Eylül ayı... okulun başladığı, ayşe'nin doğduğu,yeni umudun olduğu baharın sonu olmasına rağmen bu sonun hep süpriz oyunlara gebe olduğu ay. Ömrümün hiçbir evresinde hiç bu kadar yavan olmamıştın şimdi olduğu kadar. artık ne o süprizlerin,ne sonların, ne de başlangıçların var bana armağan. varsa yoksa rutin, varsa yoksa sorumluluklar. evet sen de haklısın bu yıl son 3 yıldan farklı olarak bir okul başlangıcı hediye etmedin değil bana. ama işin aslı ben ne okuldan ne de bu başlangıçtan haz ediyor değilim. mahalle baskası mı desek, tabiatın son yıllarda aldığı kural mı bilmem şimdi adam olmak için bir de lisansın yüksek olanı makbul.
sanki lisansta bir halta yaradık şimdi bir de yüksek mertebeye erişeceğiz. aynı lagalugalar aynı vesveseler. hem bunun parası da çok haaa, öyle böyle değil!
neden mi, malum iş var artık. başıboş saatlere yer yok. bu nedenle efendim geceleri okuyacağımdır. bu da bir buçuk yıl da tamı tamına on buçuk milyar demektir.yani bir buçuk yılımda hafta içi ev-iş-okul-ev-iş-okul-ev üçgeninin içinde, hafta sonu ise hafta içi uyuklarken öğrenemediklerimi temize çekmek, anlamaya çalışmak,hafta içi kendime ayıramadığım zamanı ararken tekrar pazartesiye bağlanmak demektir. yani sosyal hayat yok demektir, yorgunluk, acı, iş stresine katılan final kaygısı demektir. yani zulümdür. başka da bir tanımı yoktur.
oturup onca sene çalışmışsındır ama pazarlama denilen bölümcükte yer alan suratsız karı koca para tuzağına onbin beşyüz bayacaksındır. haydi kızlar okula madem. hakkımızda hayırlısı.
peki ya 2003... hani ilk lisans mutluluğunun yaşandığı yıl. böyle kaygılardan bir haber uçarak mı, kara yoluyla mı gittiğini kestiremediğin ankara yolu.
karanlıktı o şehir evet. hem de hayallerime inat öyle griydiki gökyüzü hep umutsuzluk hep mutsuzluk çökerdi yağmurlu akşam üstleri. yine de zıtlıkların kıyasıya yarıştığı bu şehir bir o kadar çekici gelirdi. oraya gitmek evden kaçmak demekti çünkü. evden kaçmak özgürlüktü.
bugün tavada kızarmaya bıraktığım soğanları 3 dakika unutmaya çalışıp pc başında ders kayıtlarına bakmaya çalıştığımda annemin 'yandı bunlar' diyerekten aciliyetle yanında olmamı istemesinde birşey yoktu evet ama ben yine de sesteki o tınıya takaraktan sevmezdim bunları, sevmem de hiçbir zaman. ben öylesine ve dahi ölesiye boğulurumki kendi yarattığım sorumluluk projelerimde ve en kıçı kırık ayrıntıyı öyle büyütürümki gözlerimde işte hal böyleyken birinin kalkıp ta bana bir halt buyurması bardağı taşırır da taşırır. beni bilmesini isterim çünkü, uyarmasa da yapacağımı zaten onun düşüncesi olmadan benim o işi baştan sona tasarladığımı görmesini isterim. bu yanımı benimle geceli gündüzlü çokça vakit geçirenler kavrar ancak. gözlemlerler uzun uzun ve anlarlarki lafa,söze tahammülsüzlüğüm işte tam da bu yüzden. kendimi gereksiz yere en ince detayına kadar bilmem yüzünden. her haltı mutlaka görmem yüzünden.hem sorumluluğu bileklerime kelepçelemek zorundaymışım gibi hissetmem yüzünden. ve bilirlerki ben bunca savaşı kendimle vermeye çabalarken onlar için bana buyurdukları o küçük detay öldürür beni, boğar ve yıkar. sonumu hazırlar.
bugün yine her gece olduğu gibi bunları yazmak için oturmamıştım buraya ama yine de klavyem tümceleri bu yönde sürüklemek istemişse ben onun suçlusuyum bilmekte yarar var.
kal sağlıcakla blog...
sağ baştan
Cumartesi, Eylül 10, 2011
Cuma, Eylül 02, 2011
bir İstanbul güncesi
dün gece yorgunluktan çabalasam da yazamadım. ne kadar istediysem de olmadı işte.güzel bir İstanbul günü geçirmeye karar verdik Ümm'le bayramın ikinci günü. Bu sebeple Anadolu yakasını pek bilmediğimizden buradan Maltepe dolaylarından bir kahvaltı aldık. İstanbul Avrupa yakasının Avcılar sahili gibi bir yerdi. Bu sebeple çok memnun kaldığımız söylenemez. Ama zaten kahvaltı yapar yapmaz ayrıldık buradan. Belki çok bilmediğimizden,belki de kızımızla gezemediğimizden çok yapamadık sahilde.
Mekan hakkında konuşacak olursak; oldukça zevksiz döşenmiş koltuklar, masa ve sandalyeler sevimsiz bir bütünlük sağlıyordu. Tüm bu sevimsizliklere önümüze oturan 'kaygısızlar' ailesi eklenince iyice çekilmez oldu. Ama biz sadece kızımızla iletişim kurmaya çalışan sevimli mutfak çalışanı teyze ile servis için elinden geleni yapmaya çalışan garsona benzeyen çocukla mutlu olup karnımızı doyurmaya çalıştık.Özellikle önümüzde çılgınlar gibi yemeye son vermenin ardından içecekleri Türk kahvesini de 'beleşe' getirmeye çalışan aileyi yine ve yeniden kınıyorum. Türkiye'de açık büfe yemeğin bu kadar pahalı olmasının sebebini de bu insanlara bağlıyorum. Neyse ne yine de mekan 'ucuz' hem de çok. Bu sebeple yine de gidecek olursanız bilgi için Bistro Layla Maltepe 0216 589 35 69. Bu kadar kötü betimlemenin ardından kim giderki derseniz haklısınız. Ama açıkçası bu ücrete de ancak bu kadar hizmet olabilir..Zira çayın sınırsız olduğu açık büfe kahvaltı( her ne kadar çoğunu beğenmesek ve yemesek de) 9.90. Son olarak tuvaletlerinin temizliği, pedler için atık kutusu, klozet kapak örtüsünün olmasını takdir ettim.Sonrasında Bağdat Caddesi'nde bir tur attık. Pek çok insanın 'caddedeydim', 'cadde de','cadde' diye ağzını ayırarak bahsettiği bu mekanı yine o pek çok insan yüzünden sevmiyorum. Ülkemi anlattığına ve yine bizden bir yer olduğuna da inanmıyorum. Ama yine de çoğu mekanı ben de sevmiyor muyum, elbette seviyorum. Yine de kızım sanırım benden çok daha fazla sevdi.
Daha sonra Kalamış'a ilerledik. Yeşillik,sahilde oturduk,temiz hava aldık,kitap okuduk,sodalarımızı içtik. Kızımız Alman kurdu 'viski' tanıştı.Benim çığlıklarım içinde Viski'nin topuyla oynadılar. Evet 'çığlıklarım'çünkü Viski son derece uysal ve akıllık bir köpek olsa da kızımın bedeninin 20x katı büyüklüğe sahip olduğu için beni oldukça korkuttu.
Bu arada babamız fotoğraflarımızı çekti.
Çekti de elbette kızım benden çok daha iyi pozlar verdi.O suratta da dilden de görüldüğü üzere ben yaramazın tekiyim ifadesi var. Bunu her şımardığında yapar kendisi.

Fenerbahçeden sonra Yoğurtçu Parkı'nda aldık soluğu. Neden parklar bahçeler diye sormazsınız umarım. Malum bizim her yere kabul görmeyen bir dostumuz var. Yoğurtçu Parkı'nı sırrımız önerdi. Bu 'sırrımızı' az sonra paylaşacağımdır:p Küçük çapta film çeken bir ekip vardı.' Çek Bakalım'dan birilerinin olabileceğini düşündük ama yönetmen hatunun iticiliği sebebiyle pek yaklaşamadık. Belki de bir grup öğrencinin bitirme ödevi falandı bilemedik. Bu arada enteresan bir teyze de filmden ayrı ama kendi filminin başrol oyuncusu olarak yavaş yavaş yaklaştı. Kendi kendine replikler sundu. Çok yalnız olduğu her halinden belliydi. Önce güneşle bozdu kafayı, sonra bankla. Derken ayrıldık.Kız kulesine de el sallayarak bir kare de ondan aldık.
Buradan Çengelköy'e merhaba diyip, Beylerbeyi sahilde balık yedik. Bembeyaz örtüye patileriyle desen yapmayı ihmal etmeyen hatun kişi balıklarını kedilerle paylaşmamak için çıldırdı. İyiki anlayışlı bir balıkçımız vardı. Menüsünden ve sunumundan çokça memnun kaldığımız Derya Balık ikram ettiği helvasıyla bizi mest etmeyi ihmal etmedi. Olur da yolunuz düşerse diye;Burhaniye Mah. Çamlıca Cad. No:6 Beylerbeyi, Üsküdar 216 321 46 76. Kimseden reklam için para almadım. Aslında kızımızı içerilere kadar kabul gördüğü ve tulum peynirli tostunun tadı damadığımızda kaldığı için Aynalı Köşk'e de uğramayı çok arzu ettik ancak üçüncü gün görüşmek üzere yazılı panoyu görünce artık bir dahakine dedik.Ve bunlarda Beylerbeyi'nden...

Son olarak Sarıyer'e geçtik. Sahilde yürüdük,sohbet ettik,koştuk,sohbet ettik. Veeee evim evim güzel evim.Ertesi sabah 11'e kadar deliksiz uyuduk...
Çarşamba, Ağustos 31, 2011
adı 'bayram' olan günlere
bayramın ilk gününü atlattık böylelikle öyle mi şimdi.ilerleyen yaşımın bana kattığı tuhaf davranış bozukluklarına bir yenisi daha eklendi.bayramları,seyranları ve dahi tüm birlikte aktivite yapılası hadiseleri bir an önce poposuna vura vura gerisingeri göndermek ve arkasından hiç mi hiç üzülmemiş numarası yapmak. niye mi?
temel eksiklikler yüzünden elbette!
normal şartlar altında bayramda insanoğlu heyecanlanmalıdır, içi kıpır kıpır olmalıdır kanımca. bu uzun zamandır vakit ayıramadığı bir büyüğünü göreceği için olabilir, yeğenini kucaklayıp gezdirmeye vakit ayıracağı için olabilir, anne babası ve kardeşleriyle koca bir masada uzun zaman sonra hep birlikte yemek yiyeceği için de olabilir pekala. yani olabilir de olabilir.
birde buraya bakıyorum şimdi, doğuştan sana küsmüş,nedense hiç sevmemiş,evlat yerine dahi koymaya lüzum görmemiş bir baba, ona ve kurallarına tabii anne ve kardeşler, ellisinden sonra kızı yaşındaki hatuna sarmış milyarlarca borca girişmiş bir amca,çocuklarının yaşamlarını kendine dert etmekten kısa zamanda yorulmuş ve sadece kendisi için yaşamayı amaç edinmiş bir teyze.son iki senedir toprak altında bir anneanne, varlığından gitgide şüphe duyulan 'iş arkadaşlıkları', hayat gailesi yüzünden ayrı düşülmüş dostluklar...
bu senaryoda bana heyecanlanacak bir olgu görünmedi. işte bu yüzden son iki günü de atlatıp hiçbir şey olmamış gibi tiksindiğim işime geri dönmek, o masaya oturup çemkiren insanları dinlemek istiyorum belkide.
herkes için ayrı herkes
herkesin ayrı ayrı yerlerde, ayrı herkesleri sevmesi ve özlemesi ne garip. yaşanılası mümkün ve hatta çokça yaşamışlığım olan bir hadise bu evet ama yine de garip işte. yani sen bir aşk filmi izleyip esas oğlanı kafanda canlandırırken, o esas oğlanın o sırada başka bir hatun için kalp atışlarını hızlandırması işte.
ve yine biriken özlemler. hiç bitmeyen,çileden çıkaran o özlemler. sen kimi özlersin, kim ise başka kimseyi. zaten aksi olduğunda herşey çok sıkıcı ne de olsa illa kompleks bir durum şart.
iyi peki madem, hayırlısı!
betimleme
ah canım vah canım,
düşün düşün bu olur işin,
yine mi sen
Salı, Ağustos 30, 2011
tiviii buuu.
Yeni evde ne anten ne de uydu olduğundan TİVİBU'yu denedik. Aslında bizimkilerin deneme sürecinde kendisiyle erken tanışmış olmasından dolayı geliştirilmesi gereken bir olay olduğunun bilincindeydim. Ama denedik yine de çok da beklenti içine girmeden. İyiki de öyle yapmışız. Şahsen ben oldukça mutluyum kendisiyle geçirdiğim tüm zaman dilimlerinden. Özellikle 'tekrar izle' bölümü on numara ve tabii 'durdurma' şansı. Böylelikle 'çek bakalım'ı reklamlardan arındırarak kısaca izleyebiliyorum. Her ne kadar son bölümde zaten işi kısa tutma kararı almış olsalar da öncesinde 300 dakikaya varan çekimlerin neredeyse yüzde kırklık bir bölümü reklam ve zavazingo idi. Bu da sabaha kadar süren programı izlemeyi iyice imkansız kılıyordu. Ve tabii 'Huysuzla Dans'... Ben seviyorum Huysuz'u. Evet artık yaşlandı ve çok numara yok. Ama bunca geçen yılın hatırı da mı yok? Bir de Huysuz'dan bağımsız olarak dans programı olarak da güzel olduğu kanısındayım. Şahsen ben oldukça eğleniyorum.
