli tostunun tadı damadığımızda kaldığı için Aynalı Köşk'e de uğramayı çok arzu ettik ancak üçüncü gün görüşmek üzere yazılı panoyu görünce artık bir dahakine dedik.Ve bunlarda Beylerbeyi'nden...

Son olarak Sarıyer'e geçtik. Sahilde yürüdük,sohbet ettik,koştuk,sohbet ettik. Veeee evim evim güzel evim.Ertesi sabah 11'e kadar deliksiz uyuduk...



P.S. Az kalsın 'sırrımızı' açıklamayı unutuyordum.İşte canımız,kanımız,yol uzmanımız. İyiki varsın. Sen olmasan daha nice tartışmalara gebeydi bu araba. Artık hiçbiri yok!

Çarşamba, Ağustos 31, 2011

adı 'bayram' olan günlere



bayramın ilk gününü atlattık böylelikle öyle mi şimdi.ilerleyen yaşımın bana kattığı tuhaf davranış bozukluklarına bir yenisi daha eklendi.bayramları,seyranları ve dahi tüm birlikte aktivite yapılası hadiseleri bir an önce poposuna vura vura gerisingeri göndermek ve arkasından hiç mi hiç üzülmemiş numarası yapmak. niye mi?
temel eksiklikler yüzünden elbette!
normal şartlar altında bayramda insanoğlu heyecanlanmalıdır, içi kıpır kıpır olmalıdır kanımca. bu uzun zamandır vakit ayıramadığı bir büyüğünü göreceği için olabilir, yeğenini kucaklayıp gezdirmeye vakit ayıracağı için olabilir, anne babası ve kardeşleriyle koca bir masada uzun zaman sonra hep birlikte yemek yiyeceği için de olabilir pekala. yani olabilir de olabilir.
birde buraya bakıyorum şimdi, doğuştan sana küsmüş,nedense hiç sevmemiş,evlat yerine dahi koymaya lüzum görmemiş bir baba, ona ve kurallarına tabii anne ve kardeşler, ellisinden sonra kızı yaşındaki hatuna sarmış milyarlarca borca girişmiş bir amca,çocuklarının yaşamlarını kendine dert etmekten kısa zamanda yorulmuş ve sadece kendisi için yaşamayı amaç edinmiş bir teyze.son iki senedir toprak altında bir anneanne, varlığından gitgide şüphe duyulan 'iş arkadaşlıkları', hayat gailesi yüzünden ayrı düşülmüş dostluklar...

bu senaryoda bana heyecanlanacak bir olgu görünmedi. işte bu yüzden son iki günü de atlatıp hiçbir şey olmamış gibi tiksindiğim işime geri dönmek, o masaya oturup çemkiren insanları dinlemek istiyorum belkide.



herkes için ayrı herkes


herkesin ayrı ayrı yerlerde, ayrı herkesleri sevmesi ve özlemesi ne garip. yaşanılası mümkün ve hatta çokça yaşamışlığım olan bir hadise bu evet ama yine de garip işte. yani sen bir aşk filmi izleyip esas oğlanı kafanda canlandırırken, o esas oğlanın o sırada başka bir hatun için kalp atışlarını hızlandırması işte.
ve yine biriken özlemler. hiç bitmeyen,çileden çıkaran o özlemler. sen kimi özlersin, kim ise başka kimseyi. zaten aksi olduğunda herşey çok sıkıcı ne de olsa illa kompleks bir durum şart.
iyi peki madem, hayırlısı!

Salı, Ağustos 30, 2011

tiviii buuu.



Yeni evde ne anten ne de uydu olduğundan TİVİBU'yu denedik. Aslında bizimkilerin deneme sürecinde kendisiyle erken tanışmış olmasından dolayı geliştirilmesi gereken bir olay olduğunun bilincindeydim. Ama denedik yine de çok da beklenti içine girmeden. İyiki de öyle yapmışız. Şahsen ben oldukça mutluyum kendisiyle geçirdiğim tüm zaman dilimlerinden. Özellikle 'tekrar izle' bölümü on numara ve tabii 'durdurma' şansı. Böylelikle 'çek bakalım'ı reklamlardan arındırarak kısaca izleyebiliyorum. Her ne kadar son bölümde zaten işi kısa tutma kararı almış olsalar da öncesinde 300 dakikaya varan çekimlerin neredeyse yüzde kırklık bir bölümü reklam ve zavazingo idi. Bu da sabaha kadar süren programı izlemeyi iyice imkansız kılıyordu. Ve tabii 'Huysuzla Dans'... Ben seviyorum Huysuz'u. Evet artık yaşlandı ve çok numara yok. Ama bunca geçen yılın hatırı da mı yok? Bir de Huysuz'dan bağımsız olarak dans programı olarak da güzel olduğu kanısındayım. Şahsen ben oldukça eğleniyorum.