Her neyse;şimdiyse Bayram Şekeri niyetine 'Kirala İzle'de yer alan bazı filmleri ücretsiz izlemek için ayrı bir bölün açmışlar. Evet bu 'bazı' filmler oldukça az ve Türk Sineması ama olsun yine de takdir ettim. Ve izlemiş olsam da Aşk Tesadüfleri Sever,İncir Reçeli,Prensesin Uykusu'nu yeniden izledim. Ayrıca 'sinyora enrica ile italyan olmak' filmini de yine bu sayede izlemiş oldum. Bence TİVİBU EV denemeye değer.
İyi seyirler.
uzun gece,zor gece.
anladım
sabahları açılır
esnaf çarşıları yeminle
"bedreddinim bir ağaca asılır"
anladım
en büyük yalan yemindir
edilir sabahları
gecesini hatırlamayan esnafların
tüm merasimleri gömdüm
ömrümün reklam amaçlı takvimlerine
anladım
kimse üzgün değildi
bayraklar yarıya indiğinde
bir tek el isteyen
yordam ve özür dileyen
anladım
herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm
evet yüzümdü
her görüşmeye taşıdığım
kandırılmaya gönüllü bir gönülle
az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim
göz gördüm başka açılara ayarlı
uzun bir yüz gördüm
meğer filmin sonu diye ayarsız
fin yazardı se end zamanında
bir zamanlar
fransızlar hep fransız kalacaklar
sabah sinemasında pazarları
aklımı alıp doğduğum evin
müze olma isteğine saklayacaklar
ama kavaklar büyüyecek
herkesten gizli boyatmak
bir kavağın becereceği iştir ancak
anladım ki ağaçlar
toprağa acı verdikçe büyüyorlar
her pazartesi and içip
cumaları marşa basan
camiler dolusu yemin edip
taburlarca yalan söyleyen
bu toprakta bu ağaç
kuruyacaktır elbet
anladım
kimseye acı vermeden
büyünmüyor
namusum ve şerefim ve
çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
tüfek filan değil
çimento icat edildi de
bozuldu mertliğin mimarisi
esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları
anladım
altı dükkan olsun istiyor evinin
ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
benim taş ustamın karısı
ve her yerde
şube açmak istiyor
iskender kebabını icat eden
büyük iskender’in çocukları
ki gölge filan etmez
yoğurtlu bir ziyafet çekerdi
diyojen’le karşılaşsaydı.
anladım
bursalı iskender’in
romalı arkadaşından daha çoktur
uygarlığa katkısı
oysa
bu satırlarla üstünü örten ben
kelimelerle sargı bezi ve
melhem yapan
ozanlığı en çok kendini üzen ben
anladım
sadece öğlenleri açarım yaramı
ve hiçbir yerde şubesi olmaz
bu kanamalı hastanın
anladım.
p.s hiç iyi değilim bu gece.
sabahları açılır
esnaf çarşıları yeminle
"bedreddinim bir ağaca asılır"
anladım
en büyük yalan yemindir
edilir sabahları
gecesini hatırlamayan esnafların
tüm merasimleri gömdüm
ömrümün reklam amaçlı takvimlerine
anladım
kimse üzgün değildi
bayraklar yarıya indiğinde
bir tek el isteyen
yordam ve özür dileyen
anladım
herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm
evet yüzümdü
her görüşmeye taşıdığım
kandırılmaya gönüllü bir gönülle
az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim
göz gördüm başka açılara ayarlı
uzun bir yüz gördüm
meğer filmin sonu diye ayarsız
fin yazardı se end zamanında
bir zamanlar
fransızlar hep fransız kalacaklar
sabah sinemasında pazarları
aklımı alıp doğduğum evin
müze olma isteğine saklayacaklar
ama kavaklar büyüyecek
herkesten gizli boyatmak
bir kavağın becereceği iştir ancak
anladım ki ağaçlar
toprağa acı verdikçe büyüyorlar
her pazartesi and içip
cumaları marşa basan
camiler dolusu yemin edip
taburlarca yalan söyleyen
bu toprakta bu ağaç
kuruyacaktır elbet
anladım
kimseye acı vermeden
büyünmüyor
namusum ve şerefim ve
çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
tüfek filan değil
çimento icat edildi de
bozuldu mertliğin mimarisi
esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları
anladım
altı dükkan olsun istiyor evinin
ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
benim taş ustamın karısı
ve her yerde
şube açmak istiyor
iskender kebabını icat eden
büyük iskender’in çocukları
ki gölge filan etmez
yoğurtlu bir ziyafet çekerdi
diyojen’le karşılaşsaydı.
anladım
bursalı iskender’in
romalı arkadaşından daha çoktur
uygarlığa katkısı
oysa
bu satırlarla üstünü örten ben
kelimelerle sargı bezi ve
melhem yapan
ozanlığı en çok kendini üzen ben
anladım
sadece öğlenleri açarım yaramı
ve hiçbir yerde şubesi olmaz
bu kanamalı hastanın
anladım.
p.s hiç iyi değilim bu gece.
Pazar, Ağustos 28, 2011
İyiki Doğdun!
Aralık aylardan. Yıl 2009. Soğuk bir Ankara akşamında yalnız kalmış biz,geziyoruz. Sakaryadayız.Pet shop sokağında yol alırken. Bakalım mıııı? diye boyun büküyorum ben. O zaman pet shop ların zindan olduğunu algılayamıyorum ve sahiplerinin katil. Aslan yüz görüyoruz sevimli mi sevimli, Alman kurdu,pug... Hepsi ne kadar da şirin bizim de olsa ya. Sonra bu akşamı belli sıklıklarla yineliyoruz. Ve bir gün içine girip birinin sanırım bizim köpeğimiz olsun istiyoruz diyoruz. Aslında Ümit pek hayvan sevmez. Evde hiç tahammül edemez. Kirletir der koltuklarımızı,biz o koltukları bir de beyaz almışken bir düşünsene. Bu yüzden bu 'isteme' eylemi sadece bana ait aslında o dönemde. Ama bir 'çift' olma meselesi var. O sebeple çoğul yapıyoruz bu eylemi. Olur elbette peki cinsi ne olsun? Biz cins bilmiyoruz.'Şöyle hem akıllı bir bıdık hem de minik, apartmanda yaşabilecek bir minik olsa, kedi gibi yani büyümeyen pek, sonra üzmese bizi çok zorlamasa.'Yani malum Ankara'nın çok da nezih olmayan bir semtinde oturuyoruz. İnsanlarda bunca düşmanken miniklere. Bizimki çok çaktırmasa köpekliğini diyoruz. 'Tamam' diyor göbekli kel amca.Meymenetsiz suratı birden şenleniyor. 'Bende var bir tane' Şuan burda değil. Evde benim 10 yaşında ikizlerim var onlarla. Pek buraya kafese konulası bir hayvan değil. Sıkılır istemez, rahatlığına düşkündür. Ama bir o kadar uyumlu. Bizim çocukların elinde kumanda gibi taşınır da gıkı çıkmaz.Yarın getireyim buraya tanışın isterseniz? Birbirimize bakıyoruz Ümm'le biz buna hazır mıyız diyoruz? Korkular başlıyor. Biz bu sorumluluğa hazır mıyız? Bilemiyoruz. Tamam öyleyse diyor amca siz bir karar verin. Arayın beni getireyim buraya tanışın. Peki diyoruz,çıkmaya yelteniyoruz. Cinsi de Jack Russel diyor bu arada. Bakarsanız, araştırırsanız.
Sonra geziyoruz tekrar bir hayli, bu kez bizim minikten arıyor gözlerimiz.Ama yok hiçbir yerde. Herkes 'sipariş' usülü getirdiğini söylüyor. Çok tanınmıyor,'SATMIYOR' diye de ekliyor.Derken netten fotoğraflarına bakıyoruz. Bayılıyoruz daha tanımadan. Arıyoruz bizim amcayı,bu akşam hazırız biz tanışmaya diyoruz. Akşamı zor ediyor ve Sakarya'nın yolunu tutuyoruz.
Ortada bir şebek geziniyor. Minicik bir şebek bu. Uzun bir burun. Turuncu bir yağmurluk içinde. Herkese koşuyor. Herkesten sevgi dileniyor. Küçük bir çocukla oyun oynamaya çalışıyor. Akvaryumlara zıplayıp balıkları selamlıyor. Ele avuca sığmaz bu yaramazı bir anda herkes çok seviyor. Derken konuşmaya başlıyoruz. Ne yer ne içer öğrenmeye çalışıyoruz. Kapı açılıyor bizimki 3 saniye içinde yok oluyor. Sokakta deli gibi dans ediyor sanki. Tutsaklıktan nefret ediyor. Pet shoptan ayrılıyoruz. Miniğimiz elimizde.Kucağımda sessizce uyuyor,titriyor...
İsmi ne olsun diye soruyorlar arkadaşlar. Richie Rich'in bir köpeği vardı 'DOLAR' bizim gibi çulsuzlara pek uymasa da tam yerinde bir espri olur diyoruz. O zaman işimiz gereği de Dolar la çalışıyoruz buna da uyuyor. Bizim kızın ismi Dolar oluyor. Akşam kalabalıkta titriyor. Hepimiz üşüdüğünü sanıyor sıkı sıkı sarıyoruz her yanını. Sonra kalabalık dağılıyor. Biz bize kalıyoruz, ona yatak hazırlayıp uyuyoruz. Sabah yerinde yok! Yatakta tam ortamızda esneyerek uyanıyor.'Merhaba' diyor bize. Artık 3 etti nüfusumuz!
18/08/2008 doğumlu kızım bu ay 3 yaşını bitirdi.Hayatta yaşadığım her anımı bu kadar anlamlandıran bir arkadaşım olmamıştı hiç.Daha nice seneler bizimle olman dileğimle. Seni çok seviyoruz yavrum. Uzun bir ömür diliyoruz.
betimleme
aile olmak güzeldir,
ankara,
yarım elma,
yılmazlar
RockA - Ben Ağlasam da
Kollarım yorulur taşımak yine zor gelir bu aşkı vazgeçmeden birbirimizden
Bi düşün taşın otur şöyle karşıma
Kim demiş yenilir tum aşklar zamanla
Çürür geçer yenisi başlar biter hep böyle gider ama için sızlar anılarla
Her yanım ölüme daha yakın olunca sarıl ve hadi uyuyalım
Unut kendini unut nefesini adım adım sevelim ikimizi
Ve vuralım aşk denen şeyi bırak yarınım
Kim demiş yenilir tum aşklar zamanla
Çürür geçer yenisi başlar biter hep böyle gider ama için sızlar anılarla
Vazgeçir hadi gönlünü bu benden haketmedi zaten
her seferde bahanelerle doldu taştı karmakarışık sebepler
Her yanım ölüme daha yakın olunca sarıl ve hadi uyuyalım
Unut kendini unut nefesini adım adım sevelim ikimizi
Ve vuralım aşk denen şeyi bırak yarınım
birimiz gitsin ve birimiz kalsın bu oda cok dar birimiz çıksın
birini sevsin bu cocuk birine tutunsun sen çek vur beni unutup
birimiz gitsin ve birimiz kalsın bu oda çok dar birimiz çıksın
birini sevsin bu cocuk birine tutunsun sen çek vur beni ağlasam da
her yanımda birşeyler var hiç utanma gel yanıma
ben ağlasam da sen hiç durma sil gözyaşımı ağlasam da
sen hiç durma çek git ben ağlasam da
Her yanım ölüme daha yakın olunca sarıl ve hadi uyuyalım
Unut kendini unut nefesini adım adım sevelim ikimizi
Ve vuralım aşk denen şeyi bırak yarınım
p.s evet bende huysuzla dans yarışmasında dinledim,çok sevdim. çıkacakmış yakında albümleri hayırlı olsun diyelim...
Pazar, Ağustos 21, 2011
öyle gülmedim çok zamandır
Bir baktım ki bomboş
Parklar sokaklar meydanlar
Çekmiş gitmiş eski dostlar
Paraya satılmış hayatlar
Bense burda yalnız
Boşvermişim hayata inat
Pembe düşlere dalmış
Ve sarhoş seni anmaktayım
Öyle gülmedim çok zamandır
Öyle ağlamadım hıçkırarak
Öyle anlamadım içtiğimden
Konuşmadım uzun uzun
An gelir döner kuşlar
Günbatımında susar rüzgar
Bir gün kulağın çınlar
An gelir diner yağmurlar
Biter bu yalancı sonbahar
Gözlerin beni arar
p.s: dostum dry sayesinde tanımışlığım var.bayıldım!
insan lekesi
'iş düşüncenin düşmanıdır' dedi. dedi de kim dedi demedi. belki de öylesine bir replikti kim bilir. ama hak verdim çokça.son zamanlarda iyiden iyiye rutine bağlamış hayatım işle şekillenmekte. böylece ben değil düşünmeye bazen adam akıllı yaşamaya yeltenemiyorum.
dün gece de iftarı sahura bağlayan bir vakitte eskilerden bir film izledik.günün o saatinde zaten bunalım takılırken pek izlenesi bir film olmasa da dolmuş taşmakta olan bardağın kötü yanına daha ne kadar katkı sağlayabildi tartışılır. oldukça gerçek ve oldukça acıydı sahneler.
hayat tercihlerden ibaret evet. lakin ya bu tercihler bünyenden bağımsız yapışmışsa te doğuştan yakana? renkler seçilmez,aileler seçilmez,sağlık seçilmez olursa ya? sen merdivenin tepesine yerleşmek durumundayken paçana takılanlar hayatın kendi ve en gerçek seçimleriyse ya?
bir adamki işte bu tercihleri sorgulayan. bir kadınki işte bu tercihlerin acımasızlığıyla boş vermiş sorgulamayı bile sorgulamayan.bir adam herşeyi başka bir adamla paylaşan,bir kadın sadece bir karga ile konuşan.
ağır film sevmem diyenlere tavsiye olunmasa da bunalım zamanlarda daha da dibe vurmanıza engel olmayan bir 100 dakika.
iyi seyirler
p.s: nicole kidman'ı ayrı takdir ettim
Pazar, Ağustos 07, 2011
sakin sakin
bir kaç gün ya
bir kaç hafta
üç gün yirmi üç dakika
sonrasıydı her şey donarken
bildik bir ses olmuştun ya,
sonunda bir ben duyan
kaçırdım orda bakarken hayaline...
bir defa kalsam yanında
hayat güzel hikayemde kalınca
bir ses duydum, sen sanmıştım
ta derinden, içlerdeyken,
sorma sen, sus, her şey bağırırken
bildik bir ses olmuştun ya,
sonunda bir ben duyan
kaçırdım orda bakarken hayaline...
Cuma, Ağustos 05, 2011
bir teşekkür onlara
Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır. demiş Nietzsche.
Bu söz her ne kadar bazen anlamsız gelse de, son bir haftadır yaşadıklarımın kısa bir özeti.
Bir küçük ümit uğruna her geçen gün eriyen bedenleri her akşam,her sabah aynı senaryoyu yaşayacağımızı bile bile koşturduk kliniğe.
Olmadı. Hiçbir ilaç,iğne,serum yeterli olmadı.
Dün yanıbaşımızda usulca can veren sonuncusuyla birlikte,tüm bebeklerimi kaybettim.
Bu kadar şehitin verildiği, her geçen gün hastaların insanlık dışı muameleye maruz kalarak can verdiği bir ülkede çoğu insanın yanında hiçbir şey benim acım biliyorum. Ama yine de onlara 'KÖPEK' gözüyle bakmadığınız,CAN taşıdıklarını unutmadığınız, acıma ortam olduğunuz,yanımda olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.
Hakkınızı helal edin.
Allah kimseye çaresi olmayan dert vermesin.
Bu söz her ne kadar bazen anlamsız gelse de, son bir haftadır yaşadıklarımın kısa bir özeti.
Bir küçük ümit uğruna her geçen gün eriyen bedenleri her akşam,her sabah aynı senaryoyu yaşayacağımızı bile bile koşturduk kliniğe.
Olmadı. Hiçbir ilaç,iğne,serum yeterli olmadı.
Dün yanıbaşımızda usulca can veren sonuncusuyla birlikte,tüm bebeklerimi kaybettim.
Bu kadar şehitin verildiği, her geçen gün hastaların insanlık dışı muameleye maruz kalarak can verdiği bir ülkede çoğu insanın yanında hiçbir şey benim acım biliyorum. Ama yine de onlara 'KÖPEK' gözüyle bakmadığınız,CAN taşıdıklarını unutmadığınız, acıma ortam olduğunuz,yanımda olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.
Hakkınızı helal edin.
Allah kimseye çaresi olmayan dert vermesin.
betimleme
aile olmak güzeldir,
kalbim ağrıyor,
yılmazlar
Perşembe, Ağustos 04, 2011
artık çok geç...
gelen bir telefon yaşanan herşeyi bir kenara atıp koca bir mutsuzluk portresi çizmeye yetti.
'iki erkekte hastalık çıktı'
bu ne mi demekti?
17 mayıs - 17 temmuz tarihlerine ağız dolusu küfür kusmak demekti.tüm umutları yok etmek ve göz önüne kara bir perde indirmekti.o an sefaköyde olabilecek en güzel mutluluk tablosunu gördüm, keşke dedim benim de eski de olsa, çirkin de olsa böyle bahçeli bir evim olabilseydi.dört ebeveyn üç miniğin olduğu kedi bahçeli bu evi daha çok sevdim böyle düşününce.iki bebek oynarken,yavrularımı hayal ettim. ne kadar hastalardı? nerde ve nasıllardı? yürürken mi ağladım, ağlarken mi yürüdüm bilmiyorum. sevinç'i gördüm. ağlama iyi olacaklar diyordu.
ümit geldi, kliniğe sürerken arabayı elif çok korktu.
sonra onu gördüm. annecim diyordu sanki bakışlarıyla 'sen beni kimlere, neden verdin?' çok zayıflamıştı. oturamıyordu,yatamıyordu. ordan oraya hırpalıyordu kendini sanki.kan geliyordu idrarından,kan geliyordu dışkısından. minik patisindeki serum ona hiç yakışmıyordu.'annecim' diyordu.'sen bana bunu nasıl yapabildin?'
kucakladım,ağzını temizledim. gözyaşlarım gözlerine doğru damlarken bana bakmayan göz bebekleri 'geç kaldın' diyordu. ertesi sabah daha bir iyiydi ya da bana öyle gelmişti. kardeşini kaybetmişiz de haberimiz yokmuş. gezdik bakırköy de biraz.kadıköy'e geçtik. akşam dönüşte tekrar beklerken pet shop önünde biri geldi. çağdaş adı. kısa bacaklı minik oğlumu beğendiğinden bahsediyordu,almaya gelmiş bugün annesinde demişler. ped almış ona çişini yapsın diye. onlara gerek yoktu benim oğlum daha bir aylıkken öğrenmişti bunu. annesi yanımızdaydı.yavrumuz bizde değildi,bize de onlarda olduğu söylenmişti. meğer ben bir yavrumu takip ederken diğerini çoktan kaybetmişim... o an bakırköyden nefret ettim. o an bakırköy'de bulunduğuma, oraya gittiğime,o pet shop a ayak bastığıma,anneleri emzirirken bıraktığım bebeklerimin arkamdan bakarak beni geri çağırdığı andan nefret ettim. o an ben hayatımda kocaman bir 'PİŞMANLIĞA' hoşgeldin dedim. yalvardık telefonda bari diğerini evimize alalım biz bakalım. gelin açın şu kapıları yavrumuzu kurtaralım. önce olmaz dediler, geç oldu hem o bizim gözetimimiz altında! neden sonra peki geliyoruz... sonrasımı?
anne hani en çok beni severdin ya. o yüzden şımarıyordum ben hep. hızlıydım ve tüm kardeşlerimden önce ayakkabılarını çalarak yatağın altına kaçıp ısırıyordum onları,şarjını yedim ya telefonunun özür dilerim annecim hepsi için. kimbilir belki öyle yapmasaydım terk etmezdin beni.kollarında uyumama belki izin verirdin biraz daha. şimdi göğsünde yatıyorum evet bunu çok özlemişim ama bu son anlarımız birlikte ne çare? arabadan indik. ben bu evi tanıyorum. annemden ayrılıp dünyaya geldiğim odadayım şimdi. tam da burda tüm kardeşlerimle akşam olsun da annemler gelsin diye beklerdik. babam gürültü yapmamıza kızıyordu belki ama o da oyunlar oynuyordu bizimle. annem 'koşuuunn' diye bağırırdı önden ya ben ya da siyah başlı kız kardeşim koşardık. kısa bacaklı minik hep en sona kalırdı. annemler ona özelmiş gibi davranır yanlarına alırdı. üzülürlerdi bacaklarının kısa olmasına hem haklılardı da çünkü biz kulaklarından çekerdik onun. en güçsüz o olduğundan hep hırpalardık kardeşimizi.o şimdi gitti. benim iki gün sonra gideceğim yerde bekliyor beni sonra da siyah kafalı kız kardeşim gelecek yanımıza. gece oldu. zaman ağır ilerliyor benim için burada uyuduğunuzun farkındayım. o zaman azıcık çekil annecim yastığına yatayım.biliyorum kötü kokuyorum, hep kusuyorum özür dilerim ama seninle olmak istiyorum bana izin verir misin. gün doğuyor şimdi. babamla annem beni doktor amcaya götürüyor çok üzgünler görüyorum. canım çok yanıyor. nefes alamıyorum,kalbim zor atıyor. cennet mi burası? çiçeklerin arasında koşmaya çalışıyorum güzel bir bahçe.hatırlıyorum burayı ilk aşımı olmak için gelmiştim kardeşlerimle keşke yine aynı şey için gelseydim. adım atıyorum ama nafile düşüyorum.yapamıyorum,yerimden kalkamıyorum. serumlar,aşılar bekliyorum. sessizce ölümü bekliyorum. dışardan sesler geliyor annemler kız kardeşlerimi de kurtarmaktan bahsediyor. hepsi masanın etrafındalar ben yokum.içerde son bir hamleyle ayağa kalkmayı başarıp sandalyenin altından uzatarak kafamı onları izliyorum. ne güzeller, keşke yanlarında olabilsem. keşke sağlıklı olabilsem. yanıma geliyorlar,öpüyorlar beni güçlü olmamı söylüyorlar. başaramıyorum. iyi olmak istiyorum ama yapamıyorum. bu mikrop çok güçlü anne, yapamıyorum özür dilerim! mayıs 17 idi doğum tarihim değil mi,bugün ağustos 2 günlerden salı. az önce aradın annecim halimi sormak için,üzgünüm dayanamıyorum. hoşçakal. sana da kızgın değilim,herşey için teşekkür ederim...
'iki erkekte hastalık çıktı'
bu ne mi demekti?
17 mayıs - 17 temmuz tarihlerine ağız dolusu küfür kusmak demekti.tüm umutları yok etmek ve göz önüne kara bir perde indirmekti.o an sefaköyde olabilecek en güzel mutluluk tablosunu gördüm, keşke dedim benim de eski de olsa, çirkin de olsa böyle bahçeli bir evim olabilseydi.dört ebeveyn üç miniğin olduğu kedi bahçeli bu evi daha çok sevdim böyle düşününce.iki bebek oynarken,yavrularımı hayal ettim. ne kadar hastalardı? nerde ve nasıllardı? yürürken mi ağladım, ağlarken mi yürüdüm bilmiyorum. sevinç'i gördüm. ağlama iyi olacaklar diyordu.
ümit geldi, kliniğe sürerken arabayı elif çok korktu.
sonra onu gördüm. annecim diyordu sanki bakışlarıyla 'sen beni kimlere, neden verdin?' çok zayıflamıştı. oturamıyordu,yatamıyordu. ordan oraya hırpalıyordu kendini sanki.kan geliyordu idrarından,kan geliyordu dışkısından. minik patisindeki serum ona hiç yakışmıyordu.'annecim' diyordu.'sen bana bunu nasıl yapabildin?'
kucakladım,ağzını temizledim. gözyaşlarım gözlerine doğru damlarken bana bakmayan göz bebekleri 'geç kaldın' diyordu. ertesi sabah daha bir iyiydi ya da bana öyle gelmişti. kardeşini kaybetmişiz de haberimiz yokmuş. gezdik bakırköy de biraz.kadıköy'e geçtik. akşam dönüşte tekrar beklerken pet shop önünde biri geldi. çağdaş adı. kısa bacaklı minik oğlumu beğendiğinden bahsediyordu,almaya gelmiş bugün annesinde demişler. ped almış ona çişini yapsın diye. onlara gerek yoktu benim oğlum daha bir aylıkken öğrenmişti bunu. annesi yanımızdaydı.yavrumuz bizde değildi,bize de onlarda olduğu söylenmişti. meğer ben bir yavrumu takip ederken diğerini çoktan kaybetmişim... o an bakırköyden nefret ettim. o an bakırköy'de bulunduğuma, oraya gittiğime,o pet shop a ayak bastığıma,anneleri emzirirken bıraktığım bebeklerimin arkamdan bakarak beni geri çağırdığı andan nefret ettim. o an ben hayatımda kocaman bir 'PİŞMANLIĞA' hoşgeldin dedim. yalvardık telefonda bari diğerini evimize alalım biz bakalım. gelin açın şu kapıları yavrumuzu kurtaralım. önce olmaz dediler, geç oldu hem o bizim gözetimimiz altında! neden sonra peki geliyoruz... sonrasımı?
anne hani en çok beni severdin ya. o yüzden şımarıyordum ben hep. hızlıydım ve tüm kardeşlerimden önce ayakkabılarını çalarak yatağın altına kaçıp ısırıyordum onları,şarjını yedim ya telefonunun özür dilerim annecim hepsi için. kimbilir belki öyle yapmasaydım terk etmezdin beni.kollarında uyumama belki izin verirdin biraz daha. şimdi göğsünde yatıyorum evet bunu çok özlemişim ama bu son anlarımız birlikte ne çare? arabadan indik. ben bu evi tanıyorum. annemden ayrılıp dünyaya geldiğim odadayım şimdi. tam da burda tüm kardeşlerimle akşam olsun da annemler gelsin diye beklerdik. babam gürültü yapmamıza kızıyordu belki ama o da oyunlar oynuyordu bizimle. annem 'koşuuunn' diye bağırırdı önden ya ben ya da siyah başlı kız kardeşim koşardık. kısa bacaklı minik hep en sona kalırdı. annemler ona özelmiş gibi davranır yanlarına alırdı. üzülürlerdi bacaklarının kısa olmasına hem haklılardı da çünkü biz kulaklarından çekerdik onun. en güçsüz o olduğundan hep hırpalardık kardeşimizi.o şimdi gitti. benim iki gün sonra gideceğim yerde bekliyor beni sonra da siyah kafalı kız kardeşim gelecek yanımıza. gece oldu. zaman ağır ilerliyor benim için burada uyuduğunuzun farkındayım. o zaman azıcık çekil annecim yastığına yatayım.biliyorum kötü kokuyorum, hep kusuyorum özür dilerim ama seninle olmak istiyorum bana izin verir misin. gün doğuyor şimdi. babamla annem beni doktor amcaya götürüyor çok üzgünler görüyorum. canım çok yanıyor. nefes alamıyorum,kalbim zor atıyor. cennet mi burası? çiçeklerin arasında koşmaya çalışıyorum güzel bir bahçe.hatırlıyorum burayı ilk aşımı olmak için gelmiştim kardeşlerimle keşke yine aynı şey için gelseydim. adım atıyorum ama nafile düşüyorum.yapamıyorum,yerimden kalkamıyorum. serumlar,aşılar bekliyorum. sessizce ölümü bekliyorum. dışardan sesler geliyor annemler kız kardeşlerimi de kurtarmaktan bahsediyor. hepsi masanın etrafındalar ben yokum.içerde son bir hamleyle ayağa kalkmayı başarıp sandalyenin altından uzatarak kafamı onları izliyorum. ne güzeller, keşke yanlarında olabilsem. keşke sağlıklı olabilsem. yanıma geliyorlar,öpüyorlar beni güçlü olmamı söylüyorlar. başaramıyorum. iyi olmak istiyorum ama yapamıyorum. bu mikrop çok güçlü anne, yapamıyorum özür dilerim! mayıs 17 idi doğum tarihim değil mi,bugün ağustos 2 günlerden salı. az önce aradın annecim halimi sormak için,üzgünüm dayanamıyorum. hoşçakal. sana da kızgın değilim,herşey için teşekkür ederim...