Her neyse;şimdiyse Bayram Şekeri niyetine 'Kirala İzle'de yer alan bazı filmleri ücretsiz izlemek için ayrı bir bölün açmışlar. Evet bu 'bazı' filmler oldukça az ve Türk Sineması ama olsun yine de takdir ettim. Ve izlemiş olsam da Aşk Tesadüfleri Sever,İncir Reçeli,Prensesin Uykusu'nu yeniden izledim. Ayrıca 'sinyora enrica ile italyan olmak' filmini de yine bu sayede izlemiş oldum. Bence TİVİBU EV denemeye değer.

İyi seyirler.

uzun gece,zor gece.

anladım
sabahları açılır
esnaf çarşıları yeminle
"bedreddinim bir ağaca asılır"

anladım
en büyük yalan yemindir
edilir sabahları
gecesini hatırlamayan esnafların




tüm merasimleri gömdüm
ömrümün reklam amaçlı takvimlerine
anladım
kimse üzgün değildi
bayraklar yarıya indiğinde

bir tek el isteyen
yordam ve özür dileyen

anladım
herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm
evet yüzümdü
her görüşmeye taşıdığım
kandırılmaya gönüllü bir gönülle
az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim
göz gördüm başka açılara ayarlı
uzun bir yüz gördüm
meğer filmin sonu diye ayarsız
fin yazardı se end zamanında
bir zamanlar
fransızlar hep fransız kalacaklar
sabah sinemasında pazarları

aklımı alıp doğduğum evin
müze olma isteğine saklayacaklar
ama kavaklar büyüyecek
herkesten gizli boyatmak
bir kavağın becereceği iştir ancak

anladım ki ağaçlar
toprağa acı verdikçe büyüyorlar

her pazartesi and içip
cumaları marşa basan
camiler dolusu yemin edip
taburlarca yalan söyleyen

bu toprakta bu ağaç
kuruyacaktır elbet

anladım
kimseye acı vermeden
büyünmüyor
namusum ve şerefim ve
çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
tüfek filan değil
çimento icat edildi de
bozuldu mertliğin mimarisi
esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları

anladım
altı dükkan olsun istiyor evinin
ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
benim taş ustamın karısı
ve her yerde
şube açmak istiyor
iskender kebabını icat eden
büyük iskender’in çocukları
ki gölge filan etmez
yoğurtlu bir ziyafet çekerdi
diyojen’le karşılaşsaydı.


anladım
bursalı iskender’in
romalı arkadaşından daha çoktur
uygarlığa katkısı

oysa
bu satırlarla üstünü örten ben
kelimelerle sargı bezi ve
melhem yapan
ozanlığı en çok kendini üzen ben
anladım
sadece öğlenleri açarım yaramı
ve hiçbir yerde şubesi olmaz
bu kanamalı hastanın

anladım.

p.s hiç iyi değilim bu gece.

Pazar, Ağustos 28, 2011

İyiki Doğdun!




Aralık aylardan. Yıl 2009. Soğuk bir Ankara akşamında yalnız kalmış biz,geziyoruz. Sakaryadayız.Pet shop sokağında yol alırken. Bakalım mıııı? diye boyun büküyorum ben. O zaman pet shop ların zindan olduğunu algılayamıyorum ve sahiplerinin katil. Aslan yüz görüyoruz sevimli mi sevimli, Alman kurdu,pug... Hepsi ne kadar da şirin bizim de olsa ya. Sonra bu akşamı belli sıklıklarla yineliyoruz. Ve bir gün içine girip birinin sanırım bizim köpeğimiz olsun istiyoruz diyoruz. Aslında Ümit pek hayvan sevmez. Evde hiç tahammül edemez. Kirletir der koltuklarımızı,biz o koltukları bir de beyaz almışken bir düşünsene. Bu yüzden bu 'isteme' eylemi sadece bana ait aslında o dönemde. Ama bir 'çift' olma meselesi var. O sebeple çoğul yapıyoruz bu eylemi. Olur elbette peki cinsi ne olsun? Biz cins bilmiyoruz.'Şöyle hem akıllı bir bıdık hem de minik, apartmanda yaşabilecek bir minik olsa, kedi gibi yani büyümeyen pek, sonra üzmese bizi çok zorlamasa.'Yani malum Ankara'nın çok da nezih olmayan bir semtinde oturuyoruz. İnsanlarda bunca düşmanken miniklere. Bizimki çok çaktırmasa köpekliğini diyoruz. 'Tamam' diyor göbekli kel amca.Meymenetsiz suratı birden şenleniyor. 'Bende var bir tane' Şuan burda değil. Evde benim 10 yaşında ikizlerim var onlarla. Pek buraya kafese konulası bir hayvan değil. Sıkılır istemez, rahatlığına düşkündür. Ama bir o kadar uyumlu. Bizim çocukların elinde kumanda gibi taşınır da gıkı çıkmaz.Yarın getireyim buraya tanışın isterseniz? Birbirimize bakıyoruz Ümm'le biz buna hazır mıyız diyoruz? Korkular başlıyor. Biz bu sorumluluğa hazır mıyız? Bilemiyoruz. Tamam öyleyse diyor amca siz bir karar verin. Arayın beni getireyim buraya tanışın. Peki diyoruz,çıkmaya yelteniyoruz. Cinsi de Jack Russel diyor bu arada. Bakarsanız, araştırırsanız.
Sonra geziyoruz tekrar bir hayli, bu kez bizim minikten arıyor gözlerimiz.Ama yok hiçbir yerde. Herkes 'sipariş' usülü getirdiğini söylüyor. Çok tanınmıyor,'SATMIYOR' diye de ekliyor.Derken netten fotoğraflarına bakıyoruz. Bayılıyoruz daha tanımadan. Arıyoruz bizim amcayı,bu akşam hazırız biz tanışmaya diyoruz. Akşamı zor ediyor ve Sakarya'nın yolunu tutuyoruz.

Ortada bir şebek geziniyor. Minicik bir şebek bu. Uzun bir burun. Turuncu bir yağmurluk içinde. Herkese koşuyor. Herkesten sevgi dileniyor. Küçük bir çocukla oyun oynamaya çalışıyor. Akvaryumlara zıplayıp balıkları selamlıyor. Ele avuca sığmaz bu yaramazı bir anda herkes çok seviyor. Derken konuşmaya başlıyoruz. Ne yer ne içer öğrenmeye çalışıyoruz. Kapı açılıyor bizimki 3 saniye içinde yok oluyor. Sokakta deli gibi dans ediyor sanki. Tutsaklıktan nefret ediyor. Pet shoptan ayrılıyoruz. Miniğimiz elimizde.Kucağımda sessizce uyuyor,titriyor...
İsmi ne olsun diye soruyorlar arkadaşlar. Richie Rich'in bir köpeği vardı 'DOLAR' bizim gibi çulsuzlara pek uymasa da tam yerinde bir espri olur diyoruz. O zaman işimiz gereği de Dolar la çalışıyoruz buna da uyuyor. Bizim kızın ismi Dolar oluyor. Akşam kalabalıkta titriyor. Hepimiz üşüdüğünü sanıyor sıkı sıkı sarıyoruz her yanını. Sonra kalabalık dağılıyor. Biz bize kalıyoruz, ona yatak hazırlayıp uyuyoruz. Sabah yerinde yok! Yatakta tam ortamızda esneyerek uyanıyor.'Merhaba' diyor bize. Artık 3 etti nüfusumuz!



18/08/2008 doğumlu kızım bu ay 3 yaşını bitirdi.Hayatta yaşadığım her anımı bu kadar anlamlandıran bir arkadaşım olmamıştı hiç.Daha nice seneler bizimle olman dileğimle. Seni çok seviyoruz yavrum. Uzun bir ömür diliyoruz.

RockA - Ben Ağlasam da



Kollarım yorulur taşımak yine zor gelir bu aşkı vazgeçmeden birbirimizden
Bi düşün taşın otur şöyle karşıma
Kim demiş yenilir tum aşklar zamanla
Çürür geçer yenisi başlar biter hep böyle gider ama için sızlar anılarla
Her yanım ölüme daha yakın olunca sarıl ve hadi uyuyalım
Unut kendini unut nefesini adım adım sevelim ikimizi
Ve vuralım aşk denen şeyi bırak yarınım
Kim demiş yenilir tum aşklar zamanla
Çürür geçer yenisi başlar biter hep böyle gider ama için sızlar anılarla
Vazgeçir hadi gönlünü bu benden haketmedi zaten
her seferde bahanelerle doldu taştı karmakarışık sebepler
Her yanım ölüme daha yakın olunca sarıl ve hadi uyuyalım
Unut kendini unut nefesini adım adım sevelim ikimizi
Ve vuralım aşk denen şeyi bırak yarınım
birimiz gitsin ve birimiz kalsın bu oda cok dar birimiz çıksın
birini sevsin bu cocuk birine tutunsun sen çek vur beni unutup
birimiz gitsin ve birimiz kalsın bu oda çok dar birimiz çıksın
birini sevsin bu cocuk birine tutunsun sen çek vur beni ağlasam da
her yanımda birşeyler var hiç utanma gel yanıma
ben ağlasam da sen hiç durma sil gözyaşımı ağlasam da
sen hiç durma çek git ben ağlasam da
Her yanım ölüme daha yakın olunca sarıl ve hadi uyuyalım
Unut kendini unut nefesini adım adım sevelim ikimizi
Ve vuralım aşk denen şeyi bırak yarınım




p.s evet bende huysuzla dans yarışmasında dinledim,çok sevdim. çıkacakmış yakında albümleri hayırlı olsun diyelim...