Cuma, Temmuz 29, 2011
bir hastalık, bin acı
gözlerim hep ıslak son zamanlarda. sürekli bir ayrılık,sürekli bir çaresizlik,naçarlık,elden birşey gelmeme halleri. çok sıkıldım bencillikten,densizlikten,parazitlikten;yoruldumm!!!
öncelikle anne olmadan anneanne olmama vesile olan dünya güzeli yavruma çok teşekkür ederim. evet bu satırları okuyamaz o ama içimden geçen her bir dileği anlar çok iyi bilirim.
mayıs 17 de geldi bebeklerimiz dünyaya. koşa koşa işten geldiğim bir mayıs akşamüstü öyle bir şenlendirdilerki evimizi minik bedenleriyle saatlerce bakakaldım bu mucizeye. üçü doğmuş ama biri beklemişti sanki beni,o da yerinden ayrıldı usulca sonra. tam 62 gün birlikte yorucu bir maraton yaşadık. yorulduk,oyunlar oynadık,uyuduk birlikte...ayakkabılarımız yatak altına mı kaçmadı,hamağımız mı payçalanmadı,anneyle yemek kavgası mı yaşanmadı. hayatımın en güzel, en anlamlı günleriydi onlar.
sonra hayat gerçekleri yüzümüze vurdu ve buna bir son vermemizi istedi yavaş yavaş. evimizde 5 köpeğe yer olmadığı gibi, sadece işten kalan vakitleri onlara ayırmakta yetmiyordu. hem hepsinin maması,aşısı derken paramızda yetmiyordu... her güzel şeyin bir sonu vardı ve bizim mucizemizde sonlanmalıydı.
derken güzellerimize sıcak yuvalar aradık. çok başarılı olamadık. insanları anlamak güçtü, zira ne istediklerini de öyle. son çare güvenebileceğimiz ve pet shop' a zorda olsa emanet ettik.
ilk üç gün yas vardı evimizde, kalan üçlü hep ağlamaklıydı. buna da alıştık,kabullendik. her özlediğimizde iç çektik.
ama bugün ansızın gelen telefonla onların iyi olduğunu hayal edip avunma hallerimde sona erdi. yavrularımdan ikisi hastaydı hem de ölümcüldü ölebilirdi!
koştuk, kapanmak üzere olan kliniğin kapısından içeriye nasıl girdiğimi hatırlamıyorum. o minicik bedene takılan bir serum, ağzında salyalar sürekli kusuyordu bebeğim. ishaldi sonra sapsarıydı gövdesi;kirlenmişti. kucakladım öptüm onu doyasıya. yakışıklı oğlumdu o benim,en kurnazıydı kardeşlerinin babasının tabiriyle. ağzını sildim önce, ayaklarını temizledik. kafesindeki gazeteleri değiştirdik. şimdi orda bensiz, biz burda sabahın olmasını beklerken o ne yapıyor acaba? çok özledim güzel yavrumu... Allah kimseyi kimseden böyle ayırmasın,Allah kimseyi çaresiz bırakmasın.
Salı, Temmuz 05, 2011
tahsilat
bugün ne mi yaptım; borç tahsilatı için müşteri aradım.
ne mi çaldı, çaldır dinlette
buyrun sizi burdan alalım
http://www.calarkendinlet.turkcell.com.tr/webui/index#/search/çaldır babo
ne mi çaldı, çaldır dinlette
buyrun sizi burdan alalım
http://www.calarkendinlet.turkcell.com.tr/webui/index#/search/çaldır babo
Çarşamba, Mayıs 04, 2011
Sabır sabır yaaaa...
öğlen saatleri,nöbet çizelgesinde tüm yönler şahsımı göstermekte.'nee' bu öğlen ben miyim yoksa tek dişi kalmış canavar! vuhuuuu. ne kadar da mutluyum Allah'ım!
numaratöre bir tık.
dın dııınnn...
-nerdeee nerrrdeee sıram nerde
-yan tarafta.
-siz misiniz? orası mı? nerde nerde numaram nerrdeee?
-evet benim buyrun?
-bıdıbıdıbıdıbıdı
bu sırada bir farklı muhabbet dönüyor;
-bu numare nerde yanoorrr
-yan tarafta!
-nerde nerde nerde yanooorrr?(deli danalar gibi dolaşan adam tutuştu alev alacak)
-sıranızı şimdi aldınız, daha yanmadı,bekler misiniz? (dahil olan ben)
-ee yak o zaman?
-ama farkındaysanız önümde bir başkası var ve ben kalkın gidin diyemem sizin numaranız yansın diye değil mi, hem numaranızı şimdi aldınız...
-ee bu kız napıoooo
-o stajyer lise öğrencisi
-ee o zaman sen yak!!!
ibrahiimmm beeeyyyyyy numaratörün altına
1 numaranızı alınız
2 bekleyiniz
3 numarınızı takip ediniz
4 sıra size gelince temsilci yanına geçiniz
yazabilir miyiz?
numaratöre bir tık.
dın dııınnn...
-nerdeee nerrrdeee sıram nerde
-yan tarafta.
-siz misiniz? orası mı? nerde nerde numaram nerrdeee?
-evet benim buyrun?
-bıdıbıdıbıdıbıdı
bu sırada bir farklı muhabbet dönüyor;
-bu numare nerde yanoorrr
-yan tarafta!
-nerde nerde nerde yanooorrr?(deli danalar gibi dolaşan adam tutuştu alev alacak)
-sıranızı şimdi aldınız, daha yanmadı,bekler misiniz? (dahil olan ben)
-ee yak o zaman?
-ama farkındaysanız önümde bir başkası var ve ben kalkın gidin diyemem sizin numaranız yansın diye değil mi, hem numaranızı şimdi aldınız...
-ee bu kız napıoooo
-o stajyer lise öğrencisi
-ee o zaman sen yak!!!
ibrahiimmm beeeyyyyyy numaratörün altına
1 numaranızı alınız
2 bekleyiniz
3 numarınızı takip ediniz
4 sıra size gelince temsilci yanına geçiniz
yazabilir miyiz?
Çarşamba, Şubat 23, 2011
what can i do sometimes?
Ben bir telekomünikasyon firmasında çalışıyorum evet.
Anlatamadığım,anlaşılamadığım bir iletişimsizlik halinde geçinip gidiyoruz orta halli işte.
Bazen sıra almasını istediğin kişi
- Koyun olmam ben! diyebiliyor.
Bazense buraya ne yazayım dediğinde nakil yapmak istediğiniz numarayı cevabı sonrasında yazıyla o boşluğa
-Nakil yapmak istediğim numara! yazabiliyor.
Bazen dialog aynen şu olabiliyor.
- Tamam mı işim.
-Evet
- Bitti mi şimdi
-Evet.
-Birşey yapmama gerek yok di mi?
-Evet.
-Peki gidebilir miyim!
Ama bugün yaptığım telefon görüşmesi akıllara ziyandı.
Olay bir kişinin kimliği belirsiz sebeplerle siteye yazdığı şikayet sonucu kendisine geri dönüşüm neticesinde vuku buldu,bulmaz olaydı.
-Merhabalar......'dan arıyorum bir şikayetiniz mevcut kayıtlarımızda.
-Merhaba evet.
-Nasıl yardımcı olabilirim size.
-Öncelikle şikayetimin son iki cümlesini bana oku.
-Peki'Beni avukatınız aramasın'(özetle)
-Avukat mısınız?
-Hayır.
-Emin misin?
-Evet.
-Haksız kazanç elde ediyorsunuz?
-Neye istinaden bu karara vardınız?
-Faturam neden fazla?
-13,92 TL sabit ücret.
-(çığlık çığlığa) Ben senin kaç senelik müşterinim ne ücreti?
-Paketiniz,içinde bulunduğunuz paketin ücreti bu şekilde.
-Bana paket deme.
-Peki bu ücretin açılımını şöyle anlatayım.
-Hani avukat değildin?
-Avukat değilim sadece sorunuzu yanıtlamaya çalışıyorum.
-Bana avukatlık yapma çabuk bana cevap ver.
-Peki paketiniz...
-Bana paket deme tahrik oluyorum.
-Peki sabit ücretiniz.
-Bak şimdi terbiyesiz cümleler kurarım.
-İsterseniz bu konuda.
-Bana edebiyat parçalama.
-Ama konuşamıyorum nasıl edebiyat yapayım?
-Konuşma bana,benimle başkası konuşsun tahrik oluyorum küfür ederim.
-Peki hattınızdan .... numaralı bilinmeyen numaralar servisine arama yapmışsınız.
-EEEEEEEEEEEE
-4,54 TL ücreti var.
-Yani?
-Fatura ücretinizde bu kalem yer alıyor. Ayrıca?
-Yok sen avukatsın!
Diye devam etti gitti.
Toplumumuzda şizofren insan sayısı her ne kadar tespit edilemese de gün geçtikçe artmakta ve bu oranın bölge nüfusuna düşen sayısının her gün tarafımı ziyaret ettiğine bende gün geçtikçe daha da inanmaktayım.
Zira özellikle gizli dönemdeki bulguların ilk maddesi aynen şöyle der
-Dağılma öncesinde birtakım takıntılar ortaya çıkmaktadır.Araştırmalar ortaya koymuşturki hastalık öncesinde kişiler bazı konularda mantıksız bir şekilde aşırı uğraşmaya başlamaktadır. Hastalar herşeyi abartılı yaşamaya başlamaktadır.
Bu durumda anladık it happens sometimes ama yine de sorarım WHAT CAN I DO SOMETIMES?
Anlatamadığım,anlaşılamadığım bir iletişimsizlik halinde geçinip gidiyoruz orta halli işte.
Bazen sıra almasını istediğin kişi
- Koyun olmam ben! diyebiliyor.
Bazense buraya ne yazayım dediğinde nakil yapmak istediğiniz numarayı cevabı sonrasında yazıyla o boşluğa
-Nakil yapmak istediğim numara! yazabiliyor.
Bazen dialog aynen şu olabiliyor.
- Tamam mı işim.
-Evet
- Bitti mi şimdi
-Evet.
-Birşey yapmama gerek yok di mi?
-Evet.
-Peki gidebilir miyim!
Ama bugün yaptığım telefon görüşmesi akıllara ziyandı.
Olay bir kişinin kimliği belirsiz sebeplerle siteye yazdığı şikayet sonucu kendisine geri dönüşüm neticesinde vuku buldu,bulmaz olaydı.
-Merhabalar......'dan arıyorum bir şikayetiniz mevcut kayıtlarımızda.
-Merhaba evet.
-Nasıl yardımcı olabilirim size.
-Öncelikle şikayetimin son iki cümlesini bana oku.
-Peki'Beni avukatınız aramasın'(özetle)
-Avukat mısınız?
-Hayır.
-Emin misin?
-Evet.
-Haksız kazanç elde ediyorsunuz?
-Neye istinaden bu karara vardınız?
-Faturam neden fazla?
-13,92 TL sabit ücret.
-(çığlık çığlığa) Ben senin kaç senelik müşterinim ne ücreti?
-Paketiniz,içinde bulunduğunuz paketin ücreti bu şekilde.
-Bana paket deme.
-Peki bu ücretin açılımını şöyle anlatayım.
-Hani avukat değildin?
-Avukat değilim sadece sorunuzu yanıtlamaya çalışıyorum.
-Bana avukatlık yapma çabuk bana cevap ver.
-Peki paketiniz...
-Bana paket deme tahrik oluyorum.
-Peki sabit ücretiniz.
-Bak şimdi terbiyesiz cümleler kurarım.
-İsterseniz bu konuda.
-Bana edebiyat parçalama.
-Ama konuşamıyorum nasıl edebiyat yapayım?
-Konuşma bana,benimle başkası konuşsun tahrik oluyorum küfür ederim.
-Peki hattınızdan .... numaralı bilinmeyen numaralar servisine arama yapmışsınız.
-EEEEEEEEEEEE
-4,54 TL ücreti var.
-Yani?
-Fatura ücretinizde bu kalem yer alıyor. Ayrıca?
-Yok sen avukatsın!
Diye devam etti gitti.
Toplumumuzda şizofren insan sayısı her ne kadar tespit edilemese de gün geçtikçe artmakta ve bu oranın bölge nüfusuna düşen sayısının her gün tarafımı ziyaret ettiğine bende gün geçtikçe daha da inanmaktayım.
Zira özellikle gizli dönemdeki bulguların ilk maddesi aynen şöyle der
-Dağılma öncesinde birtakım takıntılar ortaya çıkmaktadır.Araştırmalar ortaya koymuşturki hastalık öncesinde kişiler bazı konularda mantıksız bir şekilde aşırı uğraşmaya başlamaktadır. Hastalar herşeyi abartılı yaşamaya başlamaktadır.