Pazar, Ağustos 21, 2011

öyle gülmedim çok zamandır



Bir baktım ki bomboş
Parklar sokaklar meydanlar
Çekmiş gitmiş eski dostlar
Paraya satılmış hayatlar
Bense burda yalnız
Boşvermişim hayata inat
Pembe düşlere dalmış
Ve sarhoş seni anmaktayım
Öyle gülmedim çok zamandır
Öyle ağlamadım hıçkırarak
Öyle anlamadım içtiğimden
Konuşmadım uzun uzun
An gelir döner kuşlar
Günbatımında susar rüzgar
Bir gün kulağın çınlar
An gelir diner yağmurlar
Biter bu yalancı sonbahar
Gözlerin beni arar

p.s: dostum dry sayesinde tanımışlığım var.bayıldım!

insan lekesi



'iş düşüncenin düşmanıdır' dedi. dedi de kim dedi demedi. belki de öylesine bir replikti kim bilir. ama hak verdim çokça.son zamanlarda iyiden iyiye rutine bağlamış hayatım işle şekillenmekte. böylece ben değil düşünmeye bazen adam akıllı yaşamaya yeltenemiyorum.
dün gece de iftarı sahura bağlayan bir vakitte eskilerden bir film izledik.günün o saatinde zaten bunalım takılırken pek izlenesi bir film olmasa da dolmuş taşmakta olan bardağın kötü yanına daha ne kadar katkı sağlayabildi tartışılır. oldukça gerçek ve oldukça acıydı sahneler.
hayat tercihlerden ibaret evet. lakin ya bu tercihler bünyenden bağımsız yapışmışsa te doğuştan yakana? renkler seçilmez,aileler seçilmez,sağlık seçilmez olursa ya? sen merdivenin tepesine yerleşmek durumundayken paçana takılanlar hayatın kendi ve en gerçek seçimleriyse ya?



bir adamki işte bu tercihleri sorgulayan. bir kadınki işte bu tercihlerin acımasızlığıyla boş vermiş sorgulamayı bile sorgulamayan.bir adam herşeyi başka bir adamla paylaşan,bir kadın sadece bir karga ile konuşan.
ağır film sevmem diyenlere tavsiye olunmasa da bunalım zamanlarda daha da dibe vurmanıza engel olmayan bir 100 dakika.
iyi seyirler

p.s: nicole kidman'ı ayrı takdir ettim

Pazar, Ağustos 07, 2011

sakin sakin


bir kaç gün ya
bir kaç hafta
üç gün yirmi üç dakika
sonrasıydı her şey donarken

bildik bir ses olmuştun ya,
sonunda bir ben duyan
kaçırdım orda bakarken hayaline...

bir defa kalsam yanında
hayat güzel hikayemde kalınca

bir ses duydum, sen sanmıştım
ta derinden, içlerdeyken,
sorma sen, sus, her şey bağırırken

bildik bir ses olmuştun ya,
sonunda bir ben duyan
kaçırdım orda bakarken hayaline...

Cuma, Ağustos 05, 2011

bir teşekkür onlara

Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır. demiş Nietzsche.
Bu söz her ne kadar bazen anlamsız gelse de, son bir haftadır yaşadıklarımın kısa bir özeti.
Bir küçük ümit uğruna her geçen gün eriyen bedenleri her akşam,her sabah aynı senaryoyu yaşayacağımızı bile bile koşturduk kliniğe.
Olmadı. Hiçbir ilaç,iğne,serum yeterli olmadı.
Dün yanıbaşımızda usulca can veren sonuncusuyla birlikte,tüm bebeklerimi kaybettim.
Bu kadar şehitin verildiği, her geçen gün hastaların insanlık dışı muameleye maruz kalarak can verdiği bir ülkede çoğu insanın yanında hiçbir şey benim acım biliyorum. Ama yine de onlara 'KÖPEK' gözüyle bakmadığınız,CAN taşıdıklarını unutmadığınız, acıma ortam olduğunuz,yanımda olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.

Hakkınızı helal edin.
Allah kimseye çaresi olmayan dert vermesin.

Perşembe, Ağustos 04, 2011

artık çok geç...

gelen bir telefon yaşanan herşeyi bir kenara atıp koca bir mutsuzluk portresi çizmeye yetti.
'iki erkekte hastalık çıktı'
bu ne mi demekti?
17 mayıs - 17 temmuz tarihlerine ağız dolusu küfür kusmak demekti.tüm umutları yok etmek ve göz önüne kara bir perde indirmekti.o an sefaköyde olabilecek en güzel mutluluk tablosunu gördüm, keşke dedim benim de eski de olsa, çirkin de olsa böyle bahçeli bir evim olabilseydi.dört ebeveyn üç miniğin olduğu kedi bahçeli bu evi daha çok sevdim böyle düşününce.iki bebek oynarken,yavrularımı hayal ettim. ne kadar hastalardı? nerde ve nasıllardı? yürürken mi ağladım, ağlarken mi yürüdüm bilmiyorum. sevinç'i gördüm. ağlama iyi olacaklar diyordu.
ümit geldi, kliniğe sürerken arabayı elif çok korktu.
sonra onu gördüm. annecim diyordu sanki bakışlarıyla 'sen beni kimlere, neden verdin?' çok zayıflamıştı. oturamıyordu,yatamıyordu. ordan oraya hırpalıyordu kendini sanki.kan geliyordu idrarından,kan geliyordu dışkısından. minik patisindeki serum ona hiç yakışmıyordu.'annecim' diyordu.'sen bana bunu nasıl yapabildin?'
kucakladım,ağzını temizledim. gözyaşlarım gözlerine doğru damlarken bana bakmayan göz bebekleri 'geç kaldın' diyordu. ertesi sabah daha bir iyiydi ya da bana öyle gelmişti. kardeşini kaybetmişiz de haberimiz yokmuş. gezdik bakırköy de biraz.kadıköy'e geçtik. akşam dönüşte tekrar beklerken pet shop önünde biri geldi. çağdaş adı. kısa bacaklı minik oğlumu beğendiğinden bahsediyordu,almaya gelmiş bugün annesinde demişler. ped almış ona çişini yapsın diye. onlara gerek yoktu benim oğlum daha bir aylıkken öğrenmişti bunu. annesi yanımızdaydı.yavrumuz bizde değildi,bize de onlarda olduğu söylenmişti. meğer ben bir yavrumu takip ederken diğerini çoktan kaybetmişim... o an bakırköyden nefret ettim. o an bakırköy'de bulunduğuma, oraya gittiğime,o pet shop a ayak bastığıma,anneleri emzirirken bıraktığım bebeklerimin arkamdan bakarak beni geri çağırdığı andan nefret ettim. o an ben hayatımda kocaman bir 'PİŞMANLIĞA' hoşgeldin dedim. yalvardık telefonda bari diğerini evimize alalım biz bakalım. gelin açın şu kapıları yavrumuzu kurtaralım. önce olmaz dediler, geç oldu hem o bizim gözetimimiz altında! neden sonra peki geliyoruz... sonrasımı?

anne hani en çok beni severdin ya. o yüzden şımarıyordum ben hep. hızlıydım ve tüm kardeşlerimden önce ayakkabılarını çalarak yatağın altına kaçıp ısırıyordum onları,şarjını yedim ya telefonunun özür dilerim annecim hepsi için. kimbilir belki öyle yapmasaydım terk etmezdin beni.kollarında uyumama belki izin verirdin biraz daha. şimdi göğsünde yatıyorum evet bunu çok özlemişim ama bu son anlarımız birlikte ne çare? arabadan indik. ben bu evi tanıyorum. annemden ayrılıp dünyaya geldiğim odadayım şimdi. tam da burda tüm kardeşlerimle akşam olsun da annemler gelsin diye beklerdik. babam gürültü yapmamıza kızıyordu belki ama o da oyunlar oynuyordu bizimle. annem 'koşuuunn' diye bağırırdı önden ya ben ya da siyah başlı kız kardeşim koşardık. kısa bacaklı minik hep en sona kalırdı. annemler ona özelmiş gibi davranır yanlarına alırdı. üzülürlerdi bacaklarının kısa olmasına hem haklılardı da çünkü biz kulaklarından çekerdik onun. en güçsüz o olduğundan hep hırpalardık kardeşimizi.o şimdi gitti. benim iki gün sonra gideceğim yerde bekliyor beni sonra da siyah kafalı kız kardeşim gelecek yanımıza. gece oldu. zaman ağır ilerliyor benim için burada uyuduğunuzun farkındayım. o zaman azıcık çekil annecim yastığına yatayım.biliyorum kötü kokuyorum, hep kusuyorum özür dilerim ama seninle olmak istiyorum bana izin verir misin. gün doğuyor şimdi. babamla annem beni doktor amcaya götürüyor çok üzgünler görüyorum. canım çok yanıyor. nefes alamıyorum,kalbim zor atıyor. cennet mi burası? çiçeklerin arasında koşmaya çalışıyorum güzel bir bahçe.hatırlıyorum burayı ilk aşımı olmak için gelmiştim kardeşlerimle keşke yine aynı şey için gelseydim. adım atıyorum ama nafile düşüyorum.yapamıyorum,yerimden kalkamıyorum. serumlar,aşılar bekliyorum. sessizce ölümü bekliyorum. dışardan sesler geliyor annemler kız kardeşlerimi de kurtarmaktan bahsediyor. hepsi masanın etrafındalar ben yokum.içerde son bir hamleyle ayağa kalkmayı başarıp sandalyenin altından uzatarak kafamı onları izliyorum. ne güzeller, keşke yanlarında olabilsem. keşke sağlıklı olabilsem. yanıma geliyorlar,öpüyorlar beni güçlü olmamı söylüyorlar. başaramıyorum. iyi olmak istiyorum ama yapamıyorum. bu mikrop çok güçlü anne, yapamıyorum özür dilerim! mayıs 17 idi doğum tarihim değil mi,bugün ağustos 2 günlerden salı. az önce aradın annecim halimi sormak için,üzgünüm dayanamıyorum. hoşçakal. sana da kızgın değilim,herşey için teşekkür ederim...