Bu durumda anladık it happens sometimes ama yine de sorarım WHAT CAN I DO SOMETIMES?
Pazartesi, Şubat 21, 2011
Medikal Park Bahçelievler'e mektup...
Özel bir hastanenin tarafımdan fazla tahsil ettiği 30 TL'yi iade alma serüvenim!
Sayın yetkili,
Daha önce tarafınıza ulaştırmış olduğum şikayetim neticesinde Halkla İlişkiler Birimi'niz tarafıma geri dönüş sağlayarak ücret iademi gerçekleştireceğinizi ve söz konusu ücreti ödeme yaptığım vezneden alabileceğimi belirtmiştir. Söz konusu ücreti tahsil etmeye hastanenize geldiğimde daha önce de tarafıma yardımı reddeden Pınar Pamukçu isimli çalışanınız ücret iademin olduğunu duyunca ısrarla bunun mümkün olamayacağını bildirdi. Kendisine Halkla İlişkiler Birimi'nden telefon aldığımı söylemiş olmama rağmen farklı birimleri arayarak 'Telekom müşterisi ve fark ödeyecek bu olmalı ücret iadesi söz konusu olmamalı' gibi konuşmalar gerçekleştirmiştir. Konuşmaları gözümün önünde yapan ilgili şahıs ardından şahsımdan bahsederken 'BU' diye bir sıfat kullanmıştır. İşin içinden çıkamayacağını anladığında yanına gelen takım elbiseli sorumlusuna ( Hakan Bey olmalı sanırım ismi) ne yapması gerektiğini sormuştur. Bana herhangi bir soru yöneltmeyen sözde takım lideri madem ödemeyeceğini düşünüyor gitsin firmasından ücretini talep etsin yorumunu yine gözümün önünde sunmayı ihmal etmemiştir. Sinirlerimi alt üst eden bu iki şahısın çözüm üretemeyeceğini anladığımda en alt kata indim Halkla İlişkiler Odası kapalı olduğundan danışmadaki görevliye kendilerini aramasını rica ettim. Aklın yolu bir mantığıyla danışmadaki görevli Halkla İlişkileri arayıp alacağım olduğunu doğruladı ve beni tekrar aynı vezneye yönlendirdi. Bu kez Pınar Hanım bana bu işin ne kadar süreceğinden haberdar olup olmadığımı küçümser bir tavırla belirtti ve bir iki yeri daha aramaya devam etti aradığı tüm kişilere durumu anlatırken' ücret alacakmış ki almamalı ' ifadesini kullandı. Sabrımı daha fazla zorlayamayarak kendisinden yorum beklemediğimi şikayetimin zaten sonuçlandığını yorumsuz bir şekilde çözüm üretmesi gerektiğini belirttim. Bana ellerini uzatarak 'Susun lütfen' diyen çalışanınız tarafıma yapmış olduğu çıkışların en düzeysiz noktasına ulaştı. Ne zaman gişeye gitsem önünde yer alan diş muayenhanesinde bacak bacak üstüne atarak beylik sohbetler eden çalışanınızın tarafıma 5 kez anlatmış olmama rağmen anlamaması sebebiyle yorumlarnı eksik etmesini rica ettiğim an'SUSMAM' gerekliliği yönünde emir getirmiştir.
İlgili kişinin tarafımdan özür dilemesini ve personellerinize çeki düzen konusunda gerekenlerin yapılmasını sadece kendim adına değil sorunlarını buraya dahi taşımayı bilmeyen ancak bu haklarından yoksun oldukları anlamına gelmeyen tüm vatandaşlar adına rica ederim.
İlgili günde 5 dk içinde alabileceğim 30 TL ücret için yarım günümü harcadım ve öğle yemeğime geç kaldığım için 15 TL ücret ödemek durumunda kaldığımı da ayrıca belirtmek isterim.
Saygılarımla.
Sayın yetkili,
Daha önce tarafınıza ulaştırmış olduğum şikayetim neticesinde Halkla İlişkiler Birimi'niz tarafıma geri dönüş sağlayarak ücret iademi gerçekleştireceğinizi ve söz konusu ücreti ödeme yaptığım vezneden alabileceğimi belirtmiştir. Söz konusu ücreti tahsil etmeye hastanenize geldiğimde daha önce de tarafıma yardımı reddeden Pınar Pamukçu isimli çalışanınız ücret iademin olduğunu duyunca ısrarla bunun mümkün olamayacağını bildirdi. Kendisine Halkla İlişkiler Birimi'nden telefon aldığımı söylemiş olmama rağmen farklı birimleri arayarak 'Telekom müşterisi ve fark ödeyecek bu olmalı ücret iadesi söz konusu olmamalı' gibi konuşmalar gerçekleştirmiştir. Konuşmaları gözümün önünde yapan ilgili şahıs ardından şahsımdan bahsederken 'BU' diye bir sıfat kullanmıştır. İşin içinden çıkamayacağını anladığında yanına gelen takım elbiseli sorumlusuna ( Hakan Bey olmalı sanırım ismi) ne yapması gerektiğini sormuştur. Bana herhangi bir soru yöneltmeyen sözde takım lideri madem ödemeyeceğini düşünüyor gitsin firmasından ücretini talep etsin yorumunu yine gözümün önünde sunmayı ihmal etmemiştir. Sinirlerimi alt üst eden bu iki şahısın çözüm üretemeyeceğini anladığımda en alt kata indim Halkla İlişkiler Odası kapalı olduğundan danışmadaki görevliye kendilerini aramasını rica ettim. Aklın yolu bir mantığıyla danışmadaki görevli Halkla İlişkileri arayıp alacağım olduğunu doğruladı ve beni tekrar aynı vezneye yönlendirdi. Bu kez Pınar Hanım bana bu işin ne kadar süreceğinden haberdar olup olmadığımı küçümser bir tavırla belirtti ve bir iki yeri daha aramaya devam etti aradığı tüm kişilere durumu anlatırken' ücret alacakmış ki almamalı ' ifadesini kullandı. Sabrımı daha fazla zorlayamayarak kendisinden yorum beklemediğimi şikayetimin zaten sonuçlandığını yorumsuz bir şekilde çözüm üretmesi gerektiğini belirttim. Bana ellerini uzatarak 'Susun lütfen' diyen çalışanınız tarafıma yapmış olduğu çıkışların en düzeysiz noktasına ulaştı. Ne zaman gişeye gitsem önünde yer alan diş muayenhanesinde bacak bacak üstüne atarak beylik sohbetler eden çalışanınızın tarafıma 5 kez anlatmış olmama rağmen anlamaması sebebiyle yorumlarnı eksik etmesini rica ettiğim an'SUSMAM' gerekliliği yönünde emir getirmiştir.
İlgili kişinin tarafımdan özür dilemesini ve personellerinize çeki düzen konusunda gerekenlerin yapılmasını sadece kendim adına değil sorunlarını buraya dahi taşımayı bilmeyen ancak bu haklarından yoksun oldukları anlamına gelmeyen tüm vatandaşlar adına rica ederim.
İlgili günde 5 dk içinde alabileceğim 30 TL ücret için yarım günümü harcadım ve öğle yemeğime geç kaldığım için 15 TL ücret ödemek durumunda kaldığımı da ayrıca belirtmek isterim.
Saygılarımla.
Pazar, Şubat 20, 2011
sevmiyorum işte var mı diyeceğin...
00:28 saat. bir pazar gününe daha girdik kızımla. yanımda mum ışığında horul horul uyuyor kendisi battaniyesine sarılarak. ayağa kalktığımda kazara o da kalkıyor ve sonra koltuğa oturmamla yeniden uyumaya başlıyor. bugün ayakları kirlenmiş diye yıkamıştım ıslak patileriyle kapının önünde beş altı adımlık izler bırakmış minin minik gördükçe mutlu oluyorum:)
iyiki o var. insanı evine bağlayan,geri dönmesi için sebep olan.iyiki o var ne yaparsan yap ya da ne yapmazsan yapma seni herşeye rağmen tüm kalbiyle seven. oysa ne kadar nankör tipleme var çevremde. ne verirsen daha fazlasını isteyen ve kendini dünyanın merkezine koyarak at gözlüklerini giyinen. ama en tahammül edemediğim aptal rolüne bürünenler. safa yatıp seni sonuna kadar sömürenlere nasıl tahammül edebilirsinki! seni cin ilan edip kendi adam çarpan ama bi şekilde yine suçlu olduğuna inandıran.
sabırla beklemekten başka elden birşey gelmez şu süreçte tek dileğim şu ki Allah kimseyi sevgisiz ve yalnız bırakmasın. son zamanlarda toplumda ki en büyük ve çözülmez problem bu gibi geliyor.insanlar bencilleşiyor,insanlar yalnızlaşıyor ve her yalnız ayrı bir hiddetle saldırıyor etrafına. içinde bulamadığı huzurun hesabını senden sorar oluyor hoyratça. ve sen buna seyirci kalmak durumunda kalınca başlıyor asıl büyük sınav. bakalım şimdi sırada ne var?
iyiki o var. insanı evine bağlayan,geri dönmesi için sebep olan.iyiki o var ne yaparsan yap ya da ne yapmazsan yapma seni herşeye rağmen tüm kalbiyle seven. oysa ne kadar nankör tipleme var çevremde. ne verirsen daha fazlasını isteyen ve kendini dünyanın merkezine koyarak at gözlüklerini giyinen. ama en tahammül edemediğim aptal rolüne bürünenler. safa yatıp seni sonuna kadar sömürenlere nasıl tahammül edebilirsinki! seni cin ilan edip kendi adam çarpan ama bi şekilde yine suçlu olduğuna inandıran.
sabırla beklemekten başka elden birşey gelmez şu süreçte tek dileğim şu ki Allah kimseyi sevgisiz ve yalnız bırakmasın. son zamanlarda toplumda ki en büyük ve çözülmez problem bu gibi geliyor.insanlar bencilleşiyor,insanlar yalnızlaşıyor ve her yalnız ayrı bir hiddetle saldırıyor etrafına. içinde bulamadığı huzurun hesabını senden sorar oluyor hoyratça. ve sen buna seyirci kalmak durumunda kalınca başlıyor asıl büyük sınav. bakalım şimdi sırada ne var?
Çarşamba, Şubat 09, 2011
neden?
hiç edinmediğimiz huzuru alarak yanımıza masmavi gökyüzünün altında uzansak ya toprağa.evet kum değil toprak olsa altımızda. sabredemeklerim,sabredemediklerin kavgasından kurtulup biz olduğumuz ve yine birlikte olduğumuz için,yanyana olduğumuz için gülümseyerek hayata;hiçbir zaman kaygısına yer vermeksizin yanımızda göz göze geldiğimizde kızarsa o beyazlıklar. zaman kayıp gittikçe avuçlarımdan,tanıdıkça her yeni kimliği neden diyorum hep neden, bu kadar ilgisizler yerine bir sen olmadın,olamadın neden?
Pazar, Ocak 16, 2011
keyifli bir gün(!)
açmak istemiyorum perdelerimi, gün ışığını vurdukça daha da özlüyorum seni.
karanlık olsa ya hep dün akşamki gibi. gitse gelmese elektrik,uyusam mum ışığında düşlesem seni.
özledim sarıldıkça öptüğüm ellerini.yine de keyifli bir gün olmalı,yaşıyorum diyebilmek için.
bekleyebilmek için...
Salı, Ocak 11, 2011
bir garip seans daha
11 01 11 tarih işte böyleydi bugün
farklı birşey olmadı.
gereksiz sinirlendim,anlamlı düşüncelere kapıldım.
belki onlar da anlamsızdı kimbilir.
oda değil sadece ev yine dağınık.
spor eşyalarımı bile çanta ile bekletmekteyim,yarın ne giyeceğimi bilmiyorum.
saçım da berbat. canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
annem bana nasıl katlanıyor bilmiyorum
ne zormuş insanın iki kişilik bir
hayata alıştıktan sonra yalnız kalması.
ne garip oluyormuş insan. amaçsız ve yalnız.
en sevdiğim şey yalnızlıkken şimdi neden böyle oldu kestiremiyorum.
kimseyi ne aramak ne de kimse tarafından aranmak istiyorum.
kimseye anlatmak istemiyorum bizi,soranlara iyi diye geçiştirmeyi tercih ediyorum.
iyi niyetle soranların sayısı bir elin 5 parmağını geçmez çünkü biliyorum.
biliyor musun kimseyi sevmiyorum?
seviyorum dediklerime de yalan söylüyorum.
biliyor musun özlüyorum?
ölüyorum...
farklı birşey olmadı.
gereksiz sinirlendim,anlamlı düşüncelere kapıldım.
belki onlar da anlamsızdı kimbilir.
oda değil sadece ev yine dağınık.
spor eşyalarımı bile çanta ile bekletmekteyim,yarın ne giyeceğimi bilmiyorum.
saçım da berbat. canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
annem bana nasıl katlanıyor bilmiyorum
ne zormuş insanın iki kişilik bir
hayata alıştıktan sonra yalnız kalması.
ne garip oluyormuş insan. amaçsız ve yalnız.
en sevdiğim şey yalnızlıkken şimdi neden böyle oldu kestiremiyorum.
kimseyi ne aramak ne de kimse tarafından aranmak istiyorum.
kimseye anlatmak istemiyorum bizi,soranlara iyi diye geçiştirmeyi tercih ediyorum.
iyi niyetle soranların sayısı bir elin 5 parmağını geçmez çünkü biliyorum.
biliyor musun kimseyi sevmiyorum?
seviyorum dediklerime de yalan söylüyorum.
biliyor musun özlüyorum?