Cuma, Temmuz 29, 2011

bir hastalık, bin acı


gözlerim hep ıslak son zamanlarda. sürekli bir ayrılık,sürekli bir çaresizlik,naçarlık,elden birşey gelmeme halleri. çok sıkıldım bencillikten,densizlikten,parazitlikten;yoruldumm!!!
öncelikle anne olmadan anneanne olmama vesile olan dünya güzeli yavruma çok teşekkür ederim. evet bu satırları okuyamaz o ama içimden geçen her bir dileği anlar çok iyi bilirim.
mayıs 17 de geldi bebeklerimiz dünyaya. koşa koşa işten geldiğim bir mayıs akşamüstü öyle bir şenlendirdilerki evimizi minik bedenleriyle saatlerce bakakaldım bu mucizeye. üçü doğmuş ama biri beklemişti sanki beni,o da yerinden ayrıldı usulca sonra. tam 62 gün birlikte yorucu bir maraton yaşadık. yorulduk,oyunlar oynadık,uyuduk birlikte...ayakkabılarımız yatak altına mı kaçmadı,hamağımız mı payçalanmadı,anneyle yemek kavgası mı yaşanmadı. hayatımın en güzel, en anlamlı günleriydi onlar.
sonra hayat gerçekleri yüzümüze vurdu ve buna bir son vermemizi istedi yavaş yavaş. evimizde 5 köpeğe yer olmadığı gibi, sadece işten kalan vakitleri onlara ayırmakta yetmiyordu. hem hepsinin maması,aşısı derken paramızda yetmiyordu... her güzel şeyin bir sonu vardı ve bizim mucizemizde sonlanmalıydı.
derken güzellerimize sıcak yuvalar aradık. çok başarılı olamadık. insanları anlamak güçtü, zira ne istediklerini de öyle. son çare güvenebileceğimiz ve pet shop' a zorda olsa emanet ettik.
ilk üç gün yas vardı evimizde, kalan üçlü hep ağlamaklıydı. buna da alıştık,kabullendik. her özlediğimizde iç çektik.
ama bugün ansızın gelen telefonla onların iyi olduğunu hayal edip avunma hallerimde sona erdi. yavrularımdan ikisi hastaydı hem de ölümcüldü ölebilirdi!
koştuk, kapanmak üzere olan kliniğin kapısından içeriye nasıl girdiğimi hatırlamıyorum. o minicik bedene takılan bir serum, ağzında salyalar sürekli kusuyordu bebeğim. ishaldi sonra sapsarıydı gövdesi;kirlenmişti. kucakladım öptüm onu doyasıya. yakışıklı oğlumdu o benim,en kurnazıydı kardeşlerinin babasının tabiriyle. ağzını sildim önce, ayaklarını temizledik. kafesindeki gazeteleri değiştirdik. şimdi orda bensiz, biz burda sabahın olmasını beklerken o ne yapıyor acaba? çok özledim güzel yavrumu... Allah kimseyi kimseden böyle ayırmasın,Allah kimseyi çaresiz bırakmasın.

Salı, Temmuz 05, 2011

tahsilat

bugün ne mi yaptım; borç tahsilatı için müşteri aradım.
ne mi çaldı, çaldır dinlette
buyrun sizi burdan alalım

http://www.calarkendinlet.turkcell.com.tr/webui/index#/search/çaldır babo

Çarşamba, Mayıs 04, 2011

Sabır sabır yaaaa...

öğlen saatleri,nöbet çizelgesinde tüm yönler şahsımı göstermekte.'nee' bu öğlen ben miyim yoksa tek dişi kalmış canavar! vuhuuuu. ne kadar da mutluyum Allah'ım!

numaratöre bir tık.
dın dııınnn...

-nerdeee nerrrdeee sıram nerde
-yan tarafta.

-siz misiniz? orası mı? nerde nerde numaram nerrdeee?
-evet benim buyrun?
-bıdıbıdıbıdıbıdı

bu sırada bir farklı muhabbet dönüyor;

-bu numare nerde yanoorrr
-yan tarafta!
-nerde nerde nerde yanooorrr?(deli danalar gibi dolaşan adam tutuştu alev alacak)
-sıranızı şimdi aldınız, daha yanmadı,bekler misiniz? (dahil olan ben)
-ee yak o zaman?
-ama farkındaysanız önümde bir başkası var ve ben kalkın gidin diyemem sizin numaranız yansın diye değil mi, hem numaranızı şimdi aldınız...
-ee bu kız napıoooo
-o stajyer lise öğrencisi
-ee o zaman sen yak!!!

ibrahiimmm beeeyyyyyy numaratörün altına
1 numaranızı alınız
2 bekleyiniz
3 numarınızı takip ediniz
4 sıra size gelince temsilci yanına geçiniz

yazabilir miyiz?

Çarşamba, Şubat 23, 2011

what can i do sometimes?

Ben bir telekomünikasyon firmasında çalışıyorum evet.
Anlatamadığım,anlaşılamadığım bir iletişimsizlik halinde geçinip gidiyoruz orta halli işte.