ölüyorum...
betimleme
hayat beni neden yorarsın,
o şimdi asker,
yarım elma
Perşembe, Ocak 06, 2011
Üç Hikaye - Üç Ders
Bu sabah aldığım mail dün yaşadığım sinir krizine daha soğuk kanlı yaklaşmamı öğütlüyor sanırım;
Hükümdar bunun üzerine şu cevabı yollamış:
“Kulağından gireni ağzından çıkaran insan makbul değildir.
Bir kulağından giren öbür kulağından çıkıyorsa, yine makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
Bu değerli hediye için teşekkür ederim.” Demiş.
------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --
Küçük Şeyler,
İkiz kulelere saldırı sonrasında , binadaki firmalardan birinde hayatta kalanlarla yapılan sabah toplantısında, o toplantıya katılanlar, 11 Eylül sabahı İŞE NİÇİN GEÇ KALDIKLARINI anlatmışlar.
O sabah,
-Bir firma müdürü o gün oğlu ana okuluna başladığı için İŞE GEÇ KALMIŞ...
-Birinin o gün ofiste kahvaltıda yenecek olan poğaçaları alma sırasıymış.
-Bayan elemanlardan birinin çalar saati o sabah çalmamış.
-Birisi kaza yüzünden trafiğe takılmış, geç kalmış.
-Biri otobüsü kaçırmış.
-Birinin kıyafeti lekelenmiş, üstünü değiştirmek vakit almış, geç kalmış.
-Birinin arabası çalışmamış.
-Biri telefonu cevaplamak için geri dönmüş, servisi kaçırmış.
-Biri huysuzluk yapan çocuğunu giydirirken geç kalmış.
-Biri taksi bulamamış, geç kalmış........ .
Ama en etkileyici olanı, birisi, o gün yeni aldığı ayakkabıları giymiş, ayakkabılar ayağına vurmuş ve bir eczaneye uğramış, YARA BANTI ALMAK için......... ....Bu gün hayatta kalma sebebi olan YARA BANTINI almak için.........”
Şu anda, trafikte sıkıştığınızda, asansörü kaçırdığınızda, tam çıkarken çalan bir telefona cevap vermeniz gerektiğinde, yani sizi rahatsız eden KÜÇÜK ŞEYLER olduğunda Allah’ın sizin o an orada olmanızı istediğini düşünün.
Bir dahaki sefere sabahınız tersliklerle başladığında, çocuklarınız giyinmek istemediğinde, arabanın anahtarını bulamadığınızda, bütün trafik ışıklarına takıldığınızda HUZURSUZ olmayın, SİNİRLENMEYİN.
Allah’ın o an sizi gözetlediğini ve koruduğunu düşünün.
Bu küçük terslikler, belki de Allah ‘ın bizi o anda koruduğu için yaşanıyordur ve biz , umarım, küçük sıkıntılı anlarda bunun olası nedenlerini hatırlarız.
YAŞAMIN FISILTISINI DİNLE...
Zengin bir adam mersedes arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu. Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü.
Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi.
Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutarak sarsmaya ve “Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin” diyerek bağırmaya başladı.
Üzgün ve suçlu tavır içindeki çocuk “Amca lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş attım” dedi.
Ve, gözyaşları içinde, kenarda devrilmiş duran bir tekerlekli özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek “Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken, kayıp devrildi. Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardım edermisiniz” dedi..
Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi.
Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı.
Arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki DERİN İZİ gördü.
Ve zengin adam, bu derin taş izini hiçbir zaman tamir ettirmedi.
Arabadaki bu taş izini şu mesajı hiç unutmamak için sakladı:
Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için TAŞ ATMAYA mecbur kalacağı kadar HIZLI geçme.
Tanrı, ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur.
O sesi dinlemek için vaktimiz olmadığında ise, bize TAŞ FIRLATMAK zorunda kalır.
İster fısıltıyı dinle, ister taşı bekle...
Seçim senin...
Yaşamın içinden son hızla geçerken, bir an durup, kendi hayatımızda da bize bazı şeyleri hatırlatmak için atılan TAŞLAR olup olmadığını bir düşünelim...
------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --
Üç Altın Heykel,
Bir zamanlar, iki komşu ülkenin hükümdarı, birbirlerini sürekli imtihan eder, zeka gösterilerinde bulunurlarmış.
Bir gün bu hükümdarlardan birisi, diğer hükümdara yeni bir zeka gösterisinde bulunmak istemiş ve çağırdığı heykeltraşa birbirinin tamamen aynı olan, altından üç tane adam heykeli yaptırmış.
Görünüşte tamamen aynı olan bu üç heykelin arasındaki farkı ise yalnız ikisi biliyorlarmış.
Heykeli yaptıran hükümdar bunu diğer ülkenin hükümdarına hediye olarak yollamış ve şöyle yazmış:
“Bu üç heykel birbirinin tamamen aynısıdır ama, bir tanesi ötekilerden daha değerlidir. Onu bulursan bana haber ver” demiş.
Hediyeyi alan hükümdar, önce heykelleri tarttırmış, gramına kadar aynı olduğunu görmüş. Ülkede bulunan bütün bilginler gelip bakmışlar ama arada hiçbir fark görememişler.
Sonra, zindanda bulunan fakat çevrede zekası ile tanınan bir mahkum bu bilmeceyi çözmeye talip olmuş.
Mahkum önce heykelleri çok iyi incelemiş, sonra çok ince bir tel istemiş.
Teli birinci heykelin kulağından sokmuş, tel ağzından çıkmış,
Aynı şey ikinci heykel içinde olmuş, onun da kulağından giren tel diğer kulağından çıkmış.
Üçüncü heykelde ile tel kulaktan girmiş ama hiçbir yerden çıkmamış. Bu kulaktan giren tel, heykelin içinde kalbe kadar gitmiş ve orada kalmış.
Zengin bir adam mersedes arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu. Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü.
Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi.
Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutarak sarsmaya ve “Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin” diyerek bağırmaya başladı.
Üzgün ve suçlu tavır içindeki çocuk “Amca lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş attım” dedi.
Ve, gözyaşları içinde, kenarda devrilmiş duran bir tekerlekli özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek “Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken, kayıp devrildi. Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardım edermisiniz” dedi..
Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi.
Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı.
Arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki DERİN İZİ gördü.
Ve zengin adam, bu derin taş izini hiçbir zaman tamir ettirmedi.
Arabadaki bu taş izini şu mesajı hiç unutmamak için sakladı:
Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için TAŞ ATMAYA mecbur kalacağı kadar HIZLI geçme.
Tanrı, ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur.
O sesi dinlemek için vaktimiz olmadığında ise, bize TAŞ FIRLATMAK zorunda kalır.
İster fısıltıyı dinle, ister taşı bekle...
Seçim senin...
Yaşamın içinden son hızla geçerken, bir an durup, kendi hayatımızda da bize bazı şeyleri hatırlatmak için atılan TAŞLAR olup olmadığını bir düşünelim...
------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --
Üç Altın Heykel,
Bir zamanlar, iki komşu ülkenin hükümdarı, birbirlerini sürekli imtihan eder, zeka gösterilerinde bulunurlarmış.
Bir gün bu hükümdarlardan birisi, diğer hükümdara yeni bir zeka gösterisinde bulunmak istemiş ve çağırdığı heykeltraşa birbirinin tamamen aynı olan, altından üç tane adam heykeli yaptırmış.
Görünüşte tamamen aynı olan bu üç heykelin arasındaki farkı ise yalnız ikisi biliyorlarmış.
Heykeli yaptıran hükümdar bunu diğer ülkenin hükümdarına hediye olarak yollamış ve şöyle yazmış:
“Bu üç heykel birbirinin tamamen aynısıdır ama, bir tanesi ötekilerden daha değerlidir. Onu bulursan bana haber ver” demiş.
Hediyeyi alan hükümdar, önce heykelleri tarttırmış, gramına kadar aynı olduğunu görmüş. Ülkede bulunan bütün bilginler gelip bakmışlar ama arada hiçbir fark görememişler.
Sonra, zindanda bulunan fakat çevrede zekası ile tanınan bir mahkum bu bilmeceyi çözmeye talip olmuş.
Mahkum önce heykelleri çok iyi incelemiş, sonra çok ince bir tel istemiş.
Teli birinci heykelin kulağından sokmuş, tel ağzından çıkmış,
Aynı şey ikinci heykel içinde olmuş, onun da kulağından giren tel diğer kulağından çıkmış.
Üçüncü heykelde ile tel kulaktan girmiş ama hiçbir yerden çıkmamış. Bu kulaktan giren tel, heykelin içinde kalbe kadar gitmiş ve orada kalmış.
“Kulağından gireni ağzından çıkaran insan makbul değildir.
Bir kulağından giren öbür kulağından çıkıyorsa, yine makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
Bu değerli hediye için teşekkür ederim.” Demiş.
------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --------- --
İkiz kulelere saldırı sonrasında , binadaki firmalardan birinde hayatta kalanlarla yapılan sabah toplantısında, o toplantıya katılanlar, 11 Eylül sabahı İŞE NİÇİN GEÇ KALDIKLARINI anlatmışlar.
O sabah,
-Bir firma müdürü o gün oğlu ana okuluna başladığı için İŞE GEÇ KALMIŞ...
-Birinin o gün ofiste kahvaltıda yenecek olan poğaçaları alma sırasıymış.
-Bayan elemanlardan birinin çalar saati o sabah çalmamış.
-Birisi kaza yüzünden trafiğe takılmış, geç kalmış.
-Biri otobüsü kaçırmış.
-Birinin kıyafeti lekelenmiş, üstünü değiştirmek vakit almış, geç kalmış.
-Birinin arabası çalışmamış.
-Biri telefonu cevaplamak için geri dönmüş, servisi kaçırmış.
-Biri huysuzluk yapan çocuğunu giydirirken geç kalmış.
-Biri taksi bulamamış, geç kalmış........ .
Ama en etkileyici olanı, birisi, o gün yeni aldığı ayakkabıları giymiş, ayakkabılar ayağına vurmuş ve bir eczaneye uğramış, YARA BANTI ALMAK için......... ....Bu gün hayatta kalma sebebi olan YARA BANTINI almak için.........”
Şu anda, trafikte sıkıştığınızda, asansörü kaçırdığınızda, tam çıkarken çalan bir telefona cevap vermeniz gerektiğinde, yani sizi rahatsız eden KÜÇÜK ŞEYLER olduğunda Allah’ın sizin o an orada olmanızı istediğini düşünün.
Bir dahaki sefere sabahınız tersliklerle başladığında, çocuklarınız giyinmek istemediğinde, arabanın anahtarını bulamadığınızda, bütün trafik ışıklarına takıldığınızda HUZURSUZ olmayın, SİNİRLENMEYİN.
Allah’ın o an sizi gözetlediğini ve koruduğunu düşünün.
Bu küçük terslikler, belki de Allah ‘ın bizi o anda koruduğu için yaşanıyordur ve biz , umarım, küçük sıkıntılı anlarda bunun olası nedenlerini hatırlarız.
betimleme
ah canım vah canım,
hikaye,
kabuk tuttu yaralar
Çarşamba, Ocak 05, 2011
I'm not a racist, I hate everyone equally!
ne zor şeymiş birine muhtaç kalmak!
muhtaçlıkta değil aslında bir rica idi sadece çoğundan istediğim, yine de adı ne olursa olsun ne zor şeymiş valla.

Rabbim sana şükürler olsun başımı sokacak bir evim var.
Ve yine kötü günümde sarılacağım bir eşim var.
Ağzı var dili yok bir bebeğim var.
Rabbim sana şükürler olsun elim ayağım var.
Karnımı doyuracak yemeğim var.
Ve yine sana şükürler olsun kocaman bir kalbim var!
Ümit'in askere gitmesiyle ben bir kez daha anladımki bu hayatta insanoğlu yalnız,yapayalnız.
Aile,anne,baba,eş bilmem ne bunlar bir dönem seninle. Peki ya onlar da olmadı?
İşte o zamana çok iyi hazırlanmalı. 'Dost' kelimesi anca bir taraflarımla güleceğim bir kelime şu sıralar.
Bundan sonra hayatıma hiç sokmayacağım aynı zamanda.
İnsan biraz,yaa az biraz yardımcı olmaz mı başka bir varlığa.
Bu nasıl bir iştir kardeşim.
Lan ben ne mal mışım!
Bundan böyle facebook dostu takılanlarında ben teee...
Hepsini engelledim.
Kimseyi istemiyorum.
Tez zamanda buradan da kaçıp gidicem.
Ne de haklıymışım meğer sızlanmalarım da.
Ne ekersen onu mu biçersin?
Hani ektiklerim.
Kimseye mi iyiliğim dokunmadı lan benim.
Zıkkım olsun ne diyeyim!
muhtaçlıkta değil aslında bir rica idi sadece çoğundan istediğim, yine de adı ne olursa olsun ne zor şeymiş valla.

Rabbim sana şükürler olsun başımı sokacak bir evim var.
Ve yine kötü günümde sarılacağım bir eşim var.
Ağzı var dili yok bir bebeğim var.
Rabbim sana şükürler olsun elim ayağım var.
Karnımı doyuracak yemeğim var.
Ve yine sana şükürler olsun kocaman bir kalbim var!
Ümit'in askere gitmesiyle ben bir kez daha anladımki bu hayatta insanoğlu yalnız,yapayalnız.
Aile,anne,baba,eş bilmem ne bunlar bir dönem seninle. Peki ya onlar da olmadı?
İşte o zamana çok iyi hazırlanmalı. 'Dost' kelimesi anca bir taraflarımla güleceğim bir kelime şu sıralar.
Bundan sonra hayatıma hiç sokmayacağım aynı zamanda.
İnsan biraz,yaa az biraz yardımcı olmaz mı başka bir varlığa.
Bu nasıl bir iştir kardeşim.
Lan ben ne mal mışım!
Bundan böyle facebook dostu takılanlarında ben teee...
Hepsini engelledim.
Kimseyi istemiyorum.
Tez zamanda buradan da kaçıp gidicem.
Ne de haklıymışım meğer sızlanmalarım da.
Ne ekersen onu mu biçersin?
Hani ektiklerim.
Kimseye mi iyiliğim dokunmadı lan benim.
Zıkkım olsun ne diyeyim!
betimleme
hayat beni neden yorarsın,
isyanım var ulen,
top olun hepiniz,
zıkkım
Pazartesi, Aralık 27, 2010
vestel 0 - ayşe 1
vestel ile verdiğim 60 gün ya da daha fazla süren bir mücadelenin sonuna geldim( umarım )
daha iki yıl öncesinde beyaz eşyalarımızı beyaz umutlarla birlikte seçme evresindeyken whirpool iyidir hoştur dedik ama servisine vestelin baktığını nerden bilebilirdik! bir gece ansızın bozulan buzdolabının bir parçasının 35 gün boyunca manisadan gelmesini bekledik önce.hatta bir ara beklemekten sıkıldık orayı burayı ara ara sonunda o onu bu bunu şu da sunu bağlayınca bu bağlardan merve ablaya ulaştık aha da söz veriyorum valla billla size yeni buzdolabı gönderiyorum dedi ve aksilik olursa beni bu numaradan arayın. heyecanlanan kocam o numaranın çağrı merkezi olduğunu farkedene kadar artık çok geçti!
sonra öyle biri yok dediler ne hikmetse kaç bin çalışana sahip olan çağrı merkezinde merve diye biri olmadığını ilk hecede söyleyiverdiler. sarı çizmeli mehmet ağayı bile sorsak az biraz bakınırdı insan etrafına de mi? yok diyip kestirip attılar. rüya gördük herhalde dedik buzdolabı hayalimizi süslediğinden.ne yaptık ne ettik ses kayıtlarını falan dinletemedik. yoktu öyle bir abla biz uyduruvermiştik!
sonra geldi parça amaaaa bozuk!
35 gün bekle ve gelen parça bozuk olsun.
ama sağolsun servis amcalar ekstra da istemişler bunu da öyle güzel dile getirdilerki. ne yani bozuksa bi 35 gün daha mı beklicezz? yok abla biz bundan 4 tane söyledik bozulursa yine diye.ileri görüşlü insanlar sayesinde bu kez işimiz hallolmuştu. artık buzdolabı kullanıma hazırdı buna emin olabilirdik.
2 hafta idare etti ve yine içindeki herşey de çöpe gitti. bu kez tanı koymaları çok zor olmadı.
-'hımmm sanırım elektirik gitmiş gelmiş ondan olmuş bu
evet evet ondan
siz kapısını açın iki gün kalsın öyle sonra düzelir!
biz de öyle yaptık mecbur. derken az biraz soğutur gibi oldu tamamdır dediler.
2 gün idare etti ve yine herşey çöpe gitti.
çağrı merkezini her aradığımda da herkes beni anladığını ifade etti.
ben güzin ablayı aradım sanki.
sağolsun pek anlayışlılar.
bu kez artık servis amcayla kanka olduk ya direk onu aradım gelsene amca bizimki yine gitti diye.
tamam eve biri gitsin geliyorum ben.
eve gittik gelmedi.
yarın arayın gelicem abla.aradık ulaşamadık.
yarın dörde kadar ablaa...
ne gelen var ne giden.
bu kez çağrı merkezine ağladım artık yalvardım.
bu işkence bitsin yalvarırım noolur alın bunu bi tane daha alayım geri vereyim noolur diye.
yok yok yok.
sonra bir gün çıkageldiler.
meğersem arkadan kablo mu ne kopmuş.
aslında tüm sorun buymuş!
ben bu aralıkta bir de şikayet yazmıştım web ten
derken herşey bitti.
cepten aradı beni çağrı merkezi.
işteyim açamıyorum ama anlamıyor 3 kere aradı peşpeşe.
ev numaram
annemin numarası
masa numaram hiçbiri denenmedi bile
sonra mailime düşen bir yazı
Sayın Ayşe GÜLEÇ ,
Saygılarımızla,
Vestel Pazarlama AŞ.
tuketicihizmetleri@vestel.com.tr
(212) 444 4 123
ve Sayın Ayşe Güleç'in yanıtı,
Sayın ilgisiz,
Zira sizi ilgili diye tanımlamak son derece esprili bir yaklaşım olur.
Şikayetimin üzerinden 23 gün geçtikten sonra işyerimde müşteri ile birebir konuşuyor olmam sebebiyle açamadığım telefonumu ısrarla ve peşpeşe arayıp ardından da bu hızlı dönüşünüzü
bir maille perçinleştirmek çok zor olsa gerek.
Bahsi geçen sorunun bir buzdolabı ile ilgili olduğunu ve bir evde buzdolabı olmadan yaşamanın ne demek olduğunu anladığınızı hiç düşünmesem de belki anlamanızı kolaylaştırmak için şunu belirtmem gerekir ki
son iki ayda en az 500 tl zaten bozulan gıda maddeleri için çöpe attım. Çünkü servis her geldiğinde tamamdır dese de birkaç gün sonra aynı sorunu yaşadım.
Nihayet tüm uğraşlarım sonucu 5. kez gelen arkadaşınız aslında kabloların koptuğunu çözebildi.
Aynı insan aynı buzdolabı! Ama problemi sadece teşhisi için aylar geçmesini bekledi.
Bu size ayrı bir haz mı veriyor bilmiyorum.
Servisinizden,beni sürekli anladığını ifade eden Çağrı Merkezinizden ve çalışma şeklinizden hiç memnun kalmadım.
Dilerim bir daha size muhtaç kalmam.
Ve yine size sorarım bilmem kaç milyon nüfuslu sevgili ülkemizde REPLY seçeneğini anlayacak insan sayısı bir elin on parmağını geçmezken böyle kaliteli insan arayışı içine giriyorsunuz da
çalışanlarınızı seçerken niye aynı titizliği göstermiyorsunuz?
Not: arayarakda değil arayarak ta şeklinde yazmanız gerekir bilginize.
Saygılarımla,
daha iki yıl öncesinde beyaz eşyalarımızı beyaz umutlarla birlikte seçme evresindeyken whirpool iyidir hoştur dedik ama servisine vestelin baktığını nerden bilebilirdik! bir gece ansızın bozulan buzdolabının bir parçasının 35 gün boyunca manisadan gelmesini bekledik önce.hatta bir ara beklemekten sıkıldık orayı burayı ara ara sonunda o onu bu bunu şu da sunu bağlayınca bu bağlardan merve ablaya ulaştık aha da söz veriyorum valla billla size yeni buzdolabı gönderiyorum dedi ve aksilik olursa beni bu numaradan arayın. heyecanlanan kocam o numaranın çağrı merkezi olduğunu farkedene kadar artık çok geçti!
sonra öyle biri yok dediler ne hikmetse kaç bin çalışana sahip olan çağrı merkezinde merve diye biri olmadığını ilk hecede söyleyiverdiler. sarı çizmeli mehmet ağayı bile sorsak az biraz bakınırdı insan etrafına de mi? yok diyip kestirip attılar. rüya gördük herhalde dedik buzdolabı hayalimizi süslediğinden.ne yaptık ne ettik ses kayıtlarını falan dinletemedik. yoktu öyle bir abla biz uyduruvermiştik!
sonra geldi parça amaaaa bozuk!
35 gün bekle ve gelen parça bozuk olsun.
ama sağolsun servis amcalar ekstra da istemişler bunu da öyle güzel dile getirdilerki. ne yani bozuksa bi 35 gün daha mı beklicezz? yok abla biz bundan 4 tane söyledik bozulursa yine diye.ileri görüşlü insanlar sayesinde bu kez işimiz hallolmuştu. artık buzdolabı kullanıma hazırdı buna emin olabilirdik.
2 hafta idare etti ve yine içindeki herşey de çöpe gitti. bu kez tanı koymaları çok zor olmadı.
-'hımmm sanırım elektirik gitmiş gelmiş ondan olmuş bu
evet evet ondan
siz kapısını açın iki gün kalsın öyle sonra düzelir!
biz de öyle yaptık mecbur. derken az biraz soğutur gibi oldu tamamdır dediler.
2 gün idare etti ve yine herşey çöpe gitti.
çağrı merkezini her aradığımda da herkes beni anladığını ifade etti.
ben güzin ablayı aradım sanki.
sağolsun pek anlayışlılar.
bu kez artık servis amcayla kanka olduk ya direk onu aradım gelsene amca bizimki yine gitti diye.
tamam eve biri gitsin geliyorum ben.
eve gittik gelmedi.
yarın arayın gelicem abla.aradık ulaşamadık.
yarın dörde kadar ablaa...
ne gelen var ne giden.
bu kez çağrı merkezine ağladım artık yalvardım.
bu işkence bitsin yalvarırım noolur alın bunu bi tane daha alayım geri vereyim noolur diye.
yok yok yok.
sonra bir gün çıkageldiler.
meğersem arkadan kablo mu ne kopmuş.
aslında tüm sorun buymuş!
ben bu aralıkta bir de şikayet yazmıştım web ten
derken herşey bitti.
cepten aradı beni çağrı merkezi.
işteyim açamıyorum ama anlamıyor 3 kere aradı peşpeşe.
ev numaram
annemin numarası
masa numaram hiçbiri denenmedi bile
sonra mailime düşen bir yazı
Sayın Ayşe GÜLEÇ ,
Başvurunuzla ilgili olarak verdiğiniz iletişim numaralarından size ulaşılamamıştır. Size ulaşabileceğimiz başka bir telefon numarası iletebilirseniz en kısa süre içerisinde sizinle iletişim kurulacaktır. Ayrıca isterseniz aşağıdaki müşteri hizmetleri numaramızı arayarakda bize ulaşabilirsiniz.
Not: Daha hızlı iletişim sağlanabilmesi için cevabınızı, size gönderilen bu mail üzerinden REPLY seçeneğini kullanarak göndermenizi rica ediyoruz.
Saygılarımızla,
Vestel Pazarlama AŞ.
tuketicihizmetleri@vestel.com.tr
(212) 444 4 123
Sayın ilgisiz,
Zira sizi ilgili diye tanımlamak son derece esprili bir yaklaşım olur.
Şikayetimin üzerinden 23 gün geçtikten sonra işyerimde müşteri ile birebir konuşuyor olmam sebebiyle açamadığım telefonumu ısrarla ve peşpeşe arayıp ardından da bu hızlı dönüşünüzü
bir maille perçinleştirmek çok zor olsa gerek.
Bahsi geçen sorunun bir buzdolabı ile ilgili olduğunu ve bir evde buzdolabı olmadan yaşamanın ne demek olduğunu anladığınızı hiç düşünmesem de belki anlamanızı kolaylaştırmak için şunu belirtmem gerekir ki
son iki ayda en az 500 tl zaten bozulan gıda maddeleri için çöpe attım. Çünkü servis her geldiğinde tamamdır dese de birkaç gün sonra aynı sorunu yaşadım.
Nihayet tüm uğraşlarım sonucu 5. kez gelen arkadaşınız aslında kabloların koptuğunu çözebildi.
Aynı insan aynı buzdolabı! Ama problemi sadece teşhisi için aylar geçmesini bekledi.
Bu size ayrı bir haz mı veriyor bilmiyorum.
Servisinizden,beni sürekli anladığını ifade eden Çağrı Merkezinizden ve çalışma şeklinizden hiç memnun kalmadım.
Dilerim bir daha size muhtaç kalmam.
Ve yine size sorarım bilmem kaç milyon nüfuslu sevgili ülkemizde REPLY seçeneğini anlayacak insan sayısı bir elin on parmağını geçmezken böyle kaliteli insan arayışı içine giriyorsunuz da
çalışanlarınızı seçerken niye aynı titizliği göstermiyorsunuz?
Not: arayarakda değil arayarak ta şeklinde yazmanız gerekir bilginize.
Saygılarımla,
Pazar, Aralık 19, 2010
trajikomik
nicedir yazmaya çalışıyorum ama bir türlü olmuyor
en büyük engelse bizim kızın burnu.
ümm gitti gideli iyice melankolik takılır oldu hatun kişi.illa gece gündüz kucağımda
yanağı yanağımda , kolu kolumda olacak! burnunu da kucağımdaki netbook'u yere atmak için sinsice kullanmıyor değil. sürekli ilgi isteyen bebeğimi öpüp koklarken de klavyeden uzaklaşıveriyorum.
ilginç olduğunu söyleyemem günün,
ama ilginç replikler kaldı kulağımda.
bugün en çok satıcılar çekti dikkatimi özellikle selpak al'cılar.
mecidiyeköy metrosunun oracıkta
'biiiirr mendil al
biirrrr mendil al
biiiirrr mendil al bir ıslaaakk mendil al'
şeklinde vurgusunu ' bir 'den ' ıslak mendile 'çeken teyze

metrobüs yolunda ise
'mendil alınııızzz
mendil alınıızzzz'
diye bağıran kibar amca.
yine de en çok ellerinde koca koca gazetelerle beyoğlu'nu yaya trafiğine kapatan solcu gençliğe uyuz oldum.
ve yine en anlam veremediğim bir grubun broşür dağıtırken 'ingilizce' diyip kurs şeysilerini eline tıkıştırmaya çalışan ' vurdumduymaz' propagandacı halleri. bari azcık inanmış gibi yap o şirkete di mi?
hem 'ingilizce' ne ya!
kurs de eğitim de bişey de.'ingilizce' çat broşür elinde!
bir de güldüren detaylar varki bunlardan ilki taksim metro da yabancı bir amcanın birilerine soru sorarken
soru sorduğu kızın yanıtlayamaması ve arkasına bakıp 'ingilizce bilen var mııı?' diye çığırmasıyla
herkesin amanın kaç kaç kaç edasıyla ordan oraya dağılması ve niyeyse bu genç bayanın' ne biçim ülke ne biçim insanlar nasıl bir Türkiye yabancı dil bilen nasıl olmaz' diye höykürmesi. sanki kendi Türk değil sanki o yabancı dilden muaf geldi bu hayata!
hayat garip evet ama sanki bizim ülke daha bir enteresan?
bilmiyorum belki de ben yanlış pencereden bakıyorum.
gelelim ümm'eeee
'herşey vatan için' diye bağırırken sesi gitmiş kocamın.
bu sabah olmayan sesi ile konuşmaya çalıştım.
bir grup insanı 5,5 ay işinden gücünden edip ve kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yaptırmadan
çok şey yapıyormuşcasına 'herşey vatan için' diye bağırtma eylemine askerlik görevini yerine
getirtmek gibi bir anlam yükleniyor ya pes doğrusu.
bugün yani tam bir hafta sonra ilk kez banyo yapmışlar.
ve dahası bütün gün bahçede gezip temizlik yapmışlar.
bu ne çelişki vatan sadece bir kara parçası değilki!
onu vatan kılan üzerinde yaşayanlar aynı zamanda.
onlar pis dururken tabanı temizlemek neyin nesi?
sanırım hayat herşeye rağmen güzel.
nefes aldığım için mutluyum,kendimi ifade edebilecek yetiye sahip olduğum için de.
ve daha pek çokları için.
hem bunlar da olmasa ne yazardım ben bugün di mi diyerek bu garibanı avutuyor,
iyi geceler diliyorum.
en büyük engelse bizim kızın burnu.