Bazen sıra almasını istediğin kişi
- Koyun olmam ben! diyebiliyor.
Bazense buraya ne yazayım dediğinde nakil yapmak istediğiniz numarayı cevabı sonrasında yazıyla o boşluğa
-Nakil yapmak istediğim numara! yazabiliyor.

Bazen dialog aynen şu olabiliyor.
- Tamam mı işim.
-Evet
- Bitti mi şimdi
-Evet.
-Birşey yapmama gerek yok di mi?
-Evet.
-Peki gidebilir miyim!

Ama bugün yaptığım telefon görüşmesi akıllara ziyandı.
Olay bir kişinin kimliği belirsiz sebeplerle siteye yazdığı şikayet sonucu kendisine geri dönüşüm neticesinde vuku buldu,bulmaz olaydı.

-Merhabalar......'dan arıyorum bir şikayetiniz mevcut kayıtlarımızda.
-Merhaba evet.
-Nasıl yardımcı olabilirim size.
-Öncelikle şikayetimin son iki cümlesini bana oku.
-Peki'Beni avukatınız aramasın'(özetle)
-Avukat mısınız?
-Hayır.
-Emin misin?
-Evet.
-Haksız kazanç elde ediyorsunuz?
-Neye istinaden bu karara vardınız?
-Faturam neden fazla?
-13,92 TL sabit ücret.
-(çığlık çığlığa) Ben senin kaç senelik müşterinim ne ücreti?
-Paketiniz,içinde bulunduğunuz paketin ücreti bu şekilde.
-Bana paket deme.
-Peki bu ücretin açılımını şöyle anlatayım.
-Hani avukat değildin?
-Avukat değilim sadece sorunuzu yanıtlamaya çalışıyorum.
-Bana avukatlık yapma çabuk bana cevap ver.
-Peki paketiniz...
-Bana paket deme tahrik oluyorum.
-Peki sabit ücretiniz.
-Bak şimdi terbiyesiz cümleler kurarım.
-İsterseniz bu konuda.
-Bana edebiyat parçalama.
-Ama konuşamıyorum nasıl edebiyat yapayım?
-Konuşma bana,benimle başkası konuşsun tahrik oluyorum küfür ederim.
-Peki hattınızdan .... numaralı bilinmeyen numaralar servisine arama yapmışsınız.
-EEEEEEEEEEEE
-4,54 TL ücreti var.
-Yani?
-Fatura ücretinizde bu kalem yer alıyor. Ayrıca?
-Yok sen avukatsın!

Diye devam etti gitti.
Toplumumuzda şizofren insan sayısı her ne kadar tespit edilemese de gün geçtikçe artmakta ve bu oranın bölge nüfusuna düşen sayısının her gün tarafımı ziyaret ettiğine bende gün geçtikçe daha da inanmaktayım.
Zira özellikle gizli dönemdeki bulguların ilk maddesi aynen şöyle der

-Dağılma öncesinde birtakım takıntılar ortaya çıkmaktadır.Araştırmalar ortaya koymuşturki hastalık öncesinde kişiler bazı konularda mantıksız bir şekilde aşırı uğraşmaya başlamaktadır. Hastalar herşeyi abartılı yaşamaya başlamaktadır.



Bu durumda anladık it happens sometimes ama yine de sorarım WHAT CAN I DO SOMETIMES?

Pazartesi, Şubat 21, 2011

Medikal Park Bahçelievler'e mektup...

Özel bir hastanenin tarafımdan fazla tahsil ettiği 30 TL'yi iade alma serüvenim!