ümm gitti gideli iyice melankolik takılır oldu hatun kişi.illa gece gündüz kucağımda
yanağı yanağımda , kolu kolumda olacak! burnunu da kucağımdaki netbook'u yere atmak için sinsice kullanmıyor değil. sürekli ilgi isteyen bebeğimi öpüp koklarken de klavyeden uzaklaşıveriyorum.
ilginç olduğunu söyleyemem günün,
ama ilginç replikler kaldı kulağımda.
bugün en çok satıcılar çekti dikkatimi özellikle selpak al'cılar.
mecidiyeköy metrosunun oracıkta
'biiiirr mendil al
biirrrr mendil al
biiiirrr mendil al bir ıslaaakk mendil al'
şeklinde vurgusunu ' bir 'den ' ıslak mendile 'çeken teyze

metrobüs yolunda ise
'mendil alınııızzz
mendil alınıızzzz'
diye bağıran kibar amca.
yine de en çok ellerinde koca koca gazetelerle beyoğlu'nu yaya trafiğine kapatan solcu gençliğe uyuz oldum.
ve yine en anlam veremediğim bir grubun broşür dağıtırken 'ingilizce' diyip kurs şeysilerini eline tıkıştırmaya çalışan ' vurdumduymaz' propagandacı halleri. bari azcık inanmış gibi yap o şirkete di mi?
hem 'ingilizce' ne ya!
kurs de eğitim de bişey de.'ingilizce' çat broşür elinde!
bir de güldüren detaylar varki bunlardan ilki taksim metro da yabancı bir amcanın birilerine soru sorarkensoru sorduğu kızın yanıtlayamaması ve arkasına bakıp 'ingilizce bilen var mııı?' diye çığırmasıyla
herkesin amanın kaç kaç kaç edasıyla ordan oraya dağılması ve niyeyse bu genç bayanın' ne biçim ülke ne biçim insanlar nasıl bir Türkiye yabancı dil bilen nasıl olmaz' diye höykürmesi. sanki kendi Türk değil sanki o yabancı dilden muaf geldi bu hayata!
hayat garip evet ama sanki bizim ülke daha bir enteresan?
bilmiyorum belki de ben yanlış pencereden bakıyorum.
gelelim ümm'eeee
'herşey vatan için' diye bağırırken sesi gitmiş kocamın.
bu sabah olmayan sesi ile konuşmaya çalıştım.
bir grup insanı 5,5 ay işinden gücünden edip ve kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yaptırmadan
çok şey yapıyormuşcasına 'herşey vatan için' diye bağırtma eylemine askerlik görevini yerine
getirtmek gibi bir anlam yükleniyor ya pes doğrusu.
bugün yani tam bir hafta sonra ilk kez banyo yapmışlar.
ve dahası bütün gün bahçede gezip temizlik yapmışlar.
bu ne çelişki vatan sadece bir kara parçası değilki!
onu vatan kılan üzerinde yaşayanlar aynı zamanda.
onlar pis dururken tabanı temizlemek neyin nesi?
sanırım hayat herşeye rağmen güzel.
nefes aldığım için mutluyum,kendimi ifade edebilecek yetiye sahip olduğum için de.
ve daha pek çokları için.
hem bunlar da olmasa ne yazardım ben bugün di mi diyerek bu garibanı avutuyor,
iyi geceler diliyorum.
Salı, Aralık 14, 2010
aniden
sıkıldım dedim artık burdan.deniz kokmaz,insan barındırmaz,buz kesmiş bu memleketten.
gelmedi mi tüm kötülükler burda başımıza. kalk gidelim...
olur mu dedin öyle aniden,iş yok,ev yok,olur mu?
oldu.
mis gibi de oldu.
ev de oldu, işte bulundu, yuva da kuruldu.
aktı su yolunu da buldu.
yağmurlu bir İstanbul sabahı.
tek istediğimiz kahvaltı yapmak sahil kıyısında.
dalgaları dinlemek kalabalıktan uzak.
insanlar gergin,günlerden pazartesi bayram dönüşü ilk iş günü.
biz seninle özlemini duyduğumuz birşey yapıyoruz; ilk kez bir hafta başına istanbul'da ve 'iş'leri durdurarak başlıyoruz. gideceksin ya kalan hiçbir şeyi umursamıyoruz.
saatlerce gazete okuyup denizi izliyoruz,planlar yapıyoruz aslında plan da değil düş çoğu ama çaktırmıyoruz.
istanbul güzel yer,iyiki gelmişiz diyoruz.
iyiki hiç düşünmemişiz
hep olduğu gibi...
betimleme
bizim herif,
estanbol,
luckiest,
tatil mod on,
yılmazlar
Pazar, Aralık 12, 2010
canın sağolsun
telefondaki ses 'bir daha ne zaman ararım bilmiyorum' diyor
bir de 'seni çok özledim'...
2008 yazı temmuz ayı tuttu ellerim ellerini 11.12.2010'da ilk kez bırakıyor
mayıs 17 ye kadar... seninle ne kısaydı günler geceler; sensiz ne kadar uzun.
çabuk git gel.
yolun açık olsun; kızın ve karıcın seni bekler...
betimleme
asker yolu beklerim,
ayrılık,
bizim herif,
o şimdi asker
Pazartesi, Aralık 06, 2010
aslı vardı bir zamanlar,şimdi ise sureti...
bazı hayatların akışına birebir tanık olmak yıpratır bazen beni,üzer de üzer.
hem o hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa ne üzer,nasıl üzer bilemezsiniz...
birinin aşkına tanık olmak;yüreğini dağlayan insana tutkuyla bağlılığını görmek ve hatta daha da başa gidince ilk kurlar,bakışlar,o daha ilk kalp atışlarını dinlemek,yaşamak onunla... sonra gezmeceler,birbirini tanımalar,kavgalar,oyunlar,'o olmadığını anladım'lar, aldatmalar,ayrılışlar;bazen aldatmadan ayrılışlar,kırık iki kalp ve küsmeceler hayata. sonra?
'başka biri' arayışları...işte tam burda aklıma ilk gelen, aşık olanın bir daha bu duyguları yaşarken ezber yaptığı; sadece ve sadece nesne bulmanın arifesinde olduğudur. işte tam burda benim canım yanar gereksiz.
oysa bu kız şu önceki adama ne aşıktı derim. masada yemek yerken elleri titrer,kaybetmekten korktuğu an nöbetler yaşar,beyaz gelinlik hayallerini onunla kurardı. oysa bu kızın annesi ne çok severdi o adamı derim. el ele tutuşurken onlar ben bakıp bakıp 'ulan ne güzel' diye iç çekerdim derim. peki ya şimdiki kötü adam mı: kesinlikle hayır!sevmiyor mu bu kızı;diğerinden bin fazla! o zaman sorun ne? ben niye hep birinin gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' kabullenemem düşünür dururum.
aşk denilen acı bir kere yaşanır çünkü. canın yandıkça yansın istersin. dünya nasıl dönmüş,kiminle dönmüş değil başını yasladığın omuzla daha kaç saat ayrılmadan kalırsın bunu hesap edersin. karnın ağrır,yanındayken sabah olmasın,uzaktayken geceler daha fazla uzamasın diye hayal edersin. şarkılar dinlerken nerde hüzün duysan,acı bulsan içine kendini yerleştirir; bu acının tatlı gelen yanını keşfe çıkarken aklını da portmantoya asılı bırakıverirsin. duymak istemezsin mantık geçen cümleleri. kaybetmekten korkmazsın,en kazanılası varlığın avuçlarında olduğunu gördükçe. paylaşmak istemezsin onu! gözlerinin başka göze değdiğini bilsen kat kat alev alır ateşin öfkeler basar her bir yanını , ölsün o paylaşılan istersin. hayallerin güzel bir iş,mutlu bir yuva olmaz, tek bir hayalin vardır 'o'nunla olmak; nerde nasıl pek aldırış etmezsin.
işte tam bunlardan sonra neden olur ayrılıklar bilinmez. ama ben bir adamın gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' suret sayarım. ezber olur yaşananlar,içinde daha az bağımlılık daha çok mantık gizlenir. daha az yanlış yaparsın daha çok 'seversin' ama canın yanmadıkça,kavrulmadıkça,hayallerin güzel bir ev,huzurlu bir yuva oldukça yorgunluğunu atmak için bir limana yanaşırsın ancak.
ve sen farkedilmez sanırsın ama gözlerinde o acıyı yaşamak istiyorum diye yalvaran bakış vardır.
içinde yanmaya hazır bir yürek.olmaz bilirsin,inatla devam edersin;vazgeçmek olmaz bilirim ama dedim ya ne olursa olsun bir hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa üzülürüm işte ben keşke bir surete ihtiyaç olmasaydı der dururum gereksiz...
hem o hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa ne üzer,nasıl üzer bilemezsiniz...
birinin aşkına tanık olmak;yüreğini dağlayan insana tutkuyla bağlılığını görmek ve hatta daha da başa gidince ilk kurlar,bakışlar,o daha ilk kalp atışlarını dinlemek,yaşamak onunla... sonra gezmeceler,birbirini tanımalar,kavgalar,oyunlar,'o olmadığını anladım'lar, aldatmalar,ayrılışlar;bazen aldatmadan ayrılışlar,kırık iki kalp ve küsmeceler hayata. sonra?
'başka biri' arayışları...işte tam burda aklıma ilk gelen, aşık olanın bir daha bu duyguları yaşarken ezber yaptığı; sadece ve sadece nesne bulmanın arifesinde olduğudur. işte tam burda benim canım yanar gereksiz.
oysa bu kız şu önceki adama ne aşıktı derim. masada yemek yerken elleri titrer,kaybetmekten korktuğu an nöbetler yaşar,beyaz gelinlik hayallerini onunla kurardı. oysa bu kızın annesi ne çok severdi o adamı derim. el ele tutuşurken onlar ben bakıp bakıp 'ulan ne güzel' diye iç çekerdim derim. peki ya şimdiki kötü adam mı: kesinlikle hayır!sevmiyor mu bu kızı;diğerinden bin fazla! o zaman sorun ne? ben niye hep birinin gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' kabullenemem düşünür dururum.
aşk denilen acı bir kere yaşanır çünkü. canın yandıkça yansın istersin. dünya nasıl dönmüş,kiminle dönmüş değil başını yasladığın omuzla daha kaç saat ayrılmadan kalırsın bunu hesap edersin. karnın ağrır,yanındayken sabah olmasın,uzaktayken geceler daha fazla uzamasın diye hayal edersin. şarkılar dinlerken nerde hüzün duysan,acı bulsan içine kendini yerleştirir; bu acının tatlı gelen yanını keşfe çıkarken aklını da portmantoya asılı bırakıverirsin. duymak istemezsin mantık geçen cümleleri. kaybetmekten korkmazsın,en kazanılası varlığın avuçlarında olduğunu gördükçe. paylaşmak istemezsin onu! gözlerinin başka göze değdiğini bilsen kat kat alev alır ateşin öfkeler basar her bir yanını , ölsün o paylaşılan istersin. hayallerin güzel bir iş,mutlu bir yuva olmaz, tek bir hayalin vardır 'o'nunla olmak; nerde nasıl pek aldırış etmezsin.
işte tam bunlardan sonra neden olur ayrılıklar bilinmez. ama ben bir adamın gözündeki ilk aşka tanık olmuşsam bir başka 'aşkı' suret sayarım. ezber olur yaşananlar,içinde daha az bağımlılık daha çok mantık gizlenir. daha az yanlış yaparsın daha çok 'seversin' ama canın yanmadıkça,kavrulmadıkça,hayallerin güzel bir ev,huzurlu bir yuva oldukça yorgunluğunu atmak için bir limana yanaşırsın ancak.
ve sen farkedilmez sanırsın ama gözlerinde o acıyı yaşamak istiyorum diye yalvaran bakış vardır.
içinde yanmaya hazır bir yürek.olmaz bilirsin,inatla devam edersin;vazgeçmek olmaz bilirim ama dedim ya ne olursa olsun bir hayatın içinde çoklu aşklar saklıysa üzülürüm işte ben keşke bir surete ihtiyaç olmasaydı der dururum gereksiz...
betimleme
hayat beni neden yorarsın,
kimdir bu insanlar
Pazar, Aralık 05, 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
