Sayın yetkili,

Daha önce tarafınıza ulaştırmış olduğum şikayetim neticesinde Halkla İlişkiler Birimi'niz tarafıma geri dönüş sağlayarak ücret iademi gerçekleştireceğinizi ve söz konusu ücreti ödeme yaptığım vezneden alabileceğimi belirtmiştir. Söz konusu ücreti tahsil etmeye hastanenize geldiğimde daha önce de tarafıma yardımı reddeden Pınar Pamukçu isimli çalışanınız ücret iademin olduğunu duyunca ısrarla bunun mümkün olamayacağını bildirdi. Kendisine Halkla İlişkiler Birimi'nden telefon aldığımı söylemiş olmama rağmen farklı birimleri arayarak 'Telekom müşterisi ve fark ödeyecek bu olmalı ücret iadesi söz konusu olmamalı' gibi konuşmalar gerçekleştirmiştir. Konuşmaları gözümün önünde yapan ilgili şahıs ardından şahsımdan bahsederken 'BU' diye bir sıfat kullanmıştır. İşin içinden çıkamayacağını anladığında yanına gelen takım elbiseli sorumlusuna ( Hakan Bey olmalı sanırım ismi) ne yapması gerektiğini sormuştur. Bana herhangi bir soru yöneltmeyen sözde takım lideri madem ödemeyeceğini düşünüyor gitsin firmasından ücretini talep etsin yorumunu yine gözümün önünde sunmayı ihmal etmemiştir. Sinirlerimi alt üst eden bu iki şahısın çözüm üretemeyeceğini anladığımda en alt kata indim Halkla İlişkiler Odası kapalı olduğundan danışmadaki görevliye kendilerini aramasını rica ettim. Aklın yolu bir mantığıyla danışmadaki görevli Halkla İlişkileri arayıp alacağım olduğunu doğruladı ve beni tekrar aynı vezneye yönlendirdi. Bu kez Pınar Hanım bana bu işin ne kadar süreceğinden haberdar olup olmadığımı küçümser bir tavırla belirtti ve bir iki yeri daha aramaya devam etti aradığı tüm kişilere durumu anlatırken' ücret alacakmış ki almamalı ' ifadesini kullandı. Sabrımı daha fazla zorlayamayarak kendisinden yorum beklemediğimi şikayetimin zaten sonuçlandığını yorumsuz bir şekilde çözüm üretmesi gerektiğini belirttim. Bana ellerini uzatarak 'Susun lütfen' diyen çalışanınız tarafıma yapmış olduğu çıkışların en düzeysiz noktasına ulaştı. Ne zaman gişeye gitsem önünde yer alan diş muayenhanesinde bacak bacak üstüne atarak beylik sohbetler eden çalışanınızın tarafıma 5 kez anlatmış olmama rağmen anlamaması sebebiyle yorumlarnı eksik etmesini rica ettiğim an'SUSMAM' gerekliliği yönünde emir getirmiştir.
İlgili kişinin tarafımdan özür dilemesini ve personellerinize çeki düzen konusunda gerekenlerin yapılmasını sadece kendim adına değil sorunlarını buraya dahi taşımayı bilmeyen ancak bu haklarından yoksun oldukları anlamına gelmeyen tüm vatandaşlar adına rica ederim.
İlgili günde 5 dk içinde alabileceğim 30 TL ücret için yarım günümü harcadım ve öğle yemeğime geç kaldığım için 15 TL ücret ödemek durumunda kaldığımı da ayrıca belirtmek isterim.

Saygılarımla.

Pazar, Şubat 20, 2011

sevmiyorum işte var mı diyeceğin...

00:28 saat. bir pazar gününe daha girdik kızımla. yanımda mum ışığında horul horul uyuyor kendisi battaniyesine sarılarak. ayağa kalktığımda kazara o da kalkıyor ve sonra koltuğa oturmamla yeniden uyumaya başlıyor. bugün ayakları kirlenmiş diye yıkamıştım ıslak patileriyle kapının önünde beş altı adımlık izler bırakmış minin minik gördükçe mutlu oluyorum:)

iyiki o var. insanı evine bağlayan,geri dönmesi için sebep olan.iyiki o var ne yaparsan yap ya da ne yapmazsan yapma seni herşeye rağmen tüm kalbiyle seven. oysa ne kadar nankör tipleme var çevremde. ne verirsen daha fazlasını isteyen ve kendini dünyanın merkezine koyarak at gözlüklerini giyinen. ama en tahammül edemediğim aptal rolüne bürünenler. safa yatıp seni sonuna kadar sömürenlere nasıl tahammül edebilirsinki! seni cin ilan edip kendi adam çarpan ama bi şekilde yine suçlu olduğuna inandıran.
sabırla beklemekten başka elden birşey gelmez şu süreçte tek dileğim şu ki Allah kimseyi sevgisiz ve yalnız bırakmasın. son zamanlarda toplumda ki en büyük ve çözülmez problem bu gibi geliyor.insanlar bencilleşiyor,insanlar yalnızlaşıyor ve her yalnız ayrı bir hiddetle saldırıyor etrafına. içinde bulamadığı huzurun hesabını senden sorar oluyor hoyratça. ve sen buna seyirci kalmak durumunda kalınca başlıyor asıl büyük sınav. bakalım şimdi sırada ne var?

Çarşamba, Şubat 09, 2011

neden?

hiç edinmediğimiz huzuru alarak yanımıza masmavi gökyüzünün altında uzansak ya toprağa.evet kum değil toprak olsa altımızda. sabredemeklerim,sabredemediklerin kavgasından kurtulup biz olduğumuz ve yine birlikte olduğumuz için,yanyana olduğumuz için gülümseyerek hayata;hiçbir zaman kaygısına yer vermeksizin yanımızda göz göze geldiğimizde kızarsa o beyazlıklar. zaman kayıp gittikçe avuçlarımdan,tanıdıkça her yeni kimliği neden diyorum hep neden, bu kadar ilgisizler yerine bir sen olmadın,olamadın neden?

Pazar, Ocak 16, 2011

keyifli bir gün(!)



açmak istemiyorum perdelerimi, gün ışığını vurdukça daha da özlüyorum seni.
karanlık olsa ya hep dün akşamki gibi. gitse gelmese elektrik,uyusam mum ışığında düşlesem seni.
özledim sarıldıkça öptüğüm ellerini.yine de keyifli bir gün olmalı,yaşıyorum diyebilmek için.
bekleyebilmek için...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...